<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820</id><updated>2011-08-24T03:58:58.401+03:00</updated><title type='text'>Aklımızdan Tavşanlar</title><subtitle type='html'>Üç silahşörden hayata dair leziz, hafif gözlemeler.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>LDP</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>175</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-2691806122341968373</id><published>2010-09-15T23:20:00.007+03:00</published><updated>2010-09-16T00:07:43.446+03:00</updated><title type='text'>BENCE ''7'', YERSENİZ :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/TJE0YLwFCpI/AAAAAAAAABM/LE3MUd4jUkA/s1600/77.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 201px; FLOAT: left; HEIGHT: 251px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517248608581520018" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/TJE0YLwFCpI/AAAAAAAAABM/LE3MUd4jUkA/s320/77.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;          Dost nedir? Kardeş derecesinde dost nedir? Kim arkadaştır, dost arkadaştan daha mı kıymetlidir, bide bunlarin yaninda kankam v.b. şekilde tanımlanmış farklı seviye dostlluklar tanımlanır ki bu tanımlamalardan binlercesinden sadece birini söyledim :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;          Bakın şunu söyliyim önce, yanlizlik Allah'a mahsustur, biz insanlar birilerine ihtiyac duyariz, bu kalabaliktan hoslaniriz olarak anlasilmasin:) Insan her zaman paylasacagi konusacagi gicik olacagi kavga edecegi ....... gibi bir cok istesli fiile ihtiyac duyar ve biri olsun ister, ama biri derken sadece bir kisi degildir bu, sonucta bir insan ayni kisiyi hem sevip hemde nefret edemez (gerci bunu yapanlar var ama demek istedigimi anladiniz siz:) ) yani insan sosyal bir hayata ihtiyac duyar, bu sonuca nasil vardim bende anlamadim, yani insan iliskileriyle vardir ve bu iliskilerinin artisiyla eksisiyle devamliligini ister, bunu dile getirmesede dogasinda bu vardir. Simdi bunlarin hepsini bir tarafa birakin :)) Onemli olan insanin ihtiyac duydugu insanlardan dost olanlar...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/TJEzXfdnKiI/AAAAAAAAAA0/mAn1Yre-zUI/s1600/7777.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 209px; FLOAT: right; HEIGHT: 242px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517247497181276706" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/TJEzXfdnKiI/AAAAAAAAAA0/mAn1Yre-zUI/s320/7777.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;          Kimdir dost, aci soyleyen midir? Genelde boyle tanimlanir bu kavram, yani dinlicen dinlicen sonra karsidakinini yuzune taaaak diye carpcan gercegini... sonra o da dicekki ay ne guzel lafi koydu, bu benim dostum olmali :))) ya gidin Allah askina..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;          Ben bugunlerde tum hayallerimi endisesizce soyleyip onunda katkisiyla hayalllerimize hayal katarak ufkumuzu acacagim, fikrime beni elestirmeden dinleyecek olan, hayatin tum gercekligini yok sayarak alabildigine bir fikir paylasimini yapmayi arzuluyorum.. Aslinda bunu yapabilecegim biri var ama yakinimda degil, ole hadi diyince oturamiyoruz ki, uzakta biraz, bigun olurda aa bizim blogumuz vardi derde okursa o bilir kendini :)) Boyle birinin olmasi guzel bisey de her zaman yaninda olmamasi biraz kotu, cunku birikiyo icinizde, sonra sikinti yapiyor, bunaltiyor, ha diyincede gelmiyor ki .. ha ha olmuyo gelmiyo iste :)) Boyle sen konussan oda sana hicbir eksikligini ve aci gercekleri yuzune vurmadan bence boyle daha iyi olur diyerek seni alip bir ust basamaga cikaran biri, alabildigine geyik... yok bu zamanda boylesi insanlar..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;          İsin bu noktasinda ben boyle insanlara ne denilecegini bilmiyorum, yani bu arkadas mı, bence degil, cunku arkadas gercek anlamda her zaman sana guvence olacak olan arkanda tas gibi duran kisi olsada gunumuzde tanistigimiz biseyler paylastigimiz veya paylasma ortaminda veya durumunda kaldigimiz temelde birbirinize bir dusmanlik beslemediginiz ama ote taraftan onun icinde tum fedekarliklari yaparim demediginiz insan demektir. Dost dedigimiz ise yukarida da bahsettigimiz sizi daha iyi taniyan bi noktada size zarar gelmemesi icin yeri gldiginde lafi esirgemeden gercekleri yuzune vuran (uslubuyla) iyi niyetli insanlardir, fakat ne biliyim bazen insanlar bazen bu kadar realist tipleri istemezler karsinda, en azindan bana oyle geliyor:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;          Peki kanka... o nedir ole.. buda son zamanlarda ici bos dostluklardir, lafta dostluk cok saglam gorunen ama genelde laylay gorunen tipler arasindaki enterasan bir tanisiklik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/TJEz6AUwWyI/AAAAAAAAAA8/flvC2kfcn9w/s1600/73.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 170px; FLOAT: left; HEIGHT: 191px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517248090118052642" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/TJEz6AUwWyI/AAAAAAAAAA8/flvC2kfcn9w/s320/73.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;          Yani digecegim oki yukarida bahsettigim cizgideki insana soylenecek genel bir ifade olmasada genel cercevede ılımlı ve daha soft soylemli geyik dost +1 gibi bir tanim yapiyorum bunada ben ''tipyedi'' diyecegim. Haa siz bunu ister halka mal edin, ister sizde boyle birini bulursaniz kendinizce baska bisey diyin :)))&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;          Feriii hissst, olm tipyediyi arada gelsin ya artik, olm gorusemedik ya ben bu elemani gormeden yapamiyorum yaa, olm bu adam bende once olurse ben naparim yaa, Allah korusun.. Gel ya ne olursan ol gel, feridun sen degil aslanim, git sen cagir tipyediyi, hadiii bakma ole :) &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-2691806122341968373?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/2691806122341968373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=2691806122341968373&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/2691806122341968373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/2691806122341968373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2010/09/bence-7-yerseniz.html' title='BENCE &apos;&apos;7&apos;&apos;, YERSENİZ :)'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/TJE0YLwFCpI/AAAAAAAAABM/LE3MUd4jUkA/s72-c/77.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-6735036610793330642</id><published>2009-05-01T15:12:00.006+03:00</published><updated>2009-05-01T16:20:26.486+03:00</updated><title type='text'>Baba adamsın!</title><content type='html'>Meşhur sinema sitesi imdb'ye göre 2009 itibariyle de tarihin gelmiş geçmiş en iyi ikinci filmi &lt;a href="http://www.imdb.com/chart/top"&gt;baba&lt;/a&gt;. Çok ilginç bir durum olmakla ve bilimum gereksiz dizi ve filmleri seyretmiş olmama rağmen baba gibi kült bir filmi seyretmek (bkz. tipbir ile gizli projemiz) bir türlü nasip olmadı. Televizyonda da çıktı, bakmadın mı kardeşim diyeceksiniz ama o film çıktığında kumandanın kanal değiştirme tuşu hiç olmadığı kadar cazip geliyor. Belkide önce havaya girmem gerek. Eve birkaç posterini asmak, bir kedi almak vs. Evet, evet! Önce havaya girip tüm seriyi bir defada yutmayı denemeliyim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bakıyorumda konudan sapma hususunda oldukça başarılıyım. Onca zaman sonra, üzerimde biraz tutukluk olmasına rağmen, değişik ve leziz bir dondurmalı tatlı eşliğinde bu yazıyı yazıyor olmamın esas sebebi tipbir'in çok baba bir adam olduğunu cümle aleme duyurmaktır. Arada siteyi canlandıralım diyordu kendileri. İtiraf edeyim sevgili bildirgec te uzaylılar linkini reklamını görmesem aklıma da gelmezdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgili tipbir bugün, hayatın değişik ve birbirinden ilginç çeşitli evrelerinden en keyifli, en gurur verici ve yaşlanıyormuyuz ne yahu! dedirenlerinden birini yaşıyor bugün. Baba oluyor! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_Ssbu24U2LCU/SfruTszyknI/AAAAAAAAAAM/JQTN7FfWBaM/s320/42-21781318.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330835131159712370" /&gt;&lt;div&gt;Sevgili "savaşlarda gücü ve yılmazlığıyla üstünlük kazanan veya yiğitlik gösteren kimse" (&lt;a href="http://tdkterim.gov.tr/seslisozluk/?kategori=yazimay&amp;amp;kelimesec=006276"&gt;tdk&lt;/a&gt;). Can dostum tipbir'in dünyaya bugün gelmesi beklenen oğlu, kıymetli yeğenim. Sen şu saat itibariyle hala dünyamıza teşrif etmedin. Baban tipbir hastanenin önünde dört dönüyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen büyüyüp koca bir adam olacaksın. Biz ak saçlı (öhöm)  ihtiyarlar olacağız. Sen bu satırları okuyacak ve yazacaklarıma hak vereceksin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle ne kadar şanslı biri olduğunu söylemek isterim. tipbir gibi nesli tükenmek üzere olan baba adamlardan birinin oğlusun.  İtiraf etmeliyim ki sen doğmadan arkadandan çok konuştuk yeğenim. Sana meyvelerle ilgili komik isimler bile taktık. Ama tipbir, anneninde sayesinde, sadece babanla benim değil seninde çok seveceğin bir isim buldu nihayet. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tipbir yani baban, akıllı, makul, çok ama çok espirili bir insan. Bulunmaz (son yıllarda çok özlediğim) bir dost. Hayatı sana sevdirecek bir baba olacak buna şüphem yok. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dünyaya gelişine annen ve baban kadar bende çok seviniyorum. Sana sağlıklı, mutlu ve uzun bir ömür diliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-6735036610793330642?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/6735036610793330642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=6735036610793330642&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/6735036610793330642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/6735036610793330642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2009/05/baba-adamsn.html' title='Baba adamsın!'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Ssbu24U2LCU/SfruTszyknI/AAAAAAAAAAM/JQTN7FfWBaM/s72-c/42-21781318.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-2762460804604521025</id><published>2009-02-15T01:01:00.003+02:00</published><updated>2009-02-15T02:04:32.440+02:00</updated><title type='text'>HAYATIMIZA SIZAN KELİME ''VİZYON''</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/SZdQzEVo3MI/AAAAAAAAAAc/jldltXf0N4c/s1600-h/vizyon_resim.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5302795924520099010" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 278px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/SZdQzEVo3MI/AAAAAAAAAAc/jldltXf0N4c/s320/vizyon_resim.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Ey vizyon sahipleri! Bilirsiniz vizyon sahibi hint asıllı rus iktisatçının çok bildiğimiz bir sözü vardır ''görüşü bakış seziş, berduş'.  Hadise tüm çıplaklığıyla ortada, birşey söylemeyeceğim, oturun düşünün:) Bu arada tüm çıplaklığıyla ortada olan hadisenin herkesin tanıdığı hadiseyle sadece isim benzeşmesi var, konuyu saptırmayın :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu güzel deyişle konuyu vizyona getirmiş olduk :) olduk olduk, itiraz edenler var gibi ama olan oldu:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha bir kaç seneye kadar sadece televizyon kelimesi içinde kullandığımız vizyonu artık dilimizden düşürmez olduk, bizim için bir kurtuluş yolu, çıkış yolu ümit yolu haline geldi. Peki onu bu hale kim getirdi ve neden? işte bu soruyunun cevabını bulacaz, biraz konuyu irdeleyeceğiz, sallayacağız, belkide sarsacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Vizyon sahibi olmak'' günümüzde kişiyi ayrıcalıklı kılan, tercih sebebi kılan bir vasıftır, peki nedir bu insanların diğerlerinden farkı, tek bir fark var bu canlıların geleceğe dair planları vardır, bu bireysel olduğu gibi kurumsalda olabilir, bu noktada kurumsal vizyona sahip akıllar kıymetli olarak değerlendirilir ki doğrudurda. Ama plan nedir? kimin menfaatine, kim eksenli, ne için gibi sorular önem kazanacaktır, bir kere bu plan ne olursa olsun meseleyi alıp bir üst basamağa çıkarmalıdır, dimi. temelde zaten bu bekleniyor, ozaman biraz toparlıyım, demekki bireysel veya kurumsal anlamda geleceğe dair planı, hedefi hayali olan insanlar vizyon sahibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes geleceğe dair plan yapar, hayal kurar oyle değil mi, diyebilirmisiniz benim planım yok, ot gibi yaşıyorum, birinin üstüme basarak belimi kırmasını bekliyorum diye, hayır, peki hayalleri olmayan, kuramayan? bakın boyle arkadaşlar varsa onlarla özel bir yazıda hitap edebilirim, şimdilik hayalleri olanlar muhatabımdır :) plan var hayal var ama kimse size bireysel anlamda da olsa vizyon sahibi demiyor, demiyorsa bunun tek bir sebebi vardır, oda kimseye hayallerinizden ve planlarınıdan bahsetmiyorsunuz demektir, yada kendinizi kandırıyorsunuz:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ilginç noktasını sizinle paylaşıcam, hazır olun, size oyle arkadaşlardan bahsedeceğim ki, onlar kendilerini çok iyi bilir, bunların vizyonun gerekliliğine inansalarda iradelerini kullanarak bir vizyona sahip olmayan insanlardır.. Bakın ben dedim, sert yazarım, kaşırım, çok pis deşifre ederim. ben gerekirse bu tiplerin burada tek tek ismini verirrim ama vermicem, öyle değil mi feridun:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip arkadaşlar hayatlarında vizyon sahibi olan arkadaşalarının vizyon genişliğinden beslenip kendini iyi hissetmeye çalşan vizyon adına copy paste sohbetlere giren ve toplumda kamufle olmuş insanlardır. Bunlar plansiz hayalsiz canlılardır, plan ve hayalleri gelip geçici hevesler içindir, vizyon için söylüyorum bakın altını çizerek belirtiyorum ki, vizyon için uzun soluklu plan ve mantıklı hayallerin sistematik olarak hayata geçirilmesi esastır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte çok kişinin gol yediği noktaya geldik... Bizler (kim oluyorsak bu bizler dediğim güruh :)) ) uzun soluklu işlerde dalağımız şişen tipleriz, sistematik takip gerektiren işlerde sabırsız tipleriz, bunun için planlar zamanla yerini hayale bırakıyor, ve hayalleriyle yaşayıp hiç bişey yapmayan canlıların sayısı artıyor. Bakın buradanda şu sonuca hep beraber vardık; kişi var olan hayallerini ve planlarını gerçekleştirme adına gayret sarf etmezse kabız olur:)) şaka bir yana gayret olmazda planlarda hayalleşir, gayret olursa hayaller plana dahil olup hayat bulur ve sen vizyon sahibi olursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın bu zamanda birşey sahibi olmak kolay iş değil, ama bir sürü hiçbir şeyi olmayan insan yığınları var. Aklınızı başınıza devşirin, sizde var olanı dışarı çıkarın :))) Bakın yanlış anlayan olmasa ben gülmem, ben size ne diyorum sen gidip ne hayal ediyorsun, sonra bana dersin ben söylediğini yaptım kimse bana vizyon sahibi demiyor diye :) plan yapın ama önce plan yapmayı öğrenin, ben yazacam bu konuyla ilgilide yazıcam, ooooff of bedava eğitim bunlar bedava :) ve güzelce bunu hayata geçirmeye çalışın, bunu önce bireysel anlamda kendiniz için sonrada içinde bulunduğunuz sosyal yapı için yapın (iş,şehir, ülke, memleket,dünya ... gider bu böyle). Yapın ki vizyon sahibi olun, yoksa öööööle bakarsınızda hayat bitiverir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feridun seninde tek sahip olduğun vizyon 'televizyon'', hadi kapa onuda yat, hadi aslanım, vizyon özürlüm, hadi bakalım, afferiiin. şşşşşt feridun uyudu bende daha çok yazmıyım, bu yazıyı okuduktan sonra metekareye düşen vizyon sahibi sayısının arttığını görür gibiyim, buda benim rahat uyumam için yeter, selametle :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-2762460804604521025?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/2762460804604521025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=2762460804604521025&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/2762460804604521025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/2762460804604521025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2009/02/hayatimiza-sizan-kelime-vizyon.html' title='HAYATIMIZA SIZAN KELİME &apos;&apos;VİZYON&apos;&apos;'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/SZdQzEVo3MI/AAAAAAAAAAc/jldltXf0N4c/s72-c/vizyon_resim.gif' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-8198534095442284456</id><published>2008-09-03T20:37:00.003+03:00</published><updated>2008-09-03T21:13:13.141+03:00</updated><title type='text'>AYŞE'NİN GAZINA GELDİM...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/SL7RwK4mdYI/AAAAAAAAAAM/VPm2FO_TLb0/s1600-h/ARMAN.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241857641791518082" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/SL7RwK4mdYI/AAAAAAAAAAM/VPm2FO_TLb0/s320/ARMAN.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;          Son blog yazımı yazıp uykuya dalmıştım, seslenen olmadı uyuya kalmışım:) Uyanmak aslında nasıl olduğunu anlatıcam, zannetmeyinki iki senedir uyuyorum, hiç olurmu öyle bir şey bir düşünün Allah aşkına:P&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;         Her zamanki bir pazar günüydü (geçtiğimiz pazardan bahsediyorum) güzelce kahvaltıyı yaptık, tv başına oturuk, bir yandan gazete sayfalarının hışırtıları diğer yandan değişen kanalların sesleri arasında iken değişen kanal tüm dünyamı değiştirmişti.. yok daha neler:)) kanalları gezerken şehrim ve ben mi, aşkım ve göz yaşlarım mı bilmiyorum bir programın başından yakaladım... Ayşe Arman'ın dubai de yaşadığı evi, ve onun gözüyle bir dubai gezintisi... Şimdi diyeceksin hala nasıl bir bağlantı kurulacak diye, bende bilmiyorum başladık bir kere bitirecez cümleyi:P Neyse bir enteresan geldi, bir özendim sormayın, çok farklı bir kültürde bambaşka bir yerde kendine özgü bir hayat edinmiş Ayşe Hanım.. Evinde bir çalışma odası ve hiç aksatmadan yazdığı yazıları ve röportajları..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;          İşte olayın bu kısmı bende var olan blogun tozunu aldırdı, Dubai' deki bir yazarın evindeki çalışma odasından köşe yazıları yazmasının beni nasıl gaza getirdiğnin mantıklı bir açıklamasını yapamıcam ama kıyıda köşede kalmış bir yazar (ki yalan değil kendisinin bir köşesi vardır ve kendisi köşe olmuş bir yazarımızdır.) görünüyorki köşede kalmaktan kastedilen pek Ayşe Arman'ı kapsamıyor. Mesele hem kıyıda hemde köşede olanlar, işte onlar sizin tahmin edebileceğiniz anlamda unutulmuş veya farkedilememiş olanlardır. Neyse bende hayatın kıyısında köşesinde duran biri olarak ucundan tutttuğumuz hayatı biraz da olsun bloglarımıza heveslerimizi (bitmez bu cümle) yazalım iyi olur dedim.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;          Bide ben yokken daha önce yazdıklarıma yapılan yorumlarda işin cabası, halkın beni istedini farkettim :PP ne kadar okunmayacağını bilsemde yorum yapılmayacağını bilsemde galiba yazdıkça kendimi daha iyi hissedicem.. Yazdıkça güzelleşelim arkadaşlar, buda bu yazının sloganı olsun:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;          Uzun bir aradan sonra merhaba mahiyetinde bir yazı olsun bu, bu arada yardımcı kahramanım İsmet (ki önceki yazılardan bilirsiniz) emekli oldu, onun yerine ne kadar bşluğu dolduramasada cılızlığı yönüyle sağlam karakter, keskin bakış, cana yakın ve hayır sever kahramanımız feridun ile beraber olacağız.. Bir gün olurda belki ismet in emekliliğinin nedenini açıklarım, şimdilik onu onur başkanımız olarak anıyoruz...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte arkadaşlar demeyin benim otokontrolum var gaza gelmem falan diye, beklemediğiniz bir pazar günü kanalın birinde dubaide yaşayan yazarın teki çıkıp sizi gaza getirirmi getirir, hayat bu gazın nereden geleceği belli olmaz :)) Yiğidim feridun'um veya feridonum sende tozunu al şu blogun bi gaza gel, senle daha çok işler yapacaz, hadi bakalım, hadeeeee lillilillillili yaaar:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-8198534095442284456?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/8198534095442284456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=8198534095442284456&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/8198534095442284456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/8198534095442284456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2008/09/ayenin-gazina-geldim.html' title='AYŞE&apos;NİN GAZINA GELDİM...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Jkm9sT9qAR4/SL7RwK4mdYI/AAAAAAAAAAM/VPm2FO_TLb0/s72-c/ARMAN.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-116250487552904147</id><published>2006-11-02T22:58:00.000+02:00</published><updated>2006-11-03T00:01:15.946+02:00</updated><title type='text'>Nöbetlerdeyim</title><content type='html'>- Kızım bugun neredesin?&lt;br /&gt;-Nöbetlerdeyim..&lt;br /&gt;-İyi çıkışta dayınlara gel..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dialog çoğunuza yabancı degil.. Hatta bu sıcak sohbetten ilgimi ceken kzın nöbetlerdeyim sözü.. Nöbet bildiğiniz üzere sınırda yapıldığında vatani görev anlamına geldiği gibi herhangi bir yeri belli bir zaman aralığında beklemek için geçirilen süreye de denir. Bununla beraber bu kelimenin nedenini bilmediğim bir sebepten dolayıda aynı zamanda sinirsel hastalardaki akut kriz anlarına denir ki işin aslında enteresan kısmı burası..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi size şunu soriyim. Nöbet kelimesine bildiğiniz anlamını veren fiil belli bir sure beklemekmidir, belli bir amaç için beklemek midir, yoksa belli aralıklarda tekrarlanarak amaclı veya amacsız beklemekmidir? Aslında yukarıda bahsettiğim anlamları itibariyle bir değişkenliği olsada esasta bir süre beklemek ve bir amaç için beklemenin tamamına ''nöbet'' dediğimizi farkedeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman bir delikanlının buluşacağı kızı hergün beklemesi onun için nöbet fiilini gerçekleştiriyor denir mi? Amaçsa amaç, süreyse süre, belli aralıklarsa belli aralık.. o zaman oda nöbette diyebiliriz dimi? Ama demiyoruz.. peki neden? soruyorum neden? peki demedikte suç mu oldu?hayır:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki mesela maaş gununu bekleyen bir memur. amacı var, beklediği süre belli, beklemeyi bir periyod halinde yapıyor.. Ozaman ona nöbette diyebilirmiyiz.. Deriz gibi geliyor ama neden demiyoruz.. Hah dicez iste. deminden beri onu anlatmaya çalışıyorum. Söylemekten korkmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nöbet olayında bir nizam intizam olduğu için mi yukarıda verdiğim örneklerdeki kişilere nöbette demiyoruz. Aslında nizam intizamın yani şeklin çokta önemi yok..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bu sinir krizi dönemlerindeki hastalara neden nöbette diyoruz. Hadi bakalım ayıkla princin taşını. Denilmesi gereken yerde deme git alakasız bi yerde nöbette de. olacak iş mi? Şimdi adam hasta ve kriz döneminde, ne diyorlar ''adam nöbette'' diyorlar dimi. Şimdi adamın bir şey bekleme gibi bi durumu var mı? bunu belli zaman aralığında mı yapıyor? peki belli periyodlardamı yapıyor? Kaldiki nöbet için beklemenin belli bir periyodta yapılma şartı yoktur ki nerden çıkartıyorsunuz bunu:)) yok böyle bişey kardeşim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bide en korktugumuz seydir nöbet tutmak, yok falana nöbet kitledim, yok bugun sen nöbetçi amirsin, yok cart yok curt.. öyle olmayacak şeylere nöbet tutmak falan demeyin, ya kim diyor bunları Allah aşkına.. bakın ben bırakmam bu konun peşini bulursam yakarım canını, çıksın adam gibi abi ben yaptım ama inan dilim sürçtü, kusra bakma desin ciğerimi yesin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ismet gel sen devral nöbetide ben bi yatıyım. Olmaz mi? olur olur gelde dinel şurda bloga gireni çıkanı karşıla..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-116250487552904147?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/116250487552904147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=116250487552904147&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/116250487552904147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/116250487552904147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2006/11/nbetlerdeyim.html' title='Nöbetlerdeyim'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-116197795519032728</id><published>2006-10-27T22:27:00.000+03:00</published><updated>2006-10-27T22:52:39.196+03:00</updated><title type='text'>Tavşanlar ekskülüsif: Miki - Miyav ekleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/Mickey-Mouse-tv-01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/Mickey-Mouse-tv-01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Efendim, gün geçmiyor ki tipbir ile bir araya gelelim de Türkçemizin gizli dehlizlerine dalıp bir abisel (abby) özelliğini daha gün yüzüne çıkarmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen aramızda geçen bir diyalogtan şöyle ara kesit alıp dikkatinize sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tipbir: Öyle birşey olsa gelir miki?&lt;br /&gt;tipyedi: Gelmez miyav.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miki ve miyav eklerini sizlere ilk takdim eden blog olmaktan gurur duyuyoruz. Umarız Türkçe hocalarımızın bize öğretmediği bu kıymetli ekler farkedilir ve gencecik zihinler cümle içinde kullanmaya zorlanır. Böylece alışır ve yaygınlaştırırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz okurumuz, bu ekler nereden çıktı şimdi diyeceksiniz. Demeyiniz. Önemli olan çıkmış olmaları. Hem bu ekler ses açısından son derece enteresan özellikler taşıyor. Miki-miyav tamlamaları söz sanatlarına bir bardak zeytinyağı kıvamında sağlık ve neş'e kazandırıyor. Değil miyav? Öyle miki? Gördüğünüz gibi tersine de kullanabiliyoruz bu eklerimizi. Sırası önemli değil. Önemli olan bu estetik ve ince mizah içeren eklerin tınısı. Evet tınısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha kim bilir ne gizli hazineler o batık korsan gemisinde bizleri bekliyor. Tipbir bu hafta yolculuk yapacak olmasan dilimiz adına ne keşiflere imza atacaktık. Hey gidi hey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-116197795519032728?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/116197795519032728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=116197795519032728&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/116197795519032728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/116197795519032728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2006/10/tavanlar-eksklsif-miki-miyav-ekleri.html' title='Tavşanlar ekskülüsif: Miki - Miyav ekleri'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-116168373120774252</id><published>2006-10-24T12:35:00.000+03:00</published><updated>2006-10-24T12:55:31.286+03:00</updated><title type='text'>Tatlıların Hasıyım Ev Bakalavasıyım..</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;''Tatlı yiyelim tatlı konuşalım.'' sözü hiçbirimize yabancı değildir. Ve bu söze yabancılaşmayalım derim. Aslında tatlı konuşmanın tatlı yemekle veya yediğimiz gıdalardaki şeker oranı ile ne kadar alakadardır bunu sorgulamak lazım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neye dayanarak nasıl bir ispat yontemi ile kabul edilip topluma enjekte ediliyor boyle bir bakış acısı. Goruyorsunuz ki sizlerin karşısına belki ilk kez ama ciddi bir dosya konusu ile çıkıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir çok oyunların oynandığı ülkemizde ki bu oyunlar yöreye göre çeşitlilik gösterir ki bunun aslında konuyla bir alakası yok. Ama yok dediysek hiç yok değil. en azından hiç yoktan iyidir. :)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bayram zamanlarının vazgeçilmesi olan baklava kulturumuzun unlu tatlıları arasındadır. Yani tatlı tanımından anlaşılabilecek ilk tatlıdır kendisi. Şimdi ben bu olaya öyle alalade yaklaşmayacağım, bilimsel bir yaklaşım sizleride ikna için cok daha dogru olacaktır. Şimdi mesela baklava nerede ünlü, antep, ee antepin baska nesi ünlü acı biber..... Bu hiç dikkatinizi çektimi, çekmedi mi?Peki doguda insanlar acıyı cok sever o zaman sohbetleri insanı aglatıyormu? sen hiç agladın mı? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi olayın cercevesini cizdik, sizde olayı daha dogru bi açıdan goruyorsunuz. şimdi voleyi çakıyorum. Bu bakalavayı veya bilumum tatlıyı gundeme sokmak için uydurulmuş bir laf olmasın, veya bırakın olsun. yok ben tatlı yedim üzülemem, aglatamam, sapan sacması seyler bunlar.. mesela ben acı yedim aglıcak varsa gelsin yanıma diye bisey duydunuz mu? Ağlamak için urfaya giden kaç kişi var tanıdığınız? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demekki yok boyle birsey, ole oranızdan buranızdan laf uydurmayın. bu milletin sanayisi gelişmeli dimi. hem mesela bizde araba uretelim. işte meseleye bilinçli yaklaşmak lazım, öyle ben tatlı yedim mecburum tatlı konuşmaya gibi bisey gevur adetidir. boyle oyunlar oynanıyor ama ne kazanan belli nede oyunun kuralları. Bakın ben calıştım cabaladım size bu konuyu getirdim bilin diye.. sizde duyarlı olun Allah askına. İsmetcim yeme baklavayı, ne yaptıgın belli değil, git biber ye bide kereviz tohumu ye. bişeyler soyle ya. ya yesek miki guzelde duruyor ama. ziyan mı olsun. ver bakıyım bitane.. hem bitaneden bişey olmaz mıydı neydi varmıydı öyle bişey.. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-116168373120774252?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/116168373120774252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=116168373120774252&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/116168373120774252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/116168373120774252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2006/10/tatllarn-hasym-ev-bakalavasym.html' title='Tatlıların Hasıyım Ev Bakalavasıyım..'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-116069129252771191</id><published>2006-10-12T20:58:00.000+03:00</published><updated>2006-10-13T01:14:52.706+03:00</updated><title type='text'>Dillerde Name Adın...</title><content type='html'>Şarkılar seni söyler, dillerde name adın&lt;br /&gt;Aşk gibi sevda gibi huysuz ve tatlı kadın,&lt;br /&gt;Huysuz ve tatlı kadın;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman eskiyor sevgiler&lt;br /&gt;Ödenen bedellerin acısı geçince mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yagmur yağıyor, mutfak camındayım&lt;br /&gt;Nasıl üşüdüğümü bilemezsin,&lt;br /&gt;Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne&lt;br /&gt;Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama&lt;br /&gt;Şimdi telefon açsam sana&lt;br /&gt;Sesini duymakta yetmiyorki&lt;br /&gt;hep aynı cümleler babamlar nasıl ilacını aldın mı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde&lt;br /&gt;Biyerlere sıgdıramıyorum kalbimi&lt;br /&gt;Bazen dalıp giderdim mutfakta yemek yaparken&lt;br /&gt;Tahta kasıkla tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba&lt;br /&gt;Özlemek çok fena anne, anlamak seni daha da fena&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omuzlarım ağrıyorak uyanıyorum sabahları&lt;br /&gt;Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var&lt;br /&gt;Gittikçe sana mı benziyorum ben&lt;br /&gt;Yada ''annenin kaderi kıza'' dedikleri doğru mu&lt;br /&gt;Baban eskitir herşeyi kızım demiştin bikez&lt;br /&gt;Anlamamısım meğer, eskiyormuş anneciğim&lt;br /&gt;Omzunu ovucak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde&lt;br /&gt;Şimdi duysan bunları ne üzülürsün mutsuz mu kızım diye&lt;br /&gt;Çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle&lt;br /&gt;Mutsuz değilim değilimde anne&lt;br /&gt;Yagmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum&lt;br /&gt;Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor&lt;br /&gt;Televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyor&lt;br /&gt;Açtığımı gören olmuyor&lt;br /&gt;Pişirdiğim yeniyorda,&lt;br /&gt;Güzel olmuş denmiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çay demleniyor demleniyor demleniyor&lt;br /&gt;Kederim, mutfagımın her yerine yerleşiyor&lt;br /&gt;Ah nasıl eskiyor herşey anne, nasıl eskiyor&lt;br /&gt;Eskilerimide atmaya kıyamıyorum,&lt;br /&gt;Seni cok özlüyorum&lt;br /&gt;Bana yasakladığın bahçeler sanada mı uzaktı hep&lt;br /&gt;Gidemeyişine ağladın mı söyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nezaman eskiyor sevgiler&lt;br /&gt;Ödenen bedellerin acısı geçince mi&lt;br /&gt;İşte öyle, kalbimde bir acı şarkılar seni söyler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-116069129252771191?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/116069129252771191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=116069129252771191&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/116069129252771191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/116069129252771191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2006/10/dillerde-name-adn.html' title='Dillerde Name Adın...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-115841330116677181</id><published>2006-09-16T16:08:00.000+03:00</published><updated>2006-09-16T16:30:31.086+03:00</updated><title type='text'>hitabet... derken sesleniş kastedilmiştir :P</title><content type='html'>eeeey blog gencligi:)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birinci vazifen bloguna duzenli biseyler yazmandır. duzenli derken yazının içerigi degil yazma sıklıgın kastedilmiştir:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;blog acmanın temel sebebi budur. acma derken börek cörek değil bir bloga sahip olman kastedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu blog senin en kıymetli hazinendir bu alemde. alem derken gece hayatı değil sanal alem kastedilmiştir:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senin blogunu canlı tutma istegini kıskananlar engellemeye calışanlar olacaktır. onlara hooooşt diyerek klavyenin başına gecip, parmaklarını çalıştırmalısın. parmaklarını calistir derken klavye ile parmak arasındaki en mantıklı fiil kastedilmiştir:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birgun blogun gaspedilmiş, hiçbir yazına yorum yapılmamış veya sanal alemi çökertilmiş gorursen; sağa sola bakmadan bu zorlugun üstesinden geleceksin. üstesinden derken yüzeysel anlamda değil çözümü meselnin köküne inerek halledeceksin:P&lt;br /&gt;işte guzelim bu durumlarda dahi olsan ole ben canım istediğinde yazıyım yok benim keyfimin kahyası mı var falan demeden blogunu yaşatma arzunu damarlarında hissedip gerekirse uykusuz kalma gerekirse asosyal olma gerekirse işten atılma pahasına dahi olsa bilgisayarın başına oturup iki satırı dostlarınla paylaşmak sanal alemin senin üzerindeki hakkıdır. Hakkı derken herhangi biri kastedilmemiştir :P&lt;br /&gt;şimdi; ey genc blogger, oyle kaval kaval bakacagına oturda bişeyler yaz, yazki seni bekleyen binlerce göz mahsun kalmasın. oldu mu? :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ismet bu soylediklerin senin içinde gecerli, genclik dedim diye yok bizden gecti yok yaslandık biz, zaten bana hitap edilmemiş yok benim adım adım gecmiyo hakkı kimse o yazsın falan deme, yırtacagını sanıyorsan yaniliyorsun. zaten yırtmıssın yırtacagın kadar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-115841330116677181?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/115841330116677181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=115841330116677181&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/115841330116677181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/115841330116677181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2006/09/hitabet-derken-sesleni-kastedilmitir-p.html' title='hitabet... derken sesleniş kastedilmiştir :P'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-115618859059132731</id><published>2006-08-21T21:53:00.000+03:00</published><updated>2006-08-22T13:33:54.836+03:00</updated><title type='text'>Buz gibi bir hava ve diz boyu kar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/42-16827906.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/42-16827906.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bulunduğum yerde bugün dondurucu bir soğuk vardı. Buz gibi esen rüzgarı engellemek için bir ara ellerimle yüzümü kapatım. Yüzüm çoktan donmuş, dokunma hissi körelmiş. Kulaklarım sızlıyor, havayı her içime çektiğimde ise sanki bir buz kütlesi ciğerlerimi dolduruyor. Akşam dinen tipi öğle saatlerinde yine başladı. Nasıl anlatsam. Çok soğuk ifadesi yetersiz; resmen donuyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara sokakta iki çocuğun iddialaştığını gördüm. Titremelerime engel olmaya çalışırken durup biraz izledim. Hava neresinden baksanız eksi yirmibeş derece. Çocuk ayakkabılarını çıkardı, paçalarını sıvadı ve diz boyu kar üzerinde ilerlemeye başladı. Gözlerime&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/42-16268653.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/42-16268653.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; inanamıyordum. Bir ara kar kalınlığını tahmin edemediğinden  olacak tamamen karlar içine gömüldü. O an aklımdan incelmiş bir buz katmanı içine düşen bir adamın soğuk hikayesi geçti. İçim titredi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşı çocuğu çekip çıkardı. İddiayı kazandı kazanmasına ama soğuktan moraran ayaklarının nasıl eski haline geldiğini bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bazen tipi öyle bir hal alıyor ki kar yağışından iki metre öteyi görmek mümkün olmuyor. Tek hissettiğiniz ne kadar çok üşüdüğünüz ve içinizde hep bir an önce eve dönme isteği. Bazen üşümek o kadar tahammül edilmez bir hal alıyor ki dışarı yeniden çıkıp donarak hissizleşmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Arabalar karlara saplanmış. İnsanlar tipiden fırsat buldukça küreklerle kar temizliyor. Bir ara kafamı yukarı kaldırıp evlere baktım. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/42-15840718.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/42-15840718.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda hiç bu kadar büyük buz sarkıtları görmemiştim. Bir adam boyunda kalın uzun bir buz kütleleri dik köhne çatılardan sarkıyor. Elektrik yok, su tesisatı donmuş, ulaşım yok, ümit yok. Sadece dondurucu rüzgarın uğultusu, buz çatırtıları, zaman zaman bastıran tipi ve her yanda soğuk, kar, buz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eve artık bir klima almak lazım böyle psikolojik etki ümidiyle uydurduklarım da serinlemeye yetmedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-115618859059132731?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/115618859059132731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=115618859059132731&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/115618859059132731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/115618859059132731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2006/08/buz-gibi-bir-hava-ve-diz-boyu-kar.html' title='Buz gibi bir hava ve diz boyu kar'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-115593955859736064</id><published>2006-08-19T00:52:00.000+03:00</published><updated>2006-08-19T01:19:18.686+03:00</updated><title type='text'>AaNI YAKALAYIN ANI YAKALAYIN :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/cicek.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/200/cicek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;        Hayat bir su gibi akıp geciyor. Gecmiyor diyen varsa soylesin onuda ikna edip cumleme devam edecem. çünkü oradan bir yere bağlıcam itiraz istemiyorum:) Neyse parmaklarımız arasından giden bir sabun köpüğü gibi. anlık bir elini yıkamanızla eser kalmıyor bir zamanlar elinizde olan sabundan vede köpüğünden.. Enteresan başladım bağlayamacam diye korkuyorum:) benden kacarsa siz bağlayın.. neyse konuya dönelim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Dedim ya o kadar hızla geçiyorki zaman bir telaş bir koşturmaca nefes almak için kafanızı kaldırdıgınızda saçlarınız ağarmış, biraz bitkin ve geride 50 sene bırakılmış bir vaziyette aynaya bakıyorsunuz.. Buraya kadar itiraz var mı? yok. demekki herkes genc devam ediyoruz o zaman..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Bakın yaşlanan insanlar nasıl vakit gecirir.. Anılarıyla değil mi? süper. anıların en somut halleri nelerdir.. canlı paylaşılan kişiler, videolar veeeeeeeeee kilit keliimeyi söyletiyorum fotograflar... dimi dimi.. yaaa. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Evet fotograflar, hızla akıp giden hayatımızın bir anını sonsuzlaştıran kağıtlar.. çektiğimiz zaman içerisinde o kadar sıradan oylesine cekilmis nice pozlar ileride bizi nasıl gülümsetecek dimi.. inanın su blog dahi öylesi bir anı yapıcı:) bu arada literature ''anı yapıcı'' olarak bisey soktum kusura bakmayın ani oldu banada sürpriz oldu.. Hatta bu anı yapıcılarla ilgili biseyler yazarım bi ara:) ne diyorduk..hah..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Fotograf.. evet son zamanlarda en cok ugrastıgım ve deli bir keyif aldığım, hayata daha anlamlı bakmayı sağlayan cılgın süper bir uğraş.. evet inanın cektiğiniz seyin anı olması için illa kendinizin veya arkadasınızın cekilmiş olması gerekmiyor.. o gun cektiğiniz bir cicek, yaşlı bir adam size tamamen o gunu hatırlatacak ve ileride tebessüm ettirecek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     İnanın hızla akıp giden hayatı bu sıralar ben sık sık durduruyorum, ve dinleniyorum.. bazen bir ciceğe bakarken hala kokusu burnuma geliyor :) bunu yazarken dahi keyiflendim valla, hatta tebessümümü satırlarım arasından hissedebileceğinizi görüyorum.. evet evet hissedebiliyorsunuz:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Diyeceğim odur ki; arkadaşlar gelin bi makina alalım (herhangi bi makina değil fotograf makinası :P ) ve anı oluşturalım, hızla giden hayatımızda farketmedigimiz nice guzel seyleri durduralım ve unutmama adına ölümsüzleştirelim, kendimize anı yapalım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     ismet hadi olm koş getir benim makinayı hadi olm.. yok köpek muamelesi yapmıyorum sadece su an kaçmasın diye koştruyorum seni:) saol ismet simdi cekil onumden aslanım.. hadi cekilde cekiyim.. olm ceki..... ya tamam ismet ya dur abisi kımıldama gecti zaten :) dur baride seni cekiyimde bu bu anin anisi olsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-115593955859736064?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/115593955859736064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=115593955859736064&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/115593955859736064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/115593955859736064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2006/08/aani-yakalayin-ani-yakalayin.html' title='AaNI YAKALAYIN ANI YAKALAYIN :)'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-114336899718096362</id><published>2006-03-26T13:07:00.000+03:00</published><updated>2006-03-26T13:30:25.843+03:00</updated><title type='text'>Yazak mı Yazmayak mı?</title><content type='html'>TDK... Bu kısaltmanın açılımına yabancı arkadaslar olabilir. Hayatımızda bir cok kısaltmaların oldugunu biliyoruz. Bu ele alınacak bambaska bir konu iken biz bunlardan sadece bir tanesi olan TDK üzerine bir kac kelam edicegiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Türk Dil Kurumu.. Boru degil yani.. Boru olsa soba kurumu olurdu herhalde.. Son zamanlarda bir kac arkadaşımla beraber bu kuruma ciddi faydalar saglayan buluslar yapıyor ve dili zenginlistiriyoruz. Belkide mevcut zenginliginin farkına varıyor ve vardırıyoruz. Nasıl mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu buluşun adı -ak -ek eki ve gizli yuklem;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Gunluk yaşantıızda kulandıgımız bazı kelimeler vardır ki bunlar isim gorunumlu fiillerdir. Belkide hergun kullandıgımız ''yatak'' kelimesi bunlardan biridir. Herkesin bildigi gibi bu kelime ilk seferde herkesin soyleyecegi gibi isimdir. Aslında degil. Bu kelime aslında ''hadi yatalım'' anlamı taşıyan bir fiildir. İşte gorüldüğü gibi yıllardır isim bildigimiz 'yatak' kelimesi gizli bir fiilmiş. Şaşırdınız dimi? Bakın bu gizli fiillerden hayatınıza girmiş daha nice fiiller var hep beraber gorelim:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ip-ek.................. ipelim anlamında&lt;br /&gt;sin-ek................ sinelim&lt;br /&gt;in-ek................. inelim&lt;br /&gt;bin-ek.............. binelim&lt;br /&gt;örd-ek............. ördelim&lt;br /&gt;bacan-ak......... bacanalım&lt;br /&gt;bard-ak........... bardalım&lt;br /&gt;tırn-ak............. tırnalım&lt;br /&gt;çör-ek.............. çörelim anlamında v.b.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              İşte herşeyiyle varlıgı ispatlanmış bir kavram olan gizli yuklemle karşı karşıyasınız. Daha doru bir turkce konusmak için bu kelimeleri daha bilinçli kullanırsınız heralde.. Degil mi ismetcim.. hadi bizde köp-ek sonrada deli fiş-ek..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-114336899718096362?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/114336899718096362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=114336899718096362&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/114336899718096362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/114336899718096362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2006/03/yazak-m-yazmayak-m.html' title='Yazak mı Yazmayak mı?'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-113310731939512692</id><published>2005-11-27T17:45:00.000+02:00</published><updated>2005-11-27T18:01:59.420+02:00</updated><title type='text'>Ben Bir Balığım..</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15502118.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15502118.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İndikce suyun dibine bulandıgını gördüm.. Gerci biliyordum..Derinlerde cok gezip o pisliği kaldırmamalı ve suyu tamamen bulandırmamalıydım.. Hayat bazen sizi dibe batırırken buna cok engel olamayabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tortu gibi dibe çökmüş o kadar çok kalıntı ve unutulmuş hatıra vardıki.. Ve ellenmemmiş bir sürü problem.. Ben gözümü suyun altında açmaya alışkın değilim.. Korkarım açmaktan. Hayır göreceklerimden değil bilemediğim bir çekincedir içimdeki.. Bazen hissediyorum dipte olanları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes aynıdır diye teselli buluyorum.. Hatırlamamak veya unutmaya çalışmak suyu tertemiz yapar mı? Zanetmiyorum. Ama dışarı temiz gösterir heralde. İyide kime fayda.. Kaldıki ben biliyorum her suyun dibinde tortu var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamayı bilmeli öğrenmeli en klasik yaklaşım heralde diye düşünürken başka çarenin olmadığını hissediyorum.. içmden konuşmayı bitiriyor ve tum dikkatimi suyun içindeki güzel şeylere yöneltiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bir balığım belki ve hrkes tarafından hafızamın zayıflığıyla bilinsemde iş oyle degil aslında.. Her seyi biliyor susuyor ve içimde saklıyorum..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-113310731939512692?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/113310731939512692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=113310731939512692&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113310731939512692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113310731939512692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/11/ben-bir-balm.html' title='Ben Bir Balığım..'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-113260483984666343</id><published>2005-11-21T22:09:00.000+02:00</published><updated>2005-11-21T22:27:19.876+02:00</updated><title type='text'>Mihriban...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15534389.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15534389.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hani saclari sariydi.. Hani deli gonlüne baglamıştı ya düğüm düğüm.. Hani çözülebileceğini bile bile çözülmüyor diye sesleniyordu ya..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsınız onun adı soylendiğinde kalemi elinden düşüyordu, gözleri hiçbirşeyi görmüyor aklı şaşıyordu, hani diyordu ya tabiplerde ilaç yoktur yarama diye, merhem senden başkası olamaz diye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde düşünüyorduk böylesi aşk varmı ki diye.. Olsada dunya ayıramaz diye.. Yine bu şiirin sahibinden öykünün devamı olsa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;UNUTURSUN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmak kolay mı? deme&lt;br /&gt;Unutursun Mihriban'ım&lt;br /&gt;Oğlun kızın olsun hele&lt;br /&gt;Unutursun Mihriban'ım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman erir kelep kelep&lt;br /&gt;Meyva dalında kalmaz hep&lt;br /&gt;Unutturur bir çok sebep&lt;br /&gt;Unutursun Mihriban'ım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar sineye yaslanır&lt;br /&gt;Hatıraların paslanır&lt;br /&gt;Bu deli gönlün uslanır&lt;br /&gt;Unutursun Mihriban'ım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt emerdin gündüz gece&lt;br /&gt;Unuttun ya büyüyünce&lt;br /&gt;Ha işte tıpkı öylece&lt;br /&gt;Unutursun Mihriban'ım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün geçer azalır sevgi&lt;br /&gt;Değişir her şeyin rengi&lt;br /&gt;Bugün değil yarın belki&lt;br /&gt;Unutursun Mihriban'ım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzen böyle bu gemide&lt;br /&gt;Eskiler yiter yenide&lt;br /&gt;Beni değil, sen seni de&lt;br /&gt;Unutursun Mihriban'ım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani diyordu ya aşka hudut çizilmiyor diye, nerede hudut, mihriban nerede, nerede tabip, aşk nerede?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-113260483984666343?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/113260483984666343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=113260483984666343&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113260483984666343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113260483984666343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/11/mihriban.html' title='Mihriban...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-113240229330020781</id><published>2005-11-19T13:49:00.000+02:00</published><updated>2005-11-19T14:11:33.353+02:00</updated><title type='text'>O Bir Cemal Safi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/CSM103202.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/CSM103202.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;           Onu seneler önce bir televizyon programında gordum.. Yaşlıydı ama çok saygılıydı.. O zamana kadar kendisini tanımıyordum. Derler ya hani boşa geçmiş bir ömür, sanki öyle birşeydi bendeki.. Duruşunun her karesinde saygı har saniyesinde samimiyeti gördüm.. Evet o Cemal Safi idi.. Aslında bir çok eserinden onu tanıyorsunuz.. Hani eserleriyle tanınmak vardır ya işte aynen oyle .. Ve geçenlerde Cemal Safi krizim tuttu:) Sizinle paylaşayım istedim.. Gerçi onun paylaşılacak çok güzel eserleri var ama.. işte onlardan bir tanesi huzurlarınızda;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tek Hece&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Var mı beni içinizde tanıyan?&lt;br /&gt;Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.&lt;br /&gt;Kalmasa da şöhretimi duymayan,&lt;br /&gt;Kimliğimi tarif etmek zor benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülbül benim lisanımla ötüştü.&lt;br /&gt;Bir gül için can evinden tutuştu.&lt;br /&gt;Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü&lt;br /&gt;Yangınımı söndürmedi kar benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niceler sultandı, kraldı, şahtı.&lt;br /&gt;Benimle değişti talihi bahtı,&lt;br /&gt;Yerle bir eylerim taç ile tahtı,&lt;br /&gt;Akıl almaz hünerlerim var benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamil iken cahil ettim alimi,&lt;br /&gt;Vahşi iken yahşi ettim zalimi,&lt;br /&gt;Yavuz iken zebun ettim Selim'i,&lt;br /&gt;Her oyunu bozan gizli zor benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzünde ben ürettim veremi.&lt;br /&gt;Lokman Hekim bulamadı çaremi.&lt;br /&gt;Aslı için kül eyledim Kerem'i.&lt;br /&gt;İbrahim'in atıldığı kor benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.&lt;br /&gt;Hat'rım için yüce dağlar delindi.&lt;br /&gt;Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.&lt;br /&gt;Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.&lt;br /&gt;Yunus'umla öfkeleri dindirdim.&lt;br /&gt;Günahımla çok ocaklar söndürdüm.&lt;br /&gt;Mevla'danım, hayır benim, şer benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için yaratıldı Muhammet!&lt;br /&gt;Benim için yağdırıldı o rahmet!&lt;br /&gt;Evliyanın sözündeki muhabbet,&lt;br /&gt;Enbiyanın yüzündeki nur benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da&lt;br /&gt;Görünmezim cismim de yok, resmim de&lt;br /&gt;Dil üzmezim, tek hece var ismimde&lt;br /&gt;Barınağım gönül denen yer benim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Yüreğine sağlık, hissiyatına sağlık, kalemine sağlık nedenirki başka:) Dimi İsmetcim bak sen hala kalas gibi otur kışın bir fakirhaneyi bile ısıtma derdinde olma emi.. Aman kıpırdama bi işe yararsın Allah korusun:P&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-113240229330020781?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/113240229330020781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=113240229330020781&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113240229330020781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113240229330020781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/11/o-bir-cemal-safi.html' title='O Bir Cemal Safi...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-113165869784466556</id><published>2005-11-10T23:04:00.000+02:00</published><updated>2005-11-10T23:38:17.873+02:00</updated><title type='text'>Bize Ait...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15607290.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15607290.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yonetmek... İnsanın elinin uzandığı erişebildiği mudahale edebildiği herşeye karşı beslediği bir duygu.. Böylesi bir tanımın tepki alacağını eleştrileceğini biliyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duyguyu bazen otamatiğe bağlayarak bazende bilinçli olarak harekete geçiriyoruz.. Ama bunu yapmak bize keyif veriyor.. Kendimize guvenimiz artiriyor.. İşte sorumuz geldi.  Peki gerçekten doğru yönetiyormuyuz.. Bu işi becerebiliyormuyuz.. ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmek diyince hepimizin aklına iş yerleri geliyor.. Gelmeyenlerde lutfen getirsin.. onuda mı ben yapıyım.. Belkide yonetmek fiilinin etkileyen ve etkilenen olarak en ciddi hissettiğimiz yerlerdir.. İş yerlerinde stresin temelini bozuk yonetim sonuçlarının doğurduğuna inanıyorum..  Sonuçta bir makinayı yonetmek ki o insanlara oparatör denir cok daha kolay.. en azından kullanma klavuzu var.. Ama işin içine insan faktörü girdiginde.. stres geliyor.  Bir üstünlük sağlama yarışı.. Sonuç; kişiselleşen meselelerden yarım kalmış işler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz biliriz bu işin kitaplarının olduğunu.. Meraklılarımız dahi vardır.. Evet bende ilgi duymuyor değilim.. Ama olayı her zaman kendi mekanı ve şartlarında değerlendirmek gerekir.. Profesyonel yoneticilik duygusuzluğu esas alırken bizim milletimizde onu söküp atmak imkansızdır.. Ve yine bize ait bazı karakter veya anlayışlardan kaynaklı özerk sorunlar ve gerçekler karşımıza çıkar.. Eee demeyin.. ee si şu; hal böyle olunca bu amerika, japon ve avrupa kaynaklı saheser eserler bize işlemiyor.. Sonuç hayal kırıklı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayı bu açıdan değerlendirdiğinizde başarısız yönetim gözlemliyorsunuz.. Peki sorun tesbit edildide çözüm için önerin nedir diye sormazlar mı adama.. Sorarlar tabiki.. Çözüm için çokta süpriz aman aman bişey söylemiyecem.. Belkide herkesin tahmin ettiği şeyi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence işin temelinde iyi niyet olmalı.. İnsan insan olma noktasında bazı degerlerden yoksun olursa, her zaman problem çıkacaktır.. Dikkat edin tüm dış kaynaklar ideal yöneticiliği tarif ederken insani değerlere temelde bize ait güzel özelliklere yöneliyorlar.. Hangileri demeyin hani şu bizim unuttuğumuz tevazu, guler yuz, iltifat eden, paylaşan.. daha sayıyım mı.. Gerek yok siz onları biliyorsunuz ve hatırladınız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşuna demiyorlar aradığın kuvvet damarlarında mevcuttur diye.. Hadi o zaman tozlanan cevheri size yakışır bir şekilde ortaya çıkarın ve bu işi nasıl yapabileceğinizi gösterin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok gaz bir yazı oldu ya:) İsmet bile heyecanlandı.. Hani şu uyumaktan adı kutup ayusuna, tembelliğinden adı beleşçiye, insanları kullanma arzusundan dolayıda adı piskopata çıkan İsmet bile.. Ah be ismetcim kim derdi ismet adam olacak.. İnsan sana bakınca evrimin olma ihtimali artıyor:)) Hadi bakalım kolay gelsin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-113165869784466556?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/113165869784466556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=113165869784466556&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113165869784466556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113165869784466556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/11/bize-ait.html' title='Bize Ait...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-113120487177782839</id><published>2005-11-05T17:10:00.000+02:00</published><updated>2005-11-05T17:34:31.803+02:00</updated><title type='text'>Bayramsa...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15210604.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15210604.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sevinçtir bayramlar, sevgidir, saygıdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen tebessüm edebilmektir, her kelimesinde umut verebilmektir bayramlar.. Bir el opmesi, sevginin saygıyla karşılandığı zamanlardır bayramlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeker kadar tatlı muhabbetlerin yapıldığı, samimiyetin insanların isteyerek karşılıksız birbirlerine ikram ettiği gunlerdir bayramlar.. Şefkattir, merhamettir, Herşeye karşı iyi olmaktır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışlamaktır, buyukluktur, ofkeye sessiz kalmaktır bayramlar.. Sevindirmektir ve bu sevinçlerle sevinmektir bayramlar..  Hatırlamak ve iyilikle anmaktır, kotuluklerin kırgınlıkların unutulduğu sihirli zamanlardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iç temizliği ve kalbin samimiyetle yuzde tebessum olarak gozukmesidir bayramlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardım etmektir, el uzatmaktır ve yanında olmaktır bayramlar.. Guven tazelemektir, dostluğun bir kez daha garanti suresini uzatmaktır.. Sevgilere sevgi katmak muhabbeti bir kez daha arttırtma fırsatıdır bayramlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerle sevginin ve saygının ifade edildiği hurmetin varlığının hissedildiği.. Şıklığın temizliğin doruklarda olduğu hoş görünün gönüllerde çoştuğu zamanlardır bayramlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeye rağmen ümitlerin alevlendiği güzellikler adına insanın cesaretlendiği anlardır bayramlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada olan bir bir hadisenin, insanlık adına utanç verici manzaraların yanında bugunler bayramsa.. Bayramınız mubarek olsun.. Kalpleriniz sevgiyle dolsun.. İyi dileklerin gunudur bu anlar, hepinize iyi bayramlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-113120487177782839?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/113120487177782839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=113120487177782839&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113120487177782839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113120487177782839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/11/bayramsa.html' title='Bayramsa...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-113096499673529557</id><published>2005-11-02T22:34:00.000+02:00</published><updated>2005-11-02T22:56:41.963+02:00</updated><title type='text'>Hayatınız Değişecek!</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/DWF15-1190553.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/DWF15-1190553.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Citroen...  Evet hapimiz bir araba markası olarak biliriz kendilerini.. Tabiki bu imajının dışında kendisine kazandırılan bir anlam daha vardırki şimdilik onu burda soylemiyorum.. Yani bazı kotu kelimeleri anımsatması yonuyle farklı kullanımları söz konusu.. Ama biz bunları bir kenara bırakacaz. Bizim konumuz son zamanlardaki yeni yuzu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir o yeni yuz? Tabiki hayatı değiştirme anlayışının işlendiği ve hayran kaldığım reklamından bahsediyorum.. Bir reklam olarak düşünceye hayran kalmadım desem yalan olur.. Kaldım desende doğru.. O zaman ben eğri oturup doğru konuşayım:P İnsanlar zaten içlerinde olan yaşam standartlarını iyileştirme isteğini bu kadar güzel işlenmesi insana fazlasıyla keyif veriyor.. Ama bu keyif almayanlar insan değil anlamına gelmez bilesiniz:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Citroenle hayat daha yaşanır daha güzel ve daha keyifli yaşanmasını özelliklede reklamdaki hayatı değiştirme olayını çok guzel yansıtmışlar.. Tek vuruş ve yep yeni bir dunya:) Keşke hayatı değiştirmek bu kadar kolay olsa.. Manyak gibi vururdum iğrenç şeylerin tepesine.. Her seferinde bir citroende hiç fena olmaz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiki her guzelin birde kotu yanı vardır.. Bunu sinekten yağ çıkarıyorum olarak değerlendirmeyin.. Gülün bile dikeni varken bunada kusursuz diyemeyiz heralde.. Gerçi diken gulde kusur değildir ama teşbihte hata olmaz derler, iyide ederler.:) İşte o minik eleştirimde şu.. Hatırlarsanız evin onunde evli çift arabanın başında ve bir vuruşla arabalarını değiştiriyorlar, kısaca hayatlarını değiştiriyorlar.. İşte orda farkettiyseniz eski arabaya damat kayınvelideyi bindiriyor veeee bi vuruyor kaynanasız bir citroen:)) Noooldu şimdi? Nerde kayınvalide? Nereye gitti kadın, ayıp yazık değil mi:) Keşke başka bi tarafa vursaydıda kadını hayattayken pasifize etseydi dimi ama.. :P Neyse buna rağmen keyifli bir reklam..:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapandan, izleyenden, getirenden, götürenden, emeği geçen herkesten ve bizim ismetten Allah razı olsun.. Şayet bu reklamda bizi kandırmıyorlarsa Citroenin bu modeli çok tutar ben size soyliyim:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-113096499673529557?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/113096499673529557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=113096499673529557&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113096499673529557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113096499673529557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/11/hayatnz-deiecek.html' title='Hayatınız Değişecek!'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-113061548834346401</id><published>2005-10-29T22:24:00.000+03:00</published><updated>2005-10-29T22:51:28.840+03:00</updated><title type='text'>Bir Hevestir Her İşimiz</title><content type='html'>Ey genc kilikli arkadaslar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır blogsal duygularım kabarmamıstı. Neden kabarmadı bilmiyorum ama kabarmadımı kabarmıyor.. Simdiye kadar kabarmadıda simdi niye kabardı.. Kabarma olayı yoksa kontrolsuz mu.. Nedir problem, nedir bu sacma sapan baslama bir blog yazısına..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugun soyle bir blog alemine daldim, gezdim tozdum.. Takip ettigim yerlere bi ugradım, bir fincan kahve içeyimde 40 yıllık hatrımız olsun ve gelecekte anılar bırakalım diye bir tur yaptım. Goruyorumki bir duraklama doneminin icindeyiz blogcular olarak.. Neler oluyor arkadaslar.. Nerde o ilk heyecan nerede kaldi.. Tukendik mi? Tukettik mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bazısı tuketti bazısı tükendi.. Bitmeyenlerin ise biraz işi var az sonra gelecek.. Size minik bir tavsiye soyle kendi arsivime girdim ve yazdıgım yazilari ve onları yazarkenki dusuncelerimi hatırladım ve anılarım depresti. Anlıcagınız depresik anılarla sesleniyorum sizlere. Hos oluyor boylesi bir aktivite..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta itiraf etmeliyim ki en son yazdıgım yazıya bile gıcık oldum.. Ne igrenc bi kompozisyon.. Ama bence hatada olsa anı oldu bugun icin o yazı.. Soyle yakın gecmise minik bir gezintim beni bloga sarılmam icin bi kez daha heveslendirdi.. Dedim yeni hatırlanası yazılar yazmak lazim, yorumsuzda olsa, ve okumalı belki aylar sonra..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedendir bilmem demiyeceğim kaldiki hepimiz biliyoruz nedenini.. Hızlı baslayıp yavaslamayi ve duraklayıp kaybolmayı.. Bir istikrarsizlik islemis icimize.. Asllında bu problem belkide sadece bende ama cogul cumlelerle sizleride ortak yapıyorum:) Devam ettirmeli guzel olan bir seyi.. Kendinden motiveli gitmeli insan.. Vagon olmamalı lokomotif olmali.. Kendimiz icin yapmalıyız en onemlisi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derler bir işe en iyi Turkler baslayıp almanlar devam eder ve japonlar bitirir diye.. İlk heyecanı kontrol edip zamana yaymalıyız belkide, tuketmemeliyiz heyecanımızı.. ve hedefi olmalı yaptıgımız işin.. Bu hedef keyif almak bile olsa olmalı.. Ve olabildigine disiplinli olunmalı.. Askeri bir disiplin degil bilirsiniz dagınıklık icinde bile duzenlerinin oldugunu soyler nice dagınık insan. Onun gibi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi alin elinize kalemleri.. Aldınız mı? Şimdi bırakın çünkü kalem hiç bir işinize yaramayacak blog yazmak için..:) Geçin bilgisayarın başına ve anlatın, saçmalayın.. Hadi, hadi  durmayın bu guzel birşey, rahatlıcaksınız.. Hadi ismet sende kalemleri topla herkesin elinden.. Ve sende otur klavyenin basına yaz biseyler gonlunden parmaklarına ne suzulurse.. İsmet... bilgisayarı açman şart ama.. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-113061548834346401?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/113061548834346401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=113061548834346401&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113061548834346401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113061548834346401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/10/bir-hevestir-her-iimiz.html' title='Bir Hevestir Her İşimiz'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-113018773292436834</id><published>2005-10-24T22:11:00.000+03:00</published><updated>2005-10-25T00:02:12.983+03:00</updated><title type='text'>Sahibi Kim?</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15252242.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15252242.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sezsizlesti, yanına oturmakta tereddut ettim. Hafiften yaklaştım çekinerek.. kısık bir sesle dedim konuşmak istermisin.. Dizlerini dikmiş başını dizlerine yaslamış ve elleriyle bacaklarını kucaklamıştı.. Hayır anlamında bi ses çıkardı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimi basina koydugumda hickirigi biraz daha artti.. Sordum problem nedir, neden bu kadar uzgunsun.. Korkuyorum dedi.. Merak ettim seni bu kadar korkutanda neymis .. Yuzunu hic kaldırmadan aglamaktan yıpranmıs sesiyle cevap veriyordu.. Oylesi oylesi ...dedi ve yine aglamaya basladi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi anlam verbilmis degildim.. Bi kez daha sansimi denedim.. Oylesi? oylesine mi aglayorsun yani? diye sordum.. guldugunu hissettim.. tabiki hayır dedi.. icimde oyle buyuk bir ask varki dedi.. İyi ya bundan guzel daha ne olabilirki? Ama kime ait bilmiyorum dedi.. Biraz cocukca geldi tebesum ettim.. Vardır onu sahibi hadi anlat bakalım dedim, biraz daha yakınına oturdum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldırdı kafasını aglamaktan sismis gozleriyle dedi yok abicim.. dedi ve basladı anlatmaya; icimde muthis bir ask var, oylesi duru oylesi temiz, oylesi karsılıksız, oylesi kinsiz, oylesi oylesi.. Ama kimdir sahibi bilmiyorum.. Belki onu arıyorum belkide o beni.. bilmiyorum ama artık dayanamıyacam dedi.. Dayanamayacak ne var derken konunun beni astıgını hissettim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ziyan olacak sanki gibime geliyor diye basladi bu sefer.. Gercekten layık olabilmeli.. Okadar saf bir duyguyu ben onun icin içimde tertemiz tutup buyuturken ona layık olmalı ama.. ama. ..aması ne diye sozunu kestim.. dedi aması su cevremde gorduklerim dedi.. hepsi bitiyor,  kurallar var asklarda.. nedir anlamadim bu karalları, askta kural mı olur dedi.. sorusuna sessiz kalarak yanıtlayabildim..  Derin bir iç çekti, belliki biraz da olsa anlatmaktan kaynaklı rahatlamisti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimi omzuna koydum ve; insanlar sevmeli karşılıksız, sevmeli samimi ve olabildigine dogal, bir beklenti icine girmeden.. Biz herseyi yonetemeyiz, herseye gucumuzu yeter hissettigimiz an gucumuz ancak bir radyonun sesini acmaya yeter.. İnsanlar kendisine ait olana eninde sonunda gider.. Sen hic uzulme ve o tertemiz askini sakla sahibi icin emin ol o gelip kendisine ait olani bulacaktir.. Hadi sil gozlerinide bi goreyim kocum benim....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-113018773292436834?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/113018773292436834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=113018773292436834&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113018773292436834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/113018773292436834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/10/sahibi-kim.html' title='Sahibi Kim?'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112957491217435272</id><published>2005-10-17T20:51:00.000+03:00</published><updated>2005-10-17T21:48:32.383+03:00</updated><title type='text'>Bilgisiz ve İşlemsiz Departman</title><content type='html'>&lt;a href="www.mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 12px; CURSOR: hand; HEIGHT: 4px" height="35" alt="" src="www.mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-152879671.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-152879671.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="www.mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 20px; CURSOR: hand; HEIGHT: 7px" height="39" alt="" src="www.mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Her zamanki gibi guzel bir hafta başı olmasını isteyerek hiç sevmediğim bir havada uyandım. Ya sanki gecenin yarısı işe gidiyorum duygusuyla sallana sallana halının her yerine basarak terliklerimi buldum..  Diyeceksiniz bu kadar sıradan bir olayı neden anlatıyorsunuz bize diye.. Var bi bildiğim heralde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse her canli gibi bende kendime geldim bir sure sonra.. Sevgili işime doğru mesafe katetmeye başladım.. Yapılacak her iş belli ve yapacak maksimum derecede bir enerji mevcut bende.. Ama.. ama ne.. aması şu.. dunyanın belkide en önemli parçası olan iş maillerim eksik.. yavrularım kaybolmus:P Yok ne yavrusu demeyin tabiki insan yavrusu.. Ya bir baktımki benim için kritik onem taşıyan bir grup mailim silinmiş.. Resmen şoktayım.. Yani bir anda tum enerjim bitti, moralim sıfırlandı ve çaresiz öfkeli bir şekilde çözüm aramaya başladım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iş durumu gerekli kişilere aktarmak oldu. Açtım bilgisiz işlem bölümüne..  Çunkü saolsunlar boylesi bir durum için hiç bir onlem almamışlar. Afferin be.. Peki niye burda bu arkadaslar.. Yani problemlerde çözüm yok demek için para alıyorlarsa bunu yapabilecek bir sürü insan var.. Kaldıki bilmediği şeylere bu kadar para alıyorlarsa bilseler neler olur kim bilir..:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim doktor bey kurtulacak mı maillerim.. dedi yok olmaz.. peki teknik bir sebep boylesi soruna sebep olabilirmi.. dediler olmaz.. bu nedemek dedim.. dedi biri silmiş.. yani.. yani sabotaj.. Bu ne ya dedim.. Dedi sabotaj; kotu niyet ile bir duzeni bozmak ve zarar vermek eylemidir.. Dedim yok ya sana sormadım sabotajı o sadece bir isyandı:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani sen koskoca bir bilgi işlem olarak nasıl olurda firma için en kritik mailleri korumazsın behey cahil canlılar.. bak ben kızınca gul açtırırım adamın yuzunde.. sabaha kadar tokatlarım ben adamı:) Eşşek sudan gelirde bana yardım eder bu yaptıgınız karşısında.. Yani hala bizim bilgi işlem konusunda boyle zaaflar varsa yani diyecek bir sey bulamıyorum.. Aslında şimdi aklıma geldide onlarda öyle cok paylaşıma açık değil takdir edersiniz:) Şimdi biz nasıl giricez avrupa birliğine boyle bilgisiz işlemlerle:P (bu yorumu yapmak moda bugunlerde:)) ) Dört işlem olsa neyse ama..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten anısı var diye hurdaya ayrılmamış bir pc ile karşı karşıyayım hergun.. yani benmi onu idare ediyorum o mu bana yardım etmek için var belli değil..  Bide işlerde de bugun pazartesi üst üste geleyimde bunaltıyım psikolojisindeler.. Başardılarda..Soldan soldan da bi mp3 sesi.. yani evdeki bilgisayarda soldan soldan iş yerinde soldan soldan.. ne talih anlamadım.. Deli oldum deli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eee ne demişler; karıncanın ayak sesindedir bir çamurlu yolda filin ayak izleri ve bulutlardır herseyin şahidi.. Kim dedi bunu ne demek istedi bilmiyorum.. Ama diyen demiş kardeşim bize vay canına demek düşer.. Vay canına:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112957491217435272?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112957491217435272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112957491217435272&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112957491217435272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112957491217435272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/10/bilgisiz-ve-ilemsiz-departman.html' title='Bilgisiz ve İşlemsiz Departman'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112945776430415032</id><published>2005-10-16T12:49:00.000+03:00</published><updated>2005-10-16T13:16:06.323+03:00</updated><title type='text'>Ciğercinin Ciğeri</title><content type='html'>Televizyonlar nicin var? Sorumuzun bir cok cevabı olabilir. Mesela faydali şeyler ogrenmek icin. Ayni zamanda eğlenmek için. Veya dünya ile bağlantı kurabilmek için. (bu nasıl oluyor bende bilmiyorum?) var bunun bir sebebi.. veya olmali..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar olaya gerek yok aslında. Televizyon tek bir amaç için var ve onun faydalarından farkli şekillerde faydalanan da bizleriz tabiki bu faydayi canımızın istediği şekilde belirliyoruz.. Aslında televizyonun kurulumunda en temel kavram kar etmek.. Evet isin mutfağında bu düşünce var.. Bu temel düşünceye hangi yolla gidilirse televizyonlarda o yonde yayınlar yaparak bizim ilgimizi cekmeye devam ediyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim televizyonlar nasıl kar ediyor.. Gelmeye gerek yok ben burdan soyliyim siz ordan dinleyin. Reklamlarla.. Diger tum programlar sadece zamani doldurmak diyebiliriz. Onlardanda kazaniyorlar ama cirolarin cogunu reklam gelirleri olusturuyor. Bu anlamda reklamlarin onemi bir anda fazlalasiyor. Yani daha guzel daha ilginc ve daha... reklamlar gosterime cıkıyor. Bundan seyirci olarak bizlerde rahatsiz değiliz.. Ama televizyondaki her reklam boyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yazımıza temel olan konu burası.. Yok klasik bir reklam eleştrisi yapmıcam.. sadece Yerel kanallardaki reklamlara dikkat çekmek istiyorum.. Çunku onlar yeterince dikkatimizi cekemiyor bari biraz ben cekeyim:) Evet iyi bir reklam için sermaye gerekebilir ama sartlar ne olursa olsun senaryolar dusunce yapısını ortaya koyuyor.. Profesyonel ruhla amatorce calisan bir tasarımcı arkadasimla gorustugumuzde hep ilgili konuyu dile getiriyor.. Kısaca dert yanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size bi kac ornek vereyim.. Bir yerel kanalimiz ve cigercinin reklami:) Reklamda gordugunuz tek sey, tezgah uzerinde yakından ciğerlerin kanlar içinde kesilişi:)) sonra geniş açı ve bıyıklı kasap, pişen cigerler v.s. diger bir reklam ise firmanın karviziti ile başlıyor.. Sahibinin ismi bile var kartta.. Adres kısmına yakın cekim derken ucuz geciş yontemiyle lokantanın kendisini resim olarak gosteriyorlar..:) Yani reklam o kadar etkiliydiki tutamadım kendimi.. Solugu lokantada aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet komik ama keske dedirten reklamlar.. Ama konustugum arkadasi gordukten sonra biraz umitlendim.. Tuz golunde cektiği bir reklamı anlattı gercekten yerel kanalların standartlarının cok ustunde.. Yavas yavasta olsa olacak bişeyler ama biz gorurmuyoz bilemem.. Bilsemde soylemem, sürpriz olsun:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112945776430415032?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112945776430415032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112945776430415032&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112945776430415032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112945776430415032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/10/ciercinin-cieri.html' title='Ciğercinin Ciğeri'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112921393148281643</id><published>2005-10-13T16:48:00.000+03:00</published><updated>2005-10-13T19:05:21.113+03:00</updated><title type='text'>Ülkemden Kuş Gribi Manzaraları</title><content type='html'>Bugün nereye gitsem ne okusam bundan bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden bir yazı yazıpta bunda kuş gribinden bahsetmemek ve hükümeti suçlamamak olmaz. O kadar baştasınız canım. Ağzınızla tutun o kuşları bakalım. Di mi ama?? Uzun süreli bir sessizliği de böyle bir yazı yerine daha ilginç bir konuda yazabilirdim. Ama blog bu. İçimizden geleni yapıyoruz rahatlıyoruz efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir defa kuş gribi olayı bir kez daha gösterdi ki feci halde duygusal bir milletiz.&lt;br /&gt;Böyle durumlarda akıl ve soğukkanlılığın had safhada olmasını gerektiren basın, Türkiye'de yangından yangına koşan körükçübaşı. Sorumsuz, akılsız, bilgisiz ama her konuda fikir sahibi acar muhabirleri ve editörleriyle bu basın ile avrupa birliğine bizi nasıl alacaklar merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberleri alt alta koyup okuduğunuzda kuş gribinin Türkiye'de 2000 hindiyi öldürdüğünü ama yüzbinlerce insanıda öldürebileceğini, bakanın televizyonda tavuğu yemediğini (birde yanında tatlı söyleseydiniz, ekranda, canlı yayında. üstünede içecek bişeyler ooh), mecliste yemekhanelerde tavuğun menüden kaldırıldığını (bizim fabrikadaki catering firması da kaldırdı, milletvekilleri el kaldırıp oy birliğiyle mi kaldırdı?), yandığımızı, battığımızı işleyip duruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://http//sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kus+gribi"&gt;Sourtimes&lt;/a&gt; bile acar medyamızdan daha bilgilendirici çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/HSOgetChartbanvit.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; CURSOR: pointer" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/HSOgetChartbanvit.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/HSOgetChartseker.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; CURSOR: pointer" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/HSOgetChartseker.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tabi, hisseler satıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borsadaki piliç üreticilerinin değeri tepetaklak oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar trajikomik durum içinde beni en çok güldüren ise sourtimes'te bir arkadaşın ifade ettiği show tv'nin haber bandı oldu. &lt;em&gt;"show tv haber bülteninde "tavuklar itlaf edildi, peki ya köylüler ne olacak" spotuyla haberi yapılan hastalık. "aaa doğru onları itlaf etmeyi unuttuk" diyesi geliyor insanın.&lt;br /&gt;(&lt;/em&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=carpenoctem"&gt;&lt;em&gt;carpenoctem&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;, 13.10.2005 01:18)"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet'in internet sitesindeki manşetleri alt alta koyduğumuzda bile basın karakterini ele veriyor. Yandık abi biz, bittik..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3377221.asp?m=1&amp;amp;gid=69"&gt;VİRÜS ÇOK TEHLİKELİ&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="haberlink" id="news_link" href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3374336.asp?gid=69"&gt;Canlı yayında tavuk yemedi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="haberlink" id="news_link" href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3377642.asp?gid=69"&gt;Virüse karşı nasıl önlem alınmalı?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="haberlink" id="news_link" href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3378155.asp?gid=69"&gt;'1 gramı 1 milyon kanatlıyı hasta ediyor'&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki bu virüsten kaç kişi ölmüş bugüne kadar?&lt;br /&gt;- Öyle deme abi İspanyol virüsü adlı versiyonundan 600bin.&lt;br /&gt;- Hangi yıl&lt;br /&gt;- 1920lerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım. O zamandan bu yana tavuklarla, hayvanlarla iç içe yaşayan, yiyeceklerini adam gibi pişirmeyen (ama öyle deme stir fry sağlıklıdır?), genellikle fakir, kalabalık ve hijyene hiç önem vermeyen ülkelerde ölenler varmış. O ülkelerde tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamadığı için ölen sayısı bundan az mıdır merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan yumurta ve tavuk üreticilerine olacak. Onlar ne kadar &lt;a href="http://www.sekerpilic.com/tr/popup.asp?img=20050621142938_INTERNET.jpg"&gt;bas bas bağırsa&lt;/a&gt;, biz haccp sahibiyiz, tesislerimiz kapalı ve hijyenik dese de, üstelik normal pişirme derecelerinde -olmaz ya- bir şekilde bu virüs bulunsa bile temizlense de, bu ülkenin insanı medya tamam yiyebilirsin, ye diyene kadar tavukta yumurtada yemeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa medyanın kanındaki gaz mı bu söylemlere neden. Ülkede herşey tıkırında, merkez bankası faiz düşürmüş, avrupa birliğine giriyoruz. E, tepeden emir geldi, hükümete nasıl çamur atılacak? Çamur atmayan medya medyalığını kaybetmez mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112921393148281643?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112921393148281643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112921393148281643&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112921393148281643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112921393148281643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/10/lkemden-ku-gribi-manzaralar.html' title='Ülkemden Kuş Gribi Manzaraları'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112820135848860764</id><published>2005-10-01T23:41:00.000+03:00</published><updated>2005-10-02T00:15:58.526+03:00</updated><title type='text'>İzle İzle Nereye Kadar</title><content type='html'>Yeni bir dönem basladı. Şimdi diyeceksiniz nedir bu yeni başlayan dönem.. Söyliyim efendim. Yeni bir ümit yeni bir hayat fırsatı sunan felaket takip ettiğimiz Ebru Akel li programımıza:)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-155134301.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-155134301.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet format yine aynı ama her seferinde olduğu gibi bazı değişikliklerle ilgileri yeniden ilgi toplamayı denemişler.. Başarmışlar mı? Bunu zaman gösterir ama milletin beğeneceğini ben adım gibi biliyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum evde olacak olayları hepimiz aşağı yukarı biliyoruz ama bu sefer insanlar nasıl kavga edecekler diye yine belli bir izleyici kesimi saatlerini bu program karşısında harcıyacaklar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Allah aşkına mantık bunun neresinde.. Deli etmeyin beni. Neyi seyrediyor insanlar.. Başkalarının hayatını irdelemek bu derecemi hastalık halinde bizim içimizde.. Hangi duygusal aksaklığın getirisi bu programı seyretmek anlamakta zorluk çekiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken yaptığım birşey vardı. Tahminim sizlerde yapmışşınızdır. Bir şişenin veya bardağın içine giren bir sineği şişenin ağzını kapatıp ne tepki verdiğine bakardım.. sonra sallardım bakalım neler olacak.. Bu tarz şeylerle bir tür gözlem.. Tamam iğrenç biliyorum ki hiç hoş değil ama bu izlediğimiz programın benim yaptığımdan tek farkı sinek beni izleyin diye şişenin içine bilerek giriyor o kadar:) Şimdi burada o evdeki insanlara sinek demiyorum.. Ama verdiğim örnekte sinek rolünü oynuyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programlar eleştrilir normaldir.. Bu çok yanlış, hoş değil diye yorumda yapılır.. Kaldıki böyle programlarda yok değildir. Ama televizyon olayında programlar talebe göre arz edilir.. Yani burada kanalları suçlamak mantıksız olur.. Sonuçta o kar amaçlı bir müessese olup talep dogrultusunda programlar arz eder.. Problem bunu talep eden veya prim veren izleyici kitlesidir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki çözüm nedir? memleketin &lt;em&gt;''büyük insan''&lt;/em&gt; yüzdesini çoğaltmak.Bu nedemek? Şöyleki; duymuşsunuzdur bir söz vardır '' &lt;em&gt;Küçük insanlar kişilerle, normal insanlar olaylarla, büyük insanlar fikirlerle uğraşır''&lt;/em&gt; diye.. Bunun için ne yapılmalı.. ee o kadarınıda uzman amcalar söylesin bende ukalalık yapmış olmıyım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmeeet.. aslanim izleme ya sunu.. biz nediyoz sen ne yapiyon. ya bize ne ya kerimenin pasakli olup didemin piskopat olmasindan veya osmanin dallama olmasindan.. sen ismet nasil bana onu soyle.. hadi yatta sabah süper bi kahvaltı yapalım olmazmı? olmaz haa. tamam sen bittin ismet o kadar:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112820135848860764?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112820135848860764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112820135848860764&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112820135848860764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112820135848860764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/10/izle-izle-nereye-kadar.html' title='İzle İzle Nereye Kadar'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112785259573252430</id><published>2005-09-27T22:47:00.000+03:00</published><updated>2005-09-27T23:23:15.793+03:00</updated><title type='text'>Spor Herşekilde Sağlıktır</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15417514.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15417514.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Spor herkesin yaptığı veya takip ettiği bir kavram.. O şekilde veya bu şekilde bir yönüyle sporun içindeyiz.. tribunde veya sahada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okadar hayatımızın içindedirki, haftalık planlarimizin bir köşesine sıkıştrırız. Bu işi düzenli yapanlarada sportif denir.. Düzenli yapmayanlarada hevesli tembel denir:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklarda bile sporu yapmak için basket sahaları halı sahalar, tenis kortları, yuzme havuzları, golf sahaları v.b. turlu spor alanları mevcuttur.. Çünkü o yaşamın bir parçası olmuştur insanımız hayatında.. Herbiriniz bi şekilde hatırlarsınız ve yapmışsınızdırda.. sokak üzerine konulan taşlarla kale ve maclar yapılır, sokak aralarında yine koşu yarışları.. spor bu kadar içimzdedir işte..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiki içimzde olan sporun tamamı degil sadece imkanlar dahilinde yapabildiklerimiz.. yani bir buz hokeyi sporunu sokak arasında yapma imkanımız yok, veya kayık.. bunlar ozel mekanlar ve ekipmanlar gerektiren sporlar. bide sıradışı denilen bir türü varki sadece extreme spor kanalından takip edebiliyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bende düşündümde:) yine yaptım anlıcağınız.. haftada bir düşünmek iyidir.. hem paslanmazsınız:) Neyse dedim kendime ya bu bize sıradışı gelen sporlar sıradan hale gelse ve sıradan olanlarda extreme olsa:)) süper olurdu ya..süperden daha ziyade komik olurdu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sokak aralarında kayak yapan tipler, rafting yapmaya çalışanlar, jamping yapanlar, gulle atanlar, maraton koşanlar:) sokaklar daha renkli ve daha eglenceli olmazmıydı..&lt;br /&gt;Hatta her spor o kadar hayatın içinde olmalıki hepsini sokaklarda yapmalı insanlar.. spor mekana sıkıştırılamaz.. Tutmayın beni gaza geldim galiba:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anneeee.. ben hakanlarla ata binecem..&lt;br /&gt;-olm baban gelmeden eve gel ama..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;veya;&lt;br /&gt;işten gelen baba kızını jumping yaparken görüyor veya sumo güreşi:)&lt;br /&gt;saga sola bbaktığımızda jirit atanları görmek, buz hokeyi yapanları veya okculuk yapanları:) Tabiki spor yaralanmarıda bu kadar iç içe olmasndan dolayı artacak ama spor için her şeye deger..&lt;br /&gt;veya sokak arasında golf oynayanlar, paraşütle atlayanlar:) güzel olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;a href="www.mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15417514.jpg"&gt;&lt;/a&gt; Çok eğlenceli olurdu kesinlikle.. İyide madem o kadar eglenceli olur niye denemiyoruz.. Ben denersem sen denersen o denerse herkes yapmış olmazmı:) Dökülün sokaklara ııııınnnnnnnnn ınınnnn:) herkes istediği sporu yapsın..Hadi ya sokak aralarında tüm sporları yapalım kampanyası başlatalım.. mesela ben sokak arasında dağcılık yaparak başlıcam:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ismetcim sende sokakta su balesi sporu yaparsın oldumu.. hah aferin sana.. maşallah ben senin burnunu karıştırdığın iğrenç gunleri bilirim.. ne pislik heriftin sen.. ama şimdi bak buyudun serpildin bir kutup ayısı oldun şimdi de su balesi yapıyon.. gözlerim yaşardı konuşamıcam.. kusuruma bakmayın cok duygulandım bugun..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112785259573252430?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112785259573252430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112785259573252430&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112785259573252430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112785259573252430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/spor-herekilde-salktr.html' title='Spor Herşekilde Sağlıktır'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112774828668619007</id><published>2005-09-26T18:09:00.000+03:00</published><updated>2005-09-26T18:32:20.700+03:00</updated><title type='text'>Küçük prens - Le Petit Prince</title><content type='html'>Zamanın akışı hızlandıkça kitaba daha az zaman ayırır oldum.&lt;br /&gt;Yetişemiyorum, yetiştiremiyorum üstelik yeni ve daha çok iş üstüme yıkılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel hayatta farksız. Kafa allak bullak sürekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür durumlarda patlamamak için her şey bir yana diyerek çok sevdiğim işlere, diğerlerini aksatmak pahasına zamanımdan bir parça ayırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Warcraft oynamak, seinfeldin bir bölümünü 100.ye seyretmek veya tombi yemek olabilir.&lt;br /&gt;Geçen yine bunalmışken çok özel bir şey yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük prensle yeniden konuştum.&lt;br /&gt;Anlattıklarını yeniden dinledim..&lt;br /&gt;Biraz olsun kendime geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana sakın &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=le+petit+prince"&gt;küçük prensi&lt;/a&gt; tanımadığınızı söylemeyin. En azından gazetede okumuşsunuzdur. Hani milli eğitim bakanlığı tavsiye edilen kitaplara koydu da sonra "Türk diktatörü" ifadesi yüzünden bütün dünyanın sevgilisini "yasaklı" &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=160404"&gt;ilan ettik&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük prens bir çocuk kitabı olduğu kadar bir genç, orta yaşlı ve yaşlı kitabı. Çünkü yaşanan her olaydan sonra küçük prensi bir kez daha okuduğunuzda farklı bir kapı size açılıyor sanki.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;"Lütfen bana bir koyun resmi çizin" diyordu. &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;"Ne?"&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;"Bana bir koyun resmi çizin"&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu dünya güzeli çocuk insanın içindeki tüm güzelliklerin yansıması sanki.&lt;br /&gt;Hayata onun gözünden bakmak her şeyi katlanılabilir hale getiriyor.&lt;br /&gt;En çekilmez görünenleri bile, inanın bana. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Not: &lt;a href="http://arzudurukan.www9.50megs.com/index.htm"&gt;Şurada türkçe çevirisini buldum&lt;/a&gt;. Çok uzun değil, kendinize bir iyilik yapın ve hemen şimdi okuyuverin.)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112774828668619007?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112774828668619007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112774828668619007&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112774828668619007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112774828668619007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/kk-prens-le-petit-prince.html' title='Küçük prens - Le Petit Prince'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112767518553649139</id><published>2005-09-25T21:09:00.000+03:00</published><updated>2005-09-25T22:06:25.566+03:00</updated><title type='text'>Ben Varya Ben... Aman aman.:)</title><content type='html'>Ey bloggerlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır bloga girip sizler için veya kendim için bir şeler yazamadım. Hatta şu an dahi yazamamış olmanın müthiş mahcubiyeti ile derbeder&lt;br /&gt;ayaklarınıza kadar geldim,&lt;br /&gt;af dilemeye geldim,&lt;br /&gt;affa layık olmasamda..&lt;br /&gt;Uzatma dünya sürgünü mü benim ey sevgili en sevgili...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler geçtiki hicran oldu ayrılık oldu hüzünlere bölündü saatler.. ben internete çok net olmasa da girdim.. Ama size yarım duygularla plansız bir şeyler yazmaktansa yazmamayı tercih ettim.. Biliyorum ben gamsız, biliyorum ben hissiz, biliyorum en sonunda sizsiz kaldım..&lt;br /&gt;ama bir kez daha bir tane daha denemeyi sizlerin derin hoşgörünüzde merhamete sarılı buldum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoruma layık olmayan yazılarım, sizsiz aklımda anlamsız ve gecelerim kerbela oldu.. sizinle sessiz bir yalnızlığın tatlı beraberliğini içimde yaşarken bu sessizliği öyle bir gürültünün içinde o kadar net dinledim ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yokken sizlerle idim.. Sizlerden öyle ifadelere vuruldum ve öyle uslüplara güldümki.. bunlardan bir tanesini bende yapayim dedim.. Dedim ama kime.. Size desem? Kimin umurunda. Ama biliyorumki bu kalabalıkta göz ucuyla izleniyorum.. Belkide bir paranoya başlangici bende ki:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuan da dahi başladığım şu blog yazısının sonunu nereye gideceği hakkımda bir fikrim yokken sırf iş olsun diye yazdığımı hissediyorum.. O zaman siz sevgili yorumsuz dostlara beni güldüren ilginç bir yazı denemesinden minik bir örnekte bende yapayım:) Buda benden olsun.. Aman aman nede çok merak ediliyorumdur:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben küçükken;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kaloriferlerin aşağıdan kalorifer borususu içine atılan kömürün arkasindan atılan bir kibrit ile ısındıgına inandığımı;&lt;br /&gt;*Babamla bende 7 yaş büyük ablamı cami avlusunda bulduğumuza ablamı inandırmaya çalıştığımı;&lt;br /&gt;*Dolaptan tencere kapaklarını alıp direksiyon yaparak evin içinde kendimi sürekli parkettiğimi;&lt;br /&gt;*Aile fertleri otururken herkesin terliğine araba muamelesi yaparak halının üzerinde saatlerimi harcadığımı;&lt;br /&gt;*Çok kıymetli 25 küçük arabamı kendi bulduğum bir oyun ile zar atarak tekerleklerindeki minik işaretlere göre ilerlettip bir saatte sadece 10 cm ilerletebildiğimi ve bundan deli bir keyif aldığımı;&lt;br /&gt;*Tek başıma oynadığım bir oyunda kendimin iki farklı kişi olup hiçbir şekilde kendi koyduğum kuralları hiç bir karaktere çiğnetmediğimi;&lt;br /&gt;*Sokağa çok çıkmamama rağmen sert şut çektiğim için bir dönem ''demir çocuk'' diye anıldığımı;&lt;br /&gt;*Bir dönem tek arkadaşımın nalan diye bir kız olup sokakta inşaatın taşları üzerinde akşama kadar koştuğumuzu;&lt;br /&gt;*Karanlıktan korktuğum için lambaları hep ablalarıma yaktırdığımı;&lt;br /&gt;*Bisikletimi bodrumdan çıkarırken geri geri düşüp direksiyonun çarpmasıyla yuzumun tanınmıyacak hale geldiğini;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyormuydunuz?  :)) Bilmiyordunuz tabi.. Hem niye bileceksiniz ki.. Kaldıki ben zor hatırlıyorum:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmetcim hadi sende zıbar.. Zıbar ne demek mi.. Ya bilmiyorum işte yap bişeylerde biz kendi aramızda ona zıbarmak diyelim.. Hadi gözüm:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112767518553649139?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112767518553649139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112767518553649139&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112767518553649139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112767518553649139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/ben-varya-ben-aman-aman.html' title='Ben Varya Ben... Aman aman.:)'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112707518128553318</id><published>2005-09-18T22:51:00.000+03:00</published><updated>2005-09-18T23:26:25.013+03:00</updated><title type='text'>Çizik Bir Keyif</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/KM001966.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/KM001966.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film sektoru uzun zamanlar once basladi.. ilk once kisa metrajli filmler sonra uzun.. teknolojinin gelişimi ve insanların bu konuda kendini aşmasıyla çeşitlilik ve kalitede buyuk bir hızla arttı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta soyle bir geriye baktiğimizda 80 li yıllara sinemanın ne derece kaliteli olduğunu hiç anlayamayanımız bile görebilir.. Hemde çıplak gözle. Neyse biz insanlar olarak bu sektörü tabiki geliştirdik çeşitlendirdik.. Mesela bu sektörün çocuklara bakan bir yönu olmaliydi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan çizgi film denen bir dönem başladı.. Bu zamanlarda çizilen çizgilere ekran önünde hayat verildi.. Hatta ve hatta bu kahramanlara karakterler yuklendi ve günümüze kadar ulaştı isimleri.. bende her küçük çocuk gibi cok severdim.. Hatta videoya bir sürü cizgi filmi cekip onu istediğim zaman seyrettiğim bile olmustur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiki bu sektör bu kadar gelişti ve tıp dunyasının faydasına bile yardım edecek bir şekil bile aldı.. Röntgen filmi gibi ..Bu digerleri kadar eğlenceli olmasa faydali bir sey.. Neyse biraz sacmaladiktan sonra biz cizgi filmler geri dönelim.. hadi 3 diyince hep beraber donelim.. 1, 2, 4, 5, 6, 7, 3... tamaaaaam:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çizgi filmler aslında cocukları eğlendirmek için mi var.. Veya sadece cocuklar için mi? Kim yetkili ise soylesin kardesim.. bak ben oyle cizgi filmler biliyorum ki inanin bir cocugun anlayamayacagi kadar ince esprilerle dolu.. kesinlikle cok keyifli.. bunların yaninda uzay savaşli cizgi filmlerin yaygınlaşmasi ve cocuklarında kendilerini bir kahramana link vermeleri sonucu yaşanılan treji komedi hallerde kimi sucu tabiki araştırıyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden bu kadar cok vahsetin oldugu cizgi filmler yoktu.. en vahsisi he-man di.. bide belki voltrandi.. ama bugun bi bakıyorsun cocuklar pikacu olup 3. kattan atıyorlar kendini.. gerci pikacu bir cizgi film değil sadece kalıcı bir hastalık cocuklar üzerinde.. diyeceğim o ki vahsilesti cocuklar.. bakıyorum iki üç cocuğun oldu bir gruba cocuklar kendilerine teleffuzu zor isimler takıp durdukları yerden garip sesler cıkartarak savaşıyorlar.. lider karakterlide kimin oldugunu kimin yaralandığını tesbit ediyor:) işin komik kısmı itiraz yok.. yani olduysen oldun abi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birde boyle bir sektör olurda bu sektörü ucuzlatmak için cinliler buna el atmasın.. mümkün mü? tabiki hayır.. ama bunların cizgi filmlerinde bir kompleksin ifadesini gozlemliyorum ben.. hatta iyi hatırlıyorum bir futbol takımında oynayan bir cocugun maceralarını anlatan bir tanesi vardiki.. komikti vesselam.. uzun boylu iri gozlu tipler:))) bide kostumu 3 adımlık saha sanki yarı maraton kulvarı:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama cizgi film diyince hepimizin aklına gelen ve vazgeçilmezler arasında olan donald duck, tom and jerry, tweety, simpsonlar, ve daha niceleri.. benim hala takip ettiklerim var:) keyifli hemde cok bence cizgi film seyretmek hayal gucunu çalıştırmak ve knedini dinlendirmekle cok alakalı.. Kaldıki hayalleri olmayanın hiç bir şeyi yoktur.. değil mi ismet? aman abisi hadi cizgi film seyredip hayal kuralım:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112707518128553318?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112707518128553318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112707518128553318&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112707518128553318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112707518128553318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/izik-bir-keyif.html' title='Çizik Bir Keyif'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112681721169206043</id><published>2005-09-15T23:24:00.000+03:00</published><updated>2005-09-15T23:46:51.736+03:00</updated><title type='text'>Bir Çift Sözüm Var...</title><content type='html'>&lt;a href="www.mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 8px; CURSOR: hand; HEIGHT: 36px" height="36" alt="" src="www.mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-152393271.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 171px; CURSOR: hand; HEIGHT: 169px" height="178" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-152393271.jpg" width="183" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayat tüm hızıyla devam ediyor.. Çevreme baktığımda sürekli hareket eden canlılılar görüyorum.. Ya bi durun kardeşim.. döne döne dünyanın döndüğünü anlamıyorsunuz.. Bi nefes alın bakın bi 10 dakika ota bakın:) ne hissedeceksiniz.. en basiti kendinizin baktığınız ottan çok daha şanslı olduğunuzu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat dediğimiz insanın sadece çevresi ve çevresindekilerle tanımlıdır.. Herkes kendi penceresinden, kendi gözlükleriyle bakıyor hayata.. Mutlu olma sanatı diye kitaplar çıkartmış mutluluk uzmanları ne kadar mutlu olmasalarda... Halbuki mutluluk sadece bir düşünüşte gizlidir..  Kendi fenomeninde yani algı dünyasında insan neyi nasıl görmek istiyorsa ona göre duygusal bir hal içine giriyor.. Peki bu nedemek? Bu şu demek oluyor ki; insan duygu grafiğini kendi yonlendirebiliyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tesbit kulağa çok naturel gelmesede insan kendini kontrol etme noktasında duygularinada hakim olabiliyor, sizlerinde farkettiği gibi bu böyledir.. Bazılarımız olabilir.. Ama ben.... diye başlayan cümleler kuranlar.. Evet onlar belki çok kontrol edemiyor olabilirler ama bunu öğrenebilecek kabiliyettedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hayatta bir rüzgar önündeki yaprak değildir.. rüzgar nereden eserse oraya gideyim mantığı kişiyi yapraktan farklı yapmaz.. İnsan bu noktada mutluluğu huzuru bilinçli olarak arayabilir ve bu noktada daha kaliteli daha guzel bir hayat pek hala sürebilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayı bu kadar basit gösterip ahkam keserek ukalalık yapmak değil niyetim.. Sadece şunun altını çizmek istiyorum ki, mutluluk senin bakış açın ve değerlendirme kriterlerinle alakalıdır.. Bu bakış açısında mutluluğu yakalar veya kaybeder.. Ben her insan zannediyorum ama belkide tek benimdir, kendine bazı güzel sözleri mile stone yapmışımdır. Bunlardan bir tanesini sizinle paylaşayım. Bu bakış açısıyla insanlara değer vermeyi öğrenebiliriz heralde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Her insandan öğrenebileceğin bir şey mutlaka vardır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizinde vardır yaşamınıza değer katan unutmadığınız size bi yerde yol gösteren sözler.. Hadi bari birer tanesini birbirimizle paylaşalım.. Belki birbirimizin hayatını daha yaşanmaya değer kılabiliriz..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112681721169206043?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112681721169206043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112681721169206043&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112681721169206043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112681721169206043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/bir-ift-szm-var.html' title='Bir Çift Sözüm Var...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112646836606986835</id><published>2005-09-11T21:49:00.000+03:00</published><updated>2005-09-11T22:52:46.126+03:00</updated><title type='text'>Terkedemedim...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-152097631.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-152097631.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Saat 3. sabah olmasina az kaldi. Gunesin terkedisinden beri gece kan kokuyor.. icimde nefretin kalbimi tirmaliyor.. Beni sensiz birakmak, yalnizligimda kendimide kaybettirdi bana. Şuan balkonda sadece yıldızlara öfkeyle bakıyorum.. Bağrına sapladığın pençelerinin izi hala var ve hala kanıyor yaram..Hissizleştirdiğin kalbimden gözlerimde gözüken sadece intikam duruyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakikalardır gözlerimi kırpmadan karanlığın derinliklerine kitliyorum bakışlarımı.. Düşünmeden yoksun bıraktığın eserin soğuduğunu farketmediği çayını içerken sen mışıl mışıl uyuyorsun.. Gülmek o kadar uzak geliyorki yıldızlar daha ulaşılabilir oldu bu gece.. Kendimi karanlılğın ortasına rüzgara doğru bırakasım var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigaramın dumanı geceye karışıyor.. Yatağına gelip seni boğması için içiyorum.. Ama hırsımdan birer birer kayboluyor parmaklarımın arasından..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni terkeden güneşi bekliyorum. O her zaman geldiği dağa bakarak.. Ben terkedilmemeliyim.. Hem ben ne yaptımki güneşe.. Ne sana nede bir başkasına.. Ağzım kuruyor artık.. Gunlerdir su içmedim.. Yine elim votkaya uzanıyor.. Ağzım yanıyor, öfkem alevleniyor ama hala susuyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığlığım atar damarlarımda gezerken kanımı donduran o en son verdiğin gül karşımda.. Kurudu, Oda sevmesede votka içiyor.. oda seni nefretle anar oldu.. göz yaşlarımı gecelere artık akıtmıyorum.. İçmdeki öfkemi ancak yorgunluğum dindirebildi. Beklediğim güneş yine o dağın ardından geri geldi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üşümüşüm, içeri girdim, gunahkar yatağıma düşen kara bir gül gibi uzandım, başka terkedişler görmemek için..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sen terkettiğin halde niye hala içimde bana bu kadar yakınsın..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112646836606986835?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112646836606986835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112646836606986835&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112646836606986835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112646836606986835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/terkedemedim.html' title='Terkedemedim...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112616859807220834</id><published>2005-09-08T11:04:00.000+03:00</published><updated>2005-09-08T16:07:14.556+03:00</updated><title type='text'>Friends 4ever</title><content type='html'>İnsanın mutluluk kaynağı üç şey;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir eş,&lt;br /&gt;Samimi arkadaşlar ve&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=peynirli+tombi"&gt;Peynirli tombi&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada dikkatleri iki numaraya çevirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayat bir tiyatro" gibi klişeleşmiş bir sözcüğü tekrar ifade etmeli.&lt;br /&gt;Senaryo aşağı yukarı belli. İnişler, çıkışlar.. Mutluluklar üzüntüler. Karanlık ve aydınlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/42-15117685.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/42-15117685.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Perdelerin biri açılıp diğeri kapanırken, oyunda, herşeyini paylaşabileceği, samimiyetinden zerre kadar şüphe duymadığı arkadaşlara sahip insan dünyanın en zengin insanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben dünyanın en zengin insanıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(tipbir ve tipdörde ithaf olunur)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112616859807220834?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112616859807220834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112616859807220834&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112616859807220834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112616859807220834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/friends-4ever.html' title='Friends 4ever'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112603338972481154</id><published>2005-09-06T21:16:00.000+03:00</published><updated>2005-09-06T22:03:09.760+03:00</updated><title type='text'>O Kadar...</title><content type='html'>Ya ne bu kardeşim.. Menfaat dünyası.. Yeter be.. Güzelce, iyi niyetle, korkusuz, endişesiz rahat rahat yaşayamayacak mıyız şu üç kuruşluk dünyada. Nereye dönüp baksam endişe kimle konuşsam samimiyetsizlik taşıyor.. Nedir insanları bu kadar yapmacık yapan, kimin eseridir bu tebessümden mahrum yüzler.. Kimlerin çocuklarıdır bu içten pazarlıklılar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar öncede varmıydı peki.. Yoksa daha mı azdı.. Ozaman gelecekte daha mı çok olacak demek bu? İstemiyorum ben öylesi bir gelecek.. Hep anlatırlar eskiden saygı varmış, aşkı bir başka yaşarmış yaşayanlar, utanmak varmış, sevinç o zaman bir başka sevinçmiş.. Ne değişti o zaman.. Teknolojinin mi kurbanıyız sizce ben inanmıyorum buna..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nedir bizi bu kadar içten içe kemirip bitiren.. Kaygılarla dolu binlerce şüphelerle çevrelenmiş yalan dostluklarla nereye kadar.. Bir şey isterken senden yarın benden birşey ister düşünceside hangi mantığın ön gördüğü bir ahlak biçimi.. Nerde kaldı karşılıksız yardım.. Benim bildiğim yardımın tanımında karşılık beklemek yoktur.. Tanımları değişir oldu güzelliğe ait şeylerin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parlamaz oldu gözlerinin içi insanların.. Pisliğe batmamış insanlar kalmaz oldu bu küçük dünyada.. Onlarında temizliğine kimse inanmıyor.. Bu mudur insan oğlunun gelişmişliği.. nice yapay şartlarda  samimiyet kıymetli bir taş olmuş.. taş diye insanlar kafa kırmak için atar olmuşlar birbirlerine. Nedir ters giden.. Nedir benim ninelerimi bu kadar üzen.. İçimizden neyi aldılar.. Sisteme ne zaman virüs girdi.. bu safllık neden yitirildi.. Kimse neden dur demedi.. Yokmu temiz dünyamızı denetleyen duygularımız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayallerimizde fakirleşti.. Bataklıkta gül düşünür olduk.. rüyalarımıza kadar girdi o pis kokulu bataklıklar.. kabuslarımız arttı.. yürüyemez olduk tek başımıza.. seyredemez olduk doğayı doyasıya.. ana caddelerde unutulmuş ağaçlar kuruyor gözlerimiz önünde.. Nice ölenlere vah tan öte tepki veremez katranlaşmış kalp yığınlarına dönüştük.. Peki neden? Mutlaka geçerli bir nedeni olmalı..  yoksa bir ömür ziyan oluyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi bir kaldırım taşının kenarından çıkıp yaşamaya çalışan bir ot gibi görüyorum ama tek derdim var birisinin sevgisini anlatmak için sevdiğine götüreceği bir çiçek açabilmek... o kadar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112603338972481154?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112603338972481154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112603338972481154&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112603338972481154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112603338972481154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/o-kadar.html' title='O Kadar...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112593374310449849</id><published>2005-09-05T18:16:00.000+03:00</published><updated>2005-09-05T18:22:23.120+03:00</updated><title type='text'>Zengin olmanın ondört altın kuralı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/ducktales.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/ducktales.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=varyemez"&gt;Varyemez amca'yı&lt;/a&gt; hatırlar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maceradan maceraya koşan çok zengin ördek.&lt;br /&gt;Kocaman içi parayla dolu bir havuzda yüzerdi.&lt;br /&gt;Gerçi onu seyrettiğim devirlerde altın, para, gözlerde dönen dolar işaretleri benim için pek birşey ifade etmezdi. Çok iyi hatırladığım uğurlu bir doları vardı. İlk kazandığı dolar. Buna çok değer verir, iyi saklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=spongebob+squarepants"&gt;Sünger bob'daki&lt;/a&gt; Mr. crabs'ı gördüğümde yine varyemez amcayı hatırlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/WDCBB91.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/WDCBB91.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu tür kahramanların belirgin özelliği hat safhadaki cimrilikleri. O kadar ki Mr. crabs bir bölümde bir centi kurtarmak için yüzlerce dolarlık masraf yapmıştı. Para aşkı insanı bu tür komik durumlara düşürse de ince hesapların bazen kişisel finansal dengeleriniz üzerindeki kelebek etkisini ihmal etmemek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin gereksiz harcamalar ve yanlış yatırımlar bir yana düzenli ödemelerinizi biraz optimize etseniz büyük hayallerinize ulaşmanız pekte zor olmaz. Ama unutmamalı, bunu sistematik yapmazsanız ve kendi içinde bir fon oluşturmazsanız tasarrufunuz harcanmak üzere sadece bir cebinizden diğerine girmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük firmaların fiyat rekabetinde de bu kelebek etkisi, sürekli iyileştirme çalışmalarıyla kendini gösteriyor. 1 dolarlık tasarruf bir milyon ürünle çarpıldığında bir milyon dolarlık tasarruf elde ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence bu firmaların çalışmalarını özel hayata geçirmek çok keyifli sonuçlar doğurabilir.&lt;br /&gt;Kendi hayatınızı ve düzenli harcamalarınızı kredi kartı ekstrenizden kontrol edin.&lt;br /&gt;Birleştirebileceklerinizi, pek gerekli olmayanları ve elenebilecekleri belirleyin.&lt;br /&gt;Bunu yaptığınızda bir yılla çarpın.&lt;br /&gt;"Hadi canım, bu kadar olmaz" diyebileceğiniz tasarrufu elde ettiğinizi hayretle göreceksiniz.&lt;br /&gt;Tasarruf ettiğiniz parayı, bu harcamanızı yapıyormuş gibi banka hesabınıza aktarmayı unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, gereksiz harcamaların başında gelen sigarayı bırakıp, buna harcadığı parayı biriktirerek adına okul yaptıran insanlar bile var bu ülkede.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112593374310449849?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112593374310449849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112593374310449849&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112593374310449849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112593374310449849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/zengin-olmann-ondrt-altn-kural.html' title='Zengin olmanın ondört altın kuralı'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112585990912847773</id><published>2005-09-04T21:24:00.000+03:00</published><updated>2005-09-04T21:51:49.143+03:00</updated><title type='text'>Bu da Kim?</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15528851.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15528851.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sende kimsin dedi.. Tanıdık birisiydi ama tanıyamamıştı.. Bir süre hiç birşey söylemeden baktılar birbirlerine..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini ayırmadan dikkatlice süzüyordu onu.. Çok acımasız biri olmalı diye düşündü.. Çünkü yüzündeki ifade hiç gülmeyen bir ifadeydi..  Dedi belkide vardır bir nedeni böyle sessiz durup hiç gülmemesinin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli etmemek için tebessüm eti.. Oda aynı sahtelikte karşılık verdi.. Konuşmaya cesaret edemiyordu.. Bir anda tersleyebilir bir havası vardı.. Belli pekte uzlaşılacak biri değildi.. En azından öyle gözüküyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz düşündükten sonra onun küçüklüğünü hatırladı.. Tatlı sevgi dolu bir çocuktu.. Neşe içinde oyun oynadığı günlerini hatırlayabiliyordu, çokta net olmasada.. Duygulandı.. duygulandı çünkü o masum çocuk nasıl bu hale gelebir diye düşünmüştü.. Onun adına üzüldü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin bir nefes aldı kendini toparlamak için.. Hala konuşacak cesareti bulamıyordu.. Oda zaten sessiz bir şekilde izliyordu onu.. Belliki pek konuşmayı seven biri değil diye düşündü.. Şöyle kıyafetlerni süzdü.. Evet varlıklı olmalıydı.. kıyafetleri temiz ve yüzü bakımlıydı.. Ama bunlar yeterli değil diye aklından geçirdi keşke dedi gülmeyide becerebilse..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek mutlu görünmüyor yazık dedi içinden.. Nedendi acaba? Yaşıda çok yaşlı değildi ama  belliki birşeyler eksik dedi, bir türlü adını koyamadığı bir eksiklik hissediyordu.. Sormaya cesaret edemedi, konuşup dertleşmek ne kadar aklından geçsede dili varmıyordu.. Belkide iki kelime duysa kendine gelir diye bir ümitlendi.. Bir çift laf söyliyecek oldu göz yaşlarının aktığını gördü.. Şaşırmıştı neden ağlıyorduki birşey demedim ama dedi içinden..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belliki sadece onu görmesi yetmişti ona.. Şaşırdı aklı karmakarışık olmuştu.. Güçlü olmalıyım hayata daha sıkı tutunmalıyım sevmeyi bilmeli gülmeyi unutmamalıyım diye içinden mırıldanıyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve odanın kapısı birden açıldı.. Ne yapıyorsun burda tek başına dedi.. Bırak aynaya bakmayıda hazırlan geç kaldık.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine geldiğinde elinde bir ayna vardı ve dudaklarında sevmeyi bilmeliyim gülmeyi unutmamalıyım cümleleri... Buruk bir tebessüm etti.. Ne kadar zaman olmuş kendimle başbaşa kalmayalı ne kadarda yabancılaşmışım kendime dedi.. ve derin bir iç çektikten sonra hazırlandı.. Kapıdan çıkarken kendinden emin tatlı bir tebessüm vardı..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112585990912847773?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112585990912847773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112585990912847773&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112585990912847773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112585990912847773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/bu-da-kim.html' title='Bu da Kim?'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112569199350440591</id><published>2005-09-02T22:37:00.000+03:00</published><updated>2005-09-02T23:13:13.520+03:00</updated><title type='text'>Ben Bilirim Herşeyi!</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15523341.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15523341.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar tatlı olur.. O minik elleri, yarım yamalak konuşmaları.. felakettir.. insanın aklını başından alır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakarsın bir metrelik bir insan oğlu pıtır pıtır yürüyo:)) Bana çok komik geliyor.. Hele konuşmaya başlayıp artık kucağa alındığı zaman insana manyak bir keyif verir.. Gülüşü bir ayrı uyuyuşu bir başkadır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama zaman geçtikçe daha büyürler biz yaşlanırken.. ve artık dili açılmış istediği herşeyi insanı deli eden süper bir ses tonunda dile getirir.. Gelde istediğini yapma.. O ses nasıl reddedilir.. Aradan seneler geçer ve biraz daha büyür. Büyüdükçe merak eder.. Bu insanın doğasında var..Meraklıyızdır biz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir bakıma iyi olabilir.. Mesela teknolojinin gelişimi medeniyetlerin gelişimi bu merak sayesindedir.. Temelde bu duygu hakimdir.. Ama çocukları öyle bir dönemi vardır ki insanı deli eder.. Bu 6 yaşı ile başlayıp 10 yaşına kadar hatta 12 ye kadar giden bir süreçtir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk bu dönemde her bir otu sorar.. hareket eden herşeyi merak eder.. Ve herşeyi biliyormuş gibi her söylenenede cevap vermeye çalışırlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu döneme tahammül edemiyorum.. Hani nerde o tatli çocuk? O gitti meraklı bilmiş bi çocuk geldi.. Çileden çıkartırlar adamı.. cevap verilemez sorular sorarlar.. Birde aklıma gelmişken insan o çok tatlı dönemi bilinçli geçirse ne güzel olurdu! olurmuydu gerçekten.. Komik olurda aslında... bizim açımızdan süper hatta:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama lafım çok bilmiş konuşan herkesi döveceğini zanneden kendini bir çizgi film kahramanı zannedip herkese meydan okuyan çocuklara.. ya deli oluyorum bu triplere ''büyüde gel çocuk büyüde geeeel...''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama size bir tavsiye gidin bir ilkokulu teneffüsteyken seyredin.. İnanın çok keyifli ben kopmuştum.. aynı boyda ve aynı kıyafette bir sürü çocuğu aynı yerde görmek, harbi çok eğlenceli:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112569199350440591?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112569199350440591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112569199350440591&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112569199350440591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112569199350440591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/ben-bilirim-hereyi.html' title='Ben Bilirim Herşeyi!'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112565154707810783</id><published>2005-09-02T11:08:00.000+03:00</published><updated>2005-09-02T12:00:16.466+03:00</updated><title type='text'>Aslında bardak yok</title><content type='html'>Hiç treni son anda kaçırma psikolojisine kapıldığınız oldu mu?&lt;br /&gt;Tam istasyona ulaşırsınız ki kapılar kapanır.&lt;br /&gt;Ama bu hep ve sadece sizin başınıza gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da çok şanslı olduğunuzu düşündüğünüz anlar olur mu?&lt;br /&gt;Bugün ne kadar şanslıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/Earth-MoonX1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/Earth-MoonX1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her ne kadar kelebek etkisinden bahsedilse de 6 milyar insanın yaşadığı dünya gezegeninde bağırsanız sesinizi duyacak insan sayısı ihmal edilebilecek kadar azdır. Bu yüzden başınıza gelenleri yani oynadığınız senaryoyu interaktif kılan irade de denilen sadece basit bir seçme yeteneğinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun zaten planlıdır. Oynadığınız karakterin hayatına yön veren etkenler arasında sizin müdahale edebilecekleriniz sınırlıdır. Bu yazdıklarım kafanızda bir ön yargıyı tetikleyerek anti-kişisel gelişim kategorisine sokulmasın lütfen. Devam edelim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailenizi siz seçmediniz, ülkenizi, hatta doğuştan gelen karakterinizi bile.&lt;br /&gt;Halbuki yaptığınız seçimlerde çevrenizin ve yaşadığınız ortamın rolü son derece belirleyici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde hayatınızın basit bir oyundan farkı ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlattıklarım buz dağının görünen yüzüne bakarak yapılmış bir yorum. Çok iyi biliyorsunuz ki sizin farkınız içeride bir yerlerde. Başınıza gelen ve sizden bağımsız olaylar, hatta oynadığınız senaryo bile biraz kafa yorduğunuzda size iki seçenek sunuyor. Hayata güzel bakmak ya da olan bitenlere lanet okumak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insan hayatın en değersiz figürü gibi görünse bile kendi için en değerli. Dünya her insana göre kendi etrafında dönüyor. Bunu egoizm benzetmesi olarak algılamayın. Hayat sizden ibaretmiş gibi gelmiyor mu çoğu zaman. Televizyonda gördüğünüz 800 kişi öldü haberine karşı tepkiniz sadece "vah, vah" tan ibaret ise kabul edin durum öyle. Ölüme empati yapamamanın rolünü ayırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin tercih etmediğiniz devasa parametreler yanında içinizde bir yerlerde bir pembe gözlük var. İşte bu gözlük takıldığında olan biten o kadar değişiyor ki. Bu gözlüğü çıkardığınızda ise dünyanın kirli durumuna takılıp kalıyorsunuz. Çünkü size anlatılanlar hep kötü hikayeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/CBR003284.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/CBR003284.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Halbuki pembe gözlüklerle bakmak inanın kendinizi kandırmak değil.Tüm dünyayı güzelleştirmek için içinizdeki bakış açısını değiştirmelisiniz.Çünkü dünyayı değiştiremezsiniz. Çok küçüksünüz, o ise çok büyük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarını değiştiremezsiniz, size kirli hikayeler anlatanlar içlerini dışa vuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi içinizdeki dünyanın sahibi sizsiniz ve hayat dediğiniz hikaye kendinize sadece anlattıklarınızdan ibaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pembe gözlüklerinizi takın, hayatınız mutlu bir hikaye olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112565154707810783?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112565154707810783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112565154707810783&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112565154707810783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112565154707810783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/09/aslnda-bardak-yok.html' title='Aslında bardak yok'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112550235367710477</id><published>2005-08-31T18:04:00.000+03:00</published><updated>2005-08-31T19:13:43.210+03:00</updated><title type='text'>Çözülemeyen sorun</title><content type='html'>Dünya da hala tartışılan ve çözülememiş mevzulardan birinin kadın erkek ilişkileri olmasını oldukça gariptir. Zira kadın ve erkek hayatın en başından beri birlikte. Ozon tabakası sorunu bile son 20 yıldır vardı ve duyduğuma göre artık &lt;a href="http://www.cnn.com/2005/TECH/science/08/31/ozone.layer.reut/index.html"&gt;çözülmüş&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden aslında açık. İnsanlık olarak ay'a adam göndermiş, hatta mars'ın üzerinde gezinen robotları yapmış olabiliriz. Hatta süper bilgisayarlar artık saniyede bilmem kaç trilyon hesap yapıyor da olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/RF4473354.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/RF4473354.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bilim ve teknolojide yaşadığımız bu gelişmeler eve gittiğinizde hiçbir diferansiyel denkleme benzemeyen ve mantık yoluyla çözemeyeceğiniz bir canlı olan kadın'ı çözebileceğimiz anlamı taşımamaktadır. Ama erkekte her zaman çözme beklentisi ve gayreti vardır. Şahsen günün birinde çözülebileceği düşüncesinde de değilim. Hülasa, problemin varlığında sorun erkekte değil kadındadır efendim. Zira neden-sonuç ilişkisinde problemler mantık ile çözülsede kadın çözülemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdan bakıldığında görürsünüz ki ilişkilerde kadınların işi çok kolaydır. Erkek düşünce yapısı son derece stabildir, dümdüzdür ve sadece mantık bilimi ile ilgili fikir sahibi olmanız bile yaptığı her harekete bir anlam vermeniz için yeterli olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin yapılan bir hataya kızar, ama zamanla sakinleşir. Zira sürekli kızgınlık ve kin tutmak gereksiz enerji israfıdır, ne gereği vardır şimdi. (Bakınız ne kolay anlaşılıyor). Halbuki kadın kızarsa hafızasında kızdığı hata ile ilgili kalıcı bir yer açar. Oraya yazar. Sürekli flashback ile hatırlar, tekrar tekrar düşünür durur. Bununla da kalmaz, her fırsatta alakasız bile olsa bu hatayı size de hatırlatır, intikamını kat kat fazlasıyla almaya çalışır. Enerji israf eder, hafıza tüketir, gereksiz yere zahmet çeker, kendini üzer ama bu mantıksal gerekçeler unutması için yeterli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların tamamen duygularıyla hareket ettikleri söylense de bu genelleme tüm genellemeler gibi yanlıştır efendim. Bilinmeyen güçler tarafından kadın çözülemeyecek bir bilmece olarak hayatımıza konmuştur. Çözülemez, çözülmesi beklenemez, ümit bile edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/RF4464841.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/RF4464841.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bazen düşünürüm, tüm dünya erkek olsaydı (mitos ile bölündüğümüzü düşünün) medeniyet ne durumda olurdu. Tabiki dünyamız dev bir tatil köyü gibi olurdu. Zira kafalarımızı %80 işgal eden sıkıntıların kökenine indiğinizde aslında anlam veremediğiniz ama bir nedenle "ki bu sevgi veya aşk olabilir aşk konusu ayrıca incelenecektir" sizden beklentileri karşılamak için deliler gibi çırpındığınızı görürsünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ve erkeklerin ortalama yaşam süresine hiç dikkat ettiniz mi.&lt;br /&gt;Kim daha uzun yaşıyor sizce? Peki neden? Aşikar değil mi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum bundan ibaret. Kötü haber; bu yazı hiçbir şeyi değiştirmeyecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112550235367710477?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112550235367710477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112550235367710477&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112550235367710477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112550235367710477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/zlemeyen-sorun.html' title='Çözülemeyen sorun'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112543072802831013</id><published>2005-08-30T21:54:00.000+03:00</published><updated>2005-08-30T22:38:48.040+03:00</updated><title type='text'>Bilimin Adama İhtiyacı Var</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/BE040037.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/BE040037.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bilim resimden de anlaşılacağı gibi uzun yıllar öncesine dayanır.. Dayanma fiili hala grçekleşmektedir.. Temelleri bu kadar derinde olan bilimin dursunları hakkında hala bir çalışma süre gelmektedir veya gitmektedir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimle uğraşan adamlara bilimadamı, bilimle uğraşan kadınlara yine bilim adamı denir.. Bu bilimin erkeğe ait olduğunu vurgalamaktan daha çok kadının bilimle uğraştığı zaman içinde adam yerine konması olarakta algılanabilir.. Kaldıki feminist bir dünyada bilimle uğraşan bir adamada bilim kadını denmesi çokta yadırganacak bir şey yoktur.. Bu konuda neden böyle bir ayrım vardır bilemem ama olmaz ayıp şey analarımız olmasaydı edison nahsıl bulurdu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim denilince aklımıza hemen fizik gelir.. Gelmez alakası yok diyenler ne kadar öyle desede bu böyledir böyle kalacaktır.. Bu düşüncenin temelinde herkesin tek bildiği ve ilk bildiği bilim adamının einstein (ainştayn) olmasıdır.. Bu sevgili bilim adamı bize o kadar mal olmuşturki ''enişten'' olarak kültürümüze kazandırılmış ve artık bizden biri haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldıki fiziğin bilimle aynı anda anılması çokta yadırganmazken artık günümüzde diğer fen biilimleride bilim olarak algılanabiliyor. Ama hala matemetiğe bir bilim olarak bakmayan insanlar var.. Kaldıki matematik tüm bilimlerin anasıdır.. insan nasıl anasını yok sayabilir.. Ayıp yaa.. Terbiyesizler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bir matematik dahisi olan ömer hayyam bildiğiniz üçgende bazı kuralların babası olmasına rağmen başkalarına mal edilmiştir.. Bunlar farklı mevzular ama bilinmesi lazım.. Kimyası olsun biyolojisi olsun yeterli reklamının olmamasından dolayımıdır bilemem ama bu onların problemi.. sende fizikçiler gibi bir strateji izleseydin.. İşin aslı beklide insanların bilim adına ilk girişimleri fizik temelli oldu.. Bu da fiziğin temelli bir bilim dalı olmasını beraberinde getirdi veya götürdü.. Ben karışmam.. Fiziğin temelleri diye bir kitap mevcutken kimyaya giriş, biyoloji ders notları gibi başlıklarda tanıdık biz diğer bilim dallarını..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin bir başka boyutu ise insanların içinde olan bilim adamı olma isteğidir.. Bilmiyorum ama bende olan bir istektir.. Peki bilim adamı olmak için sadece illaki fizik veya kimya gibi bölümlerle mi ilgilenmek lazım dersiniz? Tabiki hayır, ne alakası var.. bir mühendis sizce bilim adamı statüsüne giremezmi? hadi girdi çıkabilir mi? tabiki girer isterse çıkar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman netice ne olursa olsun sizin havanız iyi olsun.. Bilimle uğraşın, onu geliştirin, onunla ilgilenin ki sizede bilim adamı diyelim.. Diyelimde başınız göğe ersin.. Ersiiiin...... sana söylüyom.. ohooo hala akıl bir karış yukarda..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112543072802831013?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112543072802831013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112543072802831013&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112543072802831013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112543072802831013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/bilimin-adama-ihtiyac-var.html' title='Bilimin Adama İhtiyacı Var'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112524803845640025</id><published>2005-08-28T19:31:00.000+03:00</published><updated>2005-08-28T19:53:58.480+03:00</updated><title type='text'>Neden Saçların Beyazladı Arkadaş...</title><content type='html'>Şöyle bir kafamızı kaldırdığımızda çevremizde yaşlı insanlar göreceksiniz. Onlar bizimle beraber yaşayan tecrübeler.. Bazen onların farkında bili olmuyorken bir yandanda sıkıcı geliyor bazılarımıza..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işin aslı bu yaşlı insnlara göre değişiyor. Bazıları gerçekten çok ton ton olurken bazıları aksi mi aksi oluyor.. Ne kadarda olsa saymalıyız. o zaman hep beraber sayalım :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana genelde masum geliyor yaşlı insanar tek gişelik film gibiler.. Bir kere dinleyeceksin.. Anılarını dinleyeceksin.. Gerçekten keyifli oluyor.. Birde dinlerken ben onların gençken yaşadıkları birikimlerinin yekününde ne gibi bir sonuç çıktığına hayata hangi pencereden baktığını görmek bana ilginç geliyor.. Görebiliyorum yaşadığı endişesini, pişmanlığını.. Onun adına bazen üzülüyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlı bir tebessümle dinliyoruz onları.. İkinci bir sohpet genel hatlarıyla ilkinin benzeri oluyor.. Bu bile kimi zaman hoş geliyor bana.. Birde millete yaka silktiren yaşlılar varki:)) Bunlarda ayrı bir komedi.. olup olmadık herşeye kızabilecek potansiyelde dedler onlar.. Nasıl bir gençlik neticesidir bilmiyorum ama şeffaf bir sevgi ile sevmediğinden belkide. Ama çok geç belkide..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen rastliyorum.. Ruhum genç diyenlere.. saçlar bembeyaz ama gençlerle takılıyor.. Olmamış diyorum kendi kendime.. Uymayan oturmayan bir şeyler var.. Bunun yeri burası değilmiş gibi gözüme batıyor.. Doğrumu bilmiyorum ama.. yinede her şey zamnında güzeldir diye düşünerek bakıyorum onlara..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duruyorum çevreme bir kez daha bakıyorum.. Canlı olupta yaşlanmayan yok .. Annem babam ve nice sevdiklerim.. yaşlanmaya büyüme diyorlar bazı zamanlarda.. kandırmayalım kendimizi yaşlanıyoruz.. Durduramıyorum zamanı.. Ama inadına ümitle bakasım geliyor.. Karanlık geleceği saçıma düşecek aklarla aydınlatacam.. geriye baktığımda gençlere birer el feneri bırakmış olabilsem keşke diyorum sessizce..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umarım tatli ton ton hatta hala geyik bir yaşlı olurum.. söylenecek son söze en güzel örnek ağaçlar gibi yaşayıp ayakta ölmek.. delikanlı yaşlılara selamlar, yaşlanmış gençlere sitemler olsun..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112524803845640025?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112524803845640025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112524803845640025&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112524803845640025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112524803845640025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/neden-salarn-beyazlad-arkada.html' title='Neden Saçların Beyazladı Arkadaş...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112509492055723439</id><published>2005-08-27T01:05:00.000+03:00</published><updated>2005-08-27T01:24:28.033+03:00</updated><title type='text'>Bulut tutkusu, bulutofili..</title><content type='html'>Siz hangi tür bulutları seversiniz?&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/3218_wallpaper280.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/3218_wallpaper280.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bakınız bulutları sever misiniz diye sormuyorum. Adam akıllı, bol oyuncaklı (çamurdan bile olsa) bir çocukluk geçiren herkes bulutları sever.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben her türlüsünü severim efendim. Bendekini bulutofili diye bir hastalık olarak bile adlandırabiliriz. Neden seviyorum? Çünkü çok güzeller. Gayet basit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik her an üstümüzde dolaştıklarından kimse farkında değil güzelliklerinin. İşte benim sevdiğim, herkesin göremediği detayları gördüğümü düşünmek birazda. İnsana kendini özel hissettiriyor. Pazar sabahları herkes uyuyor diye erkenden uyanmam da benzeri bir özel an yaşama hastalığı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/w1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/w1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bulutları dağıtmadan konuma dönüyorum. Geçen bir derginin fotoğrafçısı gelip fabrikanın dışında bahçelerde, kulelerin altında fotoğraflarımı çekti. İlk kez fotoğraf çekilirken bu kadar keyifliydim çünkü arkaplanı güzelleştiren koyu mavi gökyüzü üzerinde benim için özel bir yeri olan kümülüs mümülüs bulutlarıydı. Asker arkadaşımla fotoğraf çektiriyormuş gibi sırıttım hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canınız mı sıkkın? Ara sıra bulutlara bakın. Onları birşeylere benzetin, eğlenin. Hatta özlersiniz diye &lt;a href="http://www.webshots.com/"&gt;webshots&lt;/a&gt; kurun ve bulut resimlerini sırayla masaüstü yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence hayatla ve kendiyle dost olanlar bulutları çok sever.&lt;br /&gt;Çok detay bir bulut yazım da olacak ama üç vakte kadar, iç bayıltmayalım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-size:78%;" &gt;Fon: Direc-t Hasret.mp3 - Rus kozmonotları&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112509492055723439?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112509492055723439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112509492055723439&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112509492055723439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112509492055723439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/bulut-tutkusu-bulutofili.html' title='Bulut tutkusu, bulutofili..'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112505550852518635</id><published>2005-08-26T12:36:00.000+03:00</published><updated>2005-08-26T14:29:11.146+03:00</updated><title type='text'>İnternet üzerindeki çapulcu sürüsü</title><content type='html'>Efendim belki karşılaşmışsınızdır saat 12 civarında çok sevdiğim &lt;a href="http://www.bildirgec.org/"&gt;bildirgeç&lt;/a&gt; sitesine sızılmış ve adi grafikler eşliğinde çocukça kokular aldığımız yazılar işlenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazım insanların internette soluklandığı, güzel zaman geçirdiği yerlere dadanan ve kendine hacker demesine rağmen "lamer" tabir ettiğimiz insanlarla ilgilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacker adı verilen arkadaşlar öyle sanıldığı kadar kötü insanlar değildir. Genellikle bilgisayarınızın işletim sistemi, şirketlerin ağlarını düzenleyen yazılımlar, bunları sağlayan donanımların üzerindeki gömülü yazılımlar gibi siz internette sörf yaparken arka planda çalışan mekanizmalarda boşluklar ararlar, bulurlar. Bunlar için saatler, günler, aylar harcarlar. Yemez, içmez, uyumaz bir bilgisayar karşısında hayatlarını sürdürürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayalım ki bilgisayarınızda iki satır yazı yazmanız bile arka planındaki milyonlarca satırdan oluşan yazılımlar sayesinde gerçekleşiyor. Bir insanın bulunduğu yerde hata olmaması imkansız. Bahsettiğim milyonlarca satır kod içerisindeki hataları bulmak ise hackerlerin işi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arkadaşlar yazılım konusuna vakıf, aşmış insanlar. Tabi ilgi çekmek için bazılarının büyük icraatları da olmuyor değil. (Mesela NSA uydusunu kontrol etmek, FBI dosyalarına sızmak vs.) Hackerlerin büyük icraatları da büyük haberlere dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/BXP40367.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/BXP40367.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu durum ülkemizde çoğu lise çağında ve ergenlik döneminin şaşkınlığıyla yaptıklarının farkında olmayan bir grup asosyal insana çok ideal geliyor. "Bende hacker olucam, banane banane" diyerek alelacele okudukları üç beş yazı ve birkaç girişim sonrasında bizlerin "lamer" kendilerinin ise "en usta hacker, bilmemne team" diye adlandırdıkları garip larvalara dönüşüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek yaptıkları sistem yöneticilerinin dalgınlıklarından istifade etmek ve exploit adı verilen bilgisayarınızdaki açıkları sömüren gerçek hackerlere ait yazılımları kullanarak ortalığı dağıtmak, kirletmek, pisletmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternetteki iki gram keyfimizin içine etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta bunların bazıları bilgisayarınıza "backdoor" arka kapı adı verilen programlar atarlar. Kişisel bilgilerinizi çalar, banka hesabınıza girer hırsızlık yaparlar. Kısacası adi teröristlerden farksızdırlar. Cisco IOS bilirler mi? Yok, ne gezer. Peki yarın öbürgün bir hayır yapmalarını sağlayacak herhangi işe yarar bir dilde kendilerini kurtaracak bir bilgiye sahip midirler? En fazla irc scripti Türkçeleştirir bu hilkat garibeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terbiyesizdirler, başkalarının yaptığını bozmaktan haz alırlar. Psikologlarca seanslara alınmalı ve tedavi edilmelidirler. Başkalarının yaptıklarını bozmaktan, internet hesabınızı ele geçirmek için hatırlatma sorunuzu tahmin etmeye çalışmaktan başka bir aksiyonları, atraksiyonları yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taş üstüne taş koymadıkları gibi güç bela konmuş üst üste iki taş gördüklerinde tekmeyi basar, kendileri kadar ucuz grafiklerini ve "kro'nun alası" isimlerini siteye yerleştirir, pisler giderler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sifonu çekmek yine akıl sahiplerine düşer efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112505550852518635?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112505550852518635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112505550852518635&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112505550852518635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112505550852518635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/internet-zerindeki-apulcu-srs.html' title='İnternet üzerindeki çapulcu sürüsü'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112482992951047549</id><published>2005-08-23T21:48:00.000+03:00</published><updated>2005-08-23T23:45:29.633+03:00</updated><title type='text'>Gördüm...</title><content type='html'>Zengiler oldugu kadar fakirlerde var dunyada.. Gizli zenginler bizleri sasirttigi kadar gizli fakirler bizleri sasirtmıyor.. Çok zengin insanların her yıl yapılan araştırmalarla sıralamaların yapılması bir yanda dururken en fakir sıralamasını yapmaya kimse yanaşmıyor.. Çıkacak tablo mu korkutuyor. Netice de çıkacak fakirlik derecesinden mi utanıyoruz.  İnsan zenginliğinden fakirleri unuttuğu ölçüde utanır ve hatırladığı ölçüde sessiz bir sevinç yaşar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zenginler sokakta herkese para dagitmazken fakirler sokakta herkesten para istiyor.. Kim fakir kim zengin? Siz zengin misiniz? Peki fakir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insan hem zengin hem fakir olabilir mi? Yada ne fakir nede zengin? Olur tabiki.. Sen kendini nasıl görüyorsun.. Zenginken fakir gibi düşünebiliyorsan en kıymetli zenginsindir.. Zengin gibi dusunen bir fakirsen dunyanin bir numarali insanisindir.. Belkide en zorudur bunu basarmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice fakirler gordum kapali kapilar ardinda fakirliginden habersiz kalmis komsuları; nice zenginler gordum yaptigi hayrın haddi hesabını tutamamis.. Fakir gibi dusunen zenginler gordum gecekondularda dolaşıp herkesle selamlaşan yılda birkez uğradigi kapıları çalarken içerden falancanın oglu mahmut bende seni bekliyordum diye bekleyen seslere sahit oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çuval un bir kaç kuruş parayla ben zengin oldum sen git filancaya ver hayrını bana verme diyenler gördüm.. Yardım ederken yüzü yerden kalkmayan mutevazi zenginlerle konuştum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nicelerin içinde fakirlik bilmeyen doymaz zenginler gördüm. Sofrasında bir çeşit azalsa fakirlik edebiyatı yapan, gösterişe geldiğinde hesabi sorulası masrafların altına imza atanlar gördüm. Zenginlik içinde gönül fakirliğini yaşayan gerçek fakirler gördüm.. Tırnağı bile olamayacağı iç zenginliği ve enginliğiyle yaşayan fakirlerin dünyasından habersiz bahtsızlar gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüm, sevindim, üzüldüm..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112482992951047549?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112482992951047549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112482992951047549&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112482992951047549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112482992951047549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/grdm.html' title='Gördüm...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112445409707562343</id><published>2005-08-19T15:16:00.000+03:00</published><updated>2005-08-23T13:14:41.806+03:00</updated><title type='text'>Daha az aslında daha çoktur! (Less is more)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/RF249542.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/RF249542.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu ülkede ortalama bir evdeki eşya sayısının dünya istatistiklerinin 2 kat üzerinde olduğunu iddia ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela gümüşlük, sanıyorum sadece Türk mobilya sektörünün ürettiği birşey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca salonun orta yerindeki devasa sehpalar.&lt;br /&gt;Siz hiç &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=fiskos+masasi"&gt;fiskos masası&lt;/a&gt; diye bir masa duydunuz mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum öylesine çığrından çıkıyor ki bazen komplo teorileri üretmeye başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de aslında herşey bir mobilya üreticisinin eşleri derneğinin yaydığı dedikodularla başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ay şunun evine gittim geçen gün bomboş. Yerde halı bile yok. Neymiş efendim minimalistmiş.&lt;br /&gt;- Yazık kız öyle deme, parası yok herhalde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/42-15513792.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/42-15513792.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tadaa..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bilinçli seçilmiş kelimeler ve kadın beynini yönlendiren iki anahtar. "Ama sonra ne derler", "Şunu yapalımda şöyle desinler"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, çevremdeki yerli ve yabancı arkadaşlarım üzerinde yaptığım uzun gözlemlerim sonucu Türk erkeğine bu bilgiyi sunmaktan gurur duyuyorum. Türk kadınının derler ve desinler mantığı tüm aklına hükmediyor efendim. Bir jest mi yapmak istiyorsunuz, dikkat edin arkadaşlarına anlatabileceği türden olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu gerçeği önceden farkeden yabancı güçler ülkemizde mobilya sektörüne yatırıp yapıp ajanlarını Türkiye'nin dört bir yanına göndererek evlerimizi düzenli çöplükler haline getirdiler. İnsanlar eşyalar arasında sıkışıp kalıyor, çarpıyor, kırıyor, döküyor. Sonra gelsin yenileri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonlara bakın da örnek alın yahu! Hayatımız sadece ses değil eşya gürültüsüyle de çepeçevre sarılı. Bu yüzden eşyanın ruhu kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazıyı yazarken bir waffle makinesi birde Siemens 7li yumurta pişiricisi siparişi verdim. Yazım kendime de kınama ve muhalefet vasfı taşımaktadır..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112445409707562343?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112445409707562343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112445409707562343&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112445409707562343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112445409707562343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/daha-az-aslnda-daha-oktur-less-is-more.html' title='Daha az aslında daha çoktur! (Less is more)'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112444276193249931</id><published>2005-08-19T11:06:00.000+03:00</published><updated>2005-08-19T12:14:24.766+03:00</updated><title type='text'>İçimdeki ses..</title><content type='html'>İnsan kendi kendine konuşur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağıra çağıra yapması halinde garip karşılansa da içinden kendi ile &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"iç muhasebesi"&lt;/span&gt; dediğimiz bir değerlendirme yapıyoruz her zaman. İlkokula erken yaşlarda başlamıştım. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/MME008.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/MME008.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;O zamanlar &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tombi"&gt;tombi &lt;/a&gt;görünümünde hayali bir arkadaşım vardı. Bu kafamın içinde yaşardı ve beni çok eğlendirirdi. Örneğin uyuyacağım zaman tek tek düğmelere basıp tüm elektriklerimi kapatırdı. Son olarak aklımı kapattığında uykuya dalardım. İçimdeki tüm sistemlerden o sorumluydu. Mesela çok sıkıştığımda ana kapakları tutamadığını söyler, yedek sistemleri devreye sokardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk psikolojisinde arkadaşsızlıktan böyle hayali kahramanlar üretildiği söylenir. Gerçektende arkadaşlarımın sayısı giderek arttığında tombi ile konuşamaz olmuştum ve silinip gitti. Ama içimdeki ses değerlendirmelerine hep devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın düşünceleri, sadece kendine duyurduğu içindeki ses, çizgi filmlerde şeytan ve melek olarak gösterilir. Bir anda iki yanında çıkıp sana iyi veya kötüyü sunarlar. O anki hislerin, daha önceki tecrübelerin ve iradenin yardımıyla seçimi sana yaptırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın içindeki sese kulak veremez olması hayatının tamamen otomatikleştiğini gösterir. Hangi durumda ne tepki vereceğiniz beyninin kendi içerisinde programladıysa işiniz çok kötü. Çünkü &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/BXP27374.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/BXP27374.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;hayatınızda önemli yanlışlar yapıyorsanız bile bunun farkına varamayacaksınız. Sizin için normal budur çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesi canlandırmanın eğlenceli yolları var aslında. Empati yeteneğiniz güçlüyse ciddi ortamlardaki insanları içinizden seslendirmek mesela. Kendiyle dost olmak dedikleri şey aslında birazda kendi düşüncelerinizden, içinizdeki sesin söylediklerinden keyif almak olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun gece uyumadan önce o günü içinizdeki sesten dinleyin.&lt;br /&gt;Hayatı yönlendirmez, kendi akışına bırakırsanız rüzgarın sürüklediği yerden başka bir yere gidemezsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112444276193249931?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112444276193249931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112444276193249931&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112444276193249931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112444276193249931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/iimdeki-ses.html' title='İçimdeki ses..'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112437460190167467</id><published>2005-08-18T16:54:00.000+03:00</published><updated>2005-08-18T17:25:27.656+03:00</updated><title type='text'>Akıllıdan akıllılar tüm akılları kullananlar mı?</title><content type='html'>Grid (computing) nedir &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=grid+computing"&gt;biliyor musunuz?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar literatüründe çok sayıda bilgisayarın tekmiş gibi çalıştırılması.&lt;br /&gt;Yani bir nevi voltranı oluşturuyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iş için çok sayıda bilgisayarın boş boş yattığı büyük üniversiteler biçilmiş kaftan. Hatta bir ara &lt;a href="http://www.gateway.com/"&gt;gateway&lt;/a&gt; adlı meşhur bir bilgisayar üreticisi bayilerinde alıcı bekleyen tüm bilgisayarlardan bir grid oluşturmuştu. Bu sayede binlerce bilgisayar gücünde bir işlem gücünü isteyenlerin hizmetine kiraya vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/42-15200844.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/42-15200844.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İnsanların oluşturduğu grid ise kolektif akıl. Bu durum özellikle son 20 seneyi fena halde şekillendirdi. Herkesin koca bir bulmacanın (puzzle) bir parçası gibi davranması insanlığa hayal bile edilemeyen resimler çizdirdi. Mühendis kökenli bir insan olarak pek sosyal bilgim olmadığından sosyal hareketlerin bundaki etkisini bir kenara koymak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gidiş nereye (quo vadis) sorusu kafamı kurcalayan.&lt;br /&gt;Zira bugün populer science dergisinin önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde erişilebilecek teknolojiler listesine &lt;a href="http://www.popsci.com/popsci/futurebody"&gt;gözüm takıldı.&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Örneğin önceki gönderimlerimden birinde söylediğim "Bilmediğimiz bir renk varsa?" sorusuna bile çözüm getiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde insan aklının gelişimi kolektif akıl sayesinde bireysel aklın normal gelişiminin toplumu ulaştırabileceği noktanın çok üzerine çıkacak. Aslında ne demek istediğimi anlayanlar olmuştur. Bir nevi hazımsızlık mı çekilecek yoksa bu gelişme tam gaz bilinmeze doğru devam mı edecek kestirmesi güç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlayabildiğim birşey varsa o da insanın kendine bir cennet oluşturmak için kör bir hırsla uğraştığı. Sonunda toplumun geleceği nokta ise tatminin farklı bir yerde, insanın kendi içindeki bir dengede olduğu gerçeği olacak belkide. Bu yolculukta tükenenlere (kendimde dahil) çok acıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültürler siliniyor, beni en çok endişelendiren bu.&lt;br /&gt;Daha renksiz bir hayata hazır olmak gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112437460190167467?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112437460190167467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112437460190167467&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112437460190167467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112437460190167467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/aklldan-aklllar-tm-akllar-kullananlar.html' title='Akıllıdan akıllılar tüm akılları kullananlar mı?'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112430559689085468</id><published>2005-08-17T21:43:00.000+03:00</published><updated>2005-08-17T22:06:36.920+03:00</updated><title type='text'>Hayvanlaşma Aslanım</title><content type='html'>İnsanların bazen hayvanlaşır.. Şaşırdınız değil mi? Yok yanlış anlamayın.. Hele bir okuyun nasıl oluyor bu.. Gerçi materyalist bilimcilere göre insan düşünen bir hayvandır ama ben bunu kabul etmiyorum.. Ama bilim bunu diyor!! Derse desin ben zamanında bilim yanlış çıkan çok iddiasını biliyorum.. Torba değil ki büzesin.. Ama bir gerçek varki insan hayvandan çok daha farklı ve üstün niteliklere sahip bir canlıdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse konuyu saptırmayalım.. Evet insanlar hayvanlaşır ama bunu yakıştıranda diğer insanlardır.. Aslında garip bir handikap.. Dikkatle baktığımızda hayvanların yaşantımıza ciddi yerleştiğini göreceksiniz.. Bu eve kedi alıp beslemek anlamında değil.. Yapılan bir hareket, bir tavır veya karakterler hayvanlarla özdeşleştirilir.. Çoğu zaman bu insanları rahatsız etmezken diğer yandan hakaret olarak algıladıklarıda vardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela mı? İri yarı bir adam bizim için öküz veya ayı kelimelerini yakıştırmamızı bunun karşılığında da ayı kelimesininde onu kişiyi rahatsız etmemesi, erken yatan bir kişinin tavuk olmakla itham edilip kişinin bundan rahatsızlık duymaması, çalışkan birinin inek, çaylak birirnin kuş, içten pazarlıklı birinin tilki, çok şaka yapıp güldüren insanlara geyik, yapılı ve efendi birinin aslan kelimesiyle anılması konuşma dilimize yerleşmiş ve bizi rahatsız etmez hale gelmiş durumda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu kadar çok olması ilginç ama bende burda buz dağının sadece ucunu gösterdim. Ama cımbızla bir tanesini irdeleyelim.. Aslında bir yönüyle bahsi geçen hayvanların bazı özelliklerinin insanlarda öne çıkan özelliklerle benzeşmesi sonucu söylenirken bir tanesi varki anlamak mümkün değil.  GEYİK...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam insan komik olabilir veya eğlenceli şeylerden bahsediyor olabilir ama geyik ne alaka? geyiğin hangi yönü benzeyebilir komik bir kişiye.. boynuzlarının absürt durmasımı.. bu anlamda fil daha çok ilginçliğe sahip kulak ve burnuyla.. İnanın ben bulamadım siz biliyorsanız veya fikriniz varsa söyleyin..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112430559689085468?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112430559689085468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112430559689085468&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112430559689085468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112430559689085468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/hayvanlama-aslanm.html' title='Hayvanlaşma Aslanım'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112418562844787529</id><published>2005-08-16T12:35:00.000+03:00</published><updated>2005-08-16T12:59:06.536+03:00</updated><title type='text'>Her derde deva; genellemeler</title><content type='html'>Malumunuz bir "Bu genelleme de dahil tüm genellemeler yanlıştır" paradoksal ifadesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/dss1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/dss1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün bana gelen bir e-bülten içinde iki ayrı yazının birbiriyle çelişen genellemeleri hem bu ifadeyi hatırlattı hem de genellemeleri ciddiye alan biz hayat tecrübesi eksik genç tayfasını uyarma ihtiyacı hissettirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atasözlerini bir kenara koyarsak özellikle modern zamanlarda türetilmiş ve kimin söylediği belli olmayan ama bir köşe yazısında, duvar yazısında vs. geçtiği zaman&lt;span style="font-style: italic;"&gt; "vaay, demek bu böyle oluyormuş"&lt;/span&gt; dediren yazılara ben kısaca genelleme demek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tdk.gov.tr"&gt;TDK alışkanlığım&lt;/a&gt; anında beni kurtardı ve güzel bir şekilde sözcüğü ifade etti efendim, der ki; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Zihnin genel düşünceler yapması işlemi veya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;özelden genele geçiş,  tamim.&lt;/span&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sorun o özel durumların genele geçişinde kullanılan köprünün çürük oluşu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ve sosyal hayat gibi sonsuz sayıda değişkeni, parametresi olan bir ortamda siz kalkıp bir durumda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir"&lt;/span&gt; derken diğer yazınıza &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"deli, aynı şeyleri tekrarlayıp farklı sonuç bekleyendir"&lt;/span&gt; derseniz bende aristonun bana verdiği yetkiye dayanarak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"deliler güçlüdür"&lt;/span&gt; derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz siz olun genellemeleri ka'le almayın sayın okurlarım. Bu tür sözcükleri sonlarındaki kendinden emin -dir, dır eklerinden tanıyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her özel duruma uyan anahtar, yani maymuncuk tipi sözlerle sorunlarınıza bakmayın sakın ola.&lt;br /&gt;İyisi mi dışarıdan sizi izleyen bir akıl hocasına sahip olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sizi sizin için gözlemlesin, özel durumlarınıza özel çözümler üretsin.&lt;br /&gt;Örneğin en yakın bir arkadaşınızla bu konuda karşılıklı anlaşma yapabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112418562844787529?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112418562844787529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112418562844787529&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112418562844787529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112418562844787529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/her-derde-deva-genellemeler.html' title='Her derde deva; genellemeler'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112414180121926300</id><published>2005-08-16T00:04:00.000+03:00</published><updated>2005-08-16T00:36:41.233+03:00</updated><title type='text'>Bir Tatilin Anatomisi</title><content type='html'>Şuana kadar yaptığım birşey değil.. Ama bunu ilk kez de yapmıyorum.. Hoşuma gittiğini söyleyemem ama yapmamak için yeterli bir sebepte yok ortada.. Muhteşem bir tatilden bahsedicem size.. Nefeslerinizi tutamayacaksınız.. Halbuki nefeslerinizi tutacaksınız derler ama benim tatilimin farkı burda insanın solumuna yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin tatil tatil çığlıkları ile ülkemizin güneyine aktığı ve çalıştığım fabrikadan da bir çok insanın yoğun katıldığı bir dönemdi.. Tam kapasite çalışan bir fabrikanın sessizliği tahammül edilecek birşey değil.. Muhterem çalışma arkadaşlarımın harika tatillerinin ilk haftasında ben fabrikayı onlar için bekledim.. Aman ne bekleyiş, çaylar sabah alınıp akşama kadar muhabbetin dibini bulamadık.. Pilot deneyimi olmuş bir arkadaşımızın ben uçarken diye başlayan ve avcı hikayeleri modunda gelişen ilginç muhabbetler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi yapılan şey nekadar keyifli olursa olsun tadında bırakmak lazım.. Bende ikinci hafta müthiş bir planla çarşambadan itibaren izni aldım.. Ne muhteşem karar değil mi? Değil tabiki. Neyse çarşamba işe gitmedim.. Öyle zannettiğiniz gibi bir planım yoktu ama herkes tatildeyken benimde tatilde olmam psikolojik olarak rahatlatıyor insanı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve aynı günün akşamına bir halı saha maçı organize edildi Ahmet San eşliğinde.. Böylesi muhteşem bir seramonide bulunmamak olmazdı tabi.. Neyse biraz geyik sonra maç.. Harika oyunumu ayağımı kırma pahasına girdiğim mücadele ile sonlandırdım.. Ayağımı elime verdiler evime yolladılar.. Aslında işin korkunç yönü benim o ayakla maça devam edip bitirmem idi.. Ne şuur ama! Gerçi hiçbir takım arkadaşım farkında değildi aptığım fedakarlığın.. Hatta koşamadığım için fırça bile yemiş içime atmıştım.. O zaman bu  zamandır içime kaçık biri oldum.. Bugünlerde sadece kaçık birisiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldiğimde ayağım bir buçuk porsiyon olmuştu.. Ve nefis tatilimin temelini oluşturan hadiseydi bu.. Yani tatili biraz daha yavaş yürüyerek yorulmadan, hayatın acı veren tadını çıkara çıkara yaşadım.. Ayağımdan kaynaklı cidden dinlendim. Ama bu süreç benim içinde çok sakin değildi.. Bir nişan merasimi, bir iş yemeği gibi organizasyonlara katıldım, istanbul dan gelen nadide şahsiyet tipyedi ile geleneksel buluşmamızı bile gerçekleştirdim... Hatta davetlere katılmakla kalmayıp çalan her müzikte oynadım.. Tabi en doğal haliyle ''zıplayıverdi çekirge'' şarkısında en güzel oynayan bendim.(sekerek oynayan başka biri yoktu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaşımızın galibiyeti tatilin en keyifli hadisesi oldu benim için ve hakemin düdüğü ile tatile noktayı koydum.. Bugün işime döndüm, dinlenmiş ayağı şiş ve sekerek yürüyen enerjik biri olarak.. Biliyorum çok entresan değil kaldıki ilginizide çekmiyor ama yinede genel kültür olsun bilin bunları:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112414180121926300?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112414180121926300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112414180121926300&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112414180121926300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112414180121926300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/bir-tatilin-anatomisi.html' title='Bir Tatilin Anatomisi'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112376615154529753</id><published>2005-08-15T17:10:00.000+03:00</published><updated>2005-08-16T12:47:38.456+03:00</updated><title type='text'>Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 6)</title><content type='html'>Hatırlarsanız en son Deutsches Museum'dan çıkıp &lt;a href="http://www.muenchen.citysam.de/englischer-garten.htm"&gt;Englischer Garten'a&lt;/a&gt; öğle yemeğine gidiyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Dosto'nun dalgınlığı üzerindeydi. Trafikte birkaç ters hareket yaptı. Biraz panikledi, kendi kendine özürler diledi, derken &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ingiliz+bahcesi"&gt;İngiliz Bahçesi&lt;/a&gt; dedikleri yere ulaştık. Bazı &lt;a href="http://www.munich-info.de/portrait/p_egarten_de.html"&gt;resimlerini&lt;/a&gt; &lt;a href="http://personal.udri.udayton.edu/klosterm/amunich.htm"&gt;burada bulabilirsiniz&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızların bahçe yapısının daha düzenli göründüğünü ingilizlerin ise bakımlı olmasına rağmen doğal haliymiş gibi görünmesine çalıştıklarını söyledi. Bu parkında benzer yapısı ve doğal görünümlü hali yüzünden böyle isimlendirildiğini söyledi.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/x21271.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/x21271.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Newyork merkez parkından daha büyük bir alanı kaplıyor (MCH 3.7 &gt; NYC 3.3 km2) Sourtimesin dediğine göre 1789'da benjamin thompson adında bir amerikalı'nın öncülüğünde kurulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçeye girdiğimizde arabasını uygun bir yerebıraktı ve parkomattan bir bilet aldı. Akabinde beyaz, ahşap görünümlü bir bina içerisinden geçerek suni gölün kenarında yürümeye başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçede restorana ait gölge bir yerde bir masaya oturduk. Servis yapan kadınlar geleneksel Alman kıyafetleri giyiyordu.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;Hemen yanımızda ise masa ve banklarda insanlar göl kenarına dizilmişti. Sanıyorum 30-40 masa falan vardı ve tamamı doluydu. Bu kısmın Beer garten olduğunu ve insanların yanlarında yemek getirerek yediklerini veya oradaki satıcılardan aldıklarını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ben tavuklu garip bir yemek istedim, Dosto et, thomas ise balık istedi. Büyük yeşil şişede iki su ve kola aldık.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/chinaturm.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/chinaturm.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yemek geldi. Küçücük bir tavuk parçası yanında ise Almanların nasıl sevdiklerini hala anlayamadığım yağsız pirinç pilavı (uzun pirinçli ve tuhaf kokulu). İlginçtir Almanyadaki dönercilerde tabak içine bu pilavdan koyuyor. Herhalde Almanlar'da bizim pilava alışamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Park içerisinde 1789'da inşa edilmiş bir Çin tarzı kule (Wi-fi access var) ve 1972'de bir &lt;a href="http://www.urasenke.de/Muenchen/"&gt;japon mimar Mitsuo Normura'nın&lt;/a&gt; yapmış olduğu Japon çay evi bulunuyormuş. Buralara ters düştüğünden ve planımıza eklememiş olduğumuzdan gitmedik (Gezi de olsa planda asla esneme yok:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Akabinde göl etrafında bir tur attık. Bisikletliler, çimenlerde uzanmış yatan insanlar, sıcak bir yaz günü güzel vakit geçirmek için gelen aileler vardı. Birde kazlar. Bir ara üzerime doğru kararlı bir biçimde yürüdüler. Gölette balıklar da vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş konusunda derin tartışmalar eşliğinde yollarda yürüyüp günün tadını çıkarmaya çalıştık. Park şehir merkezine bir hayli yakın. Önceki yazılarda anlattığım Marienplatz'dan yürüyerek hemen ulaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/stadion2_270x100.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/stadion2_270x100.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Arabayı alıp 3 euro civarında park ücretini parkomat'a attı. Oradan çevre yoluna çıkıp 2006 dünya kupası açılış maçının yapılacağı 280 milyon euroya mâl olan Münih'teki yeni futbol stadı yanından devam ederek Olimpiyat kulesine doğru devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında ise dört silindirli bir motor şeklinde inşa edilmiş BMW binası yanından sağa doğru giren yolu izleyerek arabasını uygun bir yere parketti. Bu arada heryere ezbere gitmelerini sağlayan navigasyon sisteminde olimpik kulenin bulunmaması onları baya şaşırttı. Bir sonraki yazıda 250 metre yükseklikten Münih gözlemleri, şehre dönüş ve ICE (Intercity Express) hızlı treniyle 300km/s ya çıkan hızlarda yolculuk.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112376615154529753?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112376615154529753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112376615154529753&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112376615154529753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112376615154529753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/mnih-ak-olduum-ehir-blm-6.html' title='Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 6)'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112410916922316671</id><published>2005-08-15T13:47:00.000+03:00</published><updated>2005-08-15T16:11:36.113+03:00</updated><title type='text'>Ölüm kalım meselesi</title><content type='html'>Çok sıradan bir sabaha uyandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku bazen o kadar cazip geliyor ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah uyuşukluğunda biraz daha uyuyabileceğimi bilmenin keyfi ve aldığım biletin saatine yetişememe endişesi arasında yarı uykulu 10 dakika.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/194523.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/194523.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;4 saatlik bir yolculuktan sonra hafta sonu kaçamağı için geldiğim yerden ofisime ve masama ulaştım. Yol esnasında gazetede önce 120 kişinin öldüğü uçak kazasını ardından NTV ve Skytürk'ten tanıdığım, tok, etkileyici bir sesi olan spikerin (Mehmet Tacettinoğlu) trafik kazasında genç yaşta vefatını öğrendim. Yine aşina bir yüz kayboldu dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofise döndüm, maillerimi açtım. Çok yakından tanıdığım, sevdiğim, hayat dolu bir arkadaşımın gencecik yaşta kalp krizinden vefat haberini okudum. İnanamadım. 2 yaşında kızını bırakıp gitti bu dünyadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümün hayat gerçekliği ile çelişmesi yüzünden beyin tarafından algılanamadığını düşünüyorum bazen. Yani empati kuramayacağımız bir gerçek var orta yerde. Bu yüzden kendi ölümümüzü yani hayat kadar doğal sonu asla düşünmüyoruz. 70lere dayandıktan sonra 80'e ilerlerken derin bir uykuya dalarız diyoruz. Halbuki o kadar belirsizki ne zaman nerede kimi yakalayacağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Ama daha çok erkendi, yapacak şeyler vardı, hayatı anlayamadım bile ben.."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahanesi yok. Ama kendi kadar beni çok ürküten normalleştirilmesi, kanıksanması ölüm haberlerinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçaktaki mesajında "Elveda, donuyoruz demiş"&lt;br /&gt;Az sonra öleceğini bilsem bile ciddiye alır mıydım acaba.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112410916922316671?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112410916922316671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112410916922316671&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112410916922316671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112410916922316671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/lm-kalm-meselesi.html' title='Ölüm kalım meselesi'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112391658770201988</id><published>2005-08-13T10:03:00.000+03:00</published><updated>2005-08-13T10:03:07.726+03:00</updated><title type='text'>taksiciler ve dönen turlar</title><content type='html'>bu taksiciler insanı neden huzursuz eder. hepsi demiyorum ama bazılarından dolayı her taksiye bindiğimde huzursuz oluyorum. başıma gelenlerden olsa gerek. hani kulağı en kısa nasıl gösterirsin geyiği varya, ha öyle bir durum işte bu. bir iki defa bilmediğim yerlerde adam elini belinin çevresinden dolaştırarak kulağını gösterdi. yani taksi turu attık. :)) tabi sonradan uyandığım için ödedik parayı. dedim içimden sen bu parayı bir de çocuklaranamı yedirecen ne diyim ben sana yazıklar olsun :(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizim bir arkadaş taksiye bindiğinde, bakmış ki taksici dolaştıracak, türlü bahanelerle, hemen cepten birisi ile konuşuyormuş gibi yapıp - ben komser sedat yarım saat sonra toplanma yerinde olalım. planları yapalım çabuk hazırlığınızı yapın gelin demiş. tabi taksici hemen abicim moduna geçip yolu düzeltmiş, konuşma stili değişmiş, inerkende az para almaya çalışmış, hürmet istirham :)) koptum yaw. Helal olsun dedim ne geyik ama. adam iyide rol yapmış hani .tüm bize kazık atan takcilere böyle yapmak lazımda galiba :)). birde  aynı yolda aynı varış yerine niye her taksici farklı ücret alır anlamadım. yolmu uzuyor. tekerlek çaplarımı değişiyo !??. taksi ücretleri dalgalı kuramı bırakıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112391658770201988?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112391658770201988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112391658770201988&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112391658770201988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112391658770201988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/taksiciler-ve-dnen-turlar.html' title='taksiciler ve dönen turlar'/><author><name>tipdort</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00103574420716565276</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112379529478514714</id><published>2005-08-11T23:41:00.000+03:00</published><updated>2005-08-12T00:21:34.793+03:00</updated><title type='text'>İyice Dağıttın Sen</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/42-15536536.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/42-15536536.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Genelde dağıtır mısınız? Veya genelde düzenler misiniz? Karakter tanımlarında derler dağınık biriyim.. Bu her anlamda dağınım mı demektir. Yani plan yapmayan, cüzdan taşımayan, cebinden birşeyi tek seferde çıkaramayan, eşyalarını dolaba koymayan.. Bu mudur dağınık? Evet budur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün dağıttık abi.. sözü ise daha çok kafayı dağıttık anlamında kullanılırken aklınıza takılıp sizi rahatsız eden şeylerin rahatsızlığından kaynaklı bir girişimdir zannediyorum.. Bir başka yönüyle ilgiyi başka tarafa kanalize etmek.. Peki çözüm mü? Hayır.. Faydası var mı? Belki ama neticede yine Hayır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki sonra.. Diyeceğim şuki her dağınıklık bir zaman sonra toplanması gerekir. Yoksa rahatlama adına yapılan dağıtma işlemi farklı bir şekilde karşımıza problem olarak gelir.. O zaman ne yapacaz.. Çok dağıtmıcaz.. Bunu bizim askerde bölük astsubayı yapardı.. Bir parantezle kendisini yad edeyim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astsubay amca fiil kullanma özürlüydü.. Her zaman fiili askere söyletirdi ki aktif katılımla iletişim kursun.. Ama askerlerin tamamı üniversite mezunu olunca bu oldukça komik oluyor.. Size örnek bir dialog vereyim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astsubay:   Nöbetçi asker nöbet esnasında ne yapmayacaaaaak?&lt;br /&gt;Askerler :   Uyumayacaaaak:))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiili ilk seferde tutturamazsanız durum daha komik bir hal alıyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse; biz dağıttığımız konuyu toparlayalım.. TDK da bu konuda bize düzensiz, karışık olarak tanımını yapıyor dağınıklığın.. Bir başka yönüyle düşüncelerini düzene koyamamak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana görede dağınıklık bir yere kadar gayet keyifli.  Ama dağınık olarak gözüken her insan gerçekte dağınık olmayabilir.. Mesela ben onlardanım.. Tamam eşyalarım herbiri bir taraftadır ama herşeyi attığım yer her zaman bellidir.. çoraplar hergün aynı yerde pantalon aynı yerdedir.. Ama kendi içinde bir düzeni vardır.. Birde evde sizi çok seven bir aile ferdi var ve düzenleme konusunda sizi destekliyorsa dağıtın dağıtabildiğiniz kadar.. Ama yoksa durun atmayın.. derim.Yine siz toplayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafayı dağıtmakta benzer şekilde.. insanın bir an sorumluluklarında uzaklaşması çok keyifli olabilir ve sizi sıkan şeyleri düşünmemek sizi rahatlatabilir. Ama bu çözülmüş bir problemden daha keyifli olamaz hiçbir zaman.. Onun için insan sorumluluklarından kaçmadan, tüm problemleri sakin bir kafayla danışarak tek tek çözüm bulmalı.. eşyasal dağınıklık her halikarda halledilir ama dağılmış bir kafayı toparlamak çok kolay olmaz ve bize daha çok acı verir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Problemleri bu anlamda çözmenin en güzel yolu.. Kendinizi problemden soyutlayıp dışarıdan bakmakla daha kolay bir hal alır.. Ölçülü dağınık olalım. Pasaklı botyutu kimsenin hoşuna gitmez.. Sürekli düzenli olmakta hiç hoş gelmiyor kulağa.. Herşeyde olduğu gibi bir denge tutturmalı bundada.. Hep ardınızı önünüzü biz mi toplıcaz aaaa..Dağıtmayın ortalığı lütfen misafir gelecek..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112379529478514714?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112379529478514714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112379529478514714&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112379529478514714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112379529478514714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/iyice-dattn-sen.html' title='İyice Dağıttın Sen'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112371583841535901</id><published>2005-08-11T01:20:00.000+03:00</published><updated>2005-08-11T02:17:18.433+03:00</updated><title type='text'>Lütfen Tracking Ayarıyla Oynayınız</title><content type='html'>Yaşam doğumla ölüm arasındaki süreçtir herkesin bildiği gibi.. Ve yaşamın çeşitliliği insan sayısı kadardır.. Kimisi memnundur hayatından kimisi alabildiğine şikeyetçi..  Memnun olmanın ölçüsü nedir sizce? Bana sorarsanız beklentilerini kanaatkarlığı ile törpüleyip imkanlarını sonuna kadar kullanıp haline şükreden.. Peki memnun olmayan? Oda önü alınmaz hayal ve isteklerine imkanları dahilinde ulaşmanın imkansıza yakın olduğunu görüp her defasında dile gtirenlerdir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ewet kendi hayatımızı değerlendirişimiz dahil çevremizdeki insnlarında bu konudaki hislerine tanık oluyoruz.. O zaman hayatı yaşanır kılan nedir? Veya hayat daha nasıl yaşanır kılınabilinir..  Bu işin ucu biraz ekonimiye dayanıyor zannediyorum.. Ama bunun yanında düşünce yapısı olaya taban oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı zevkli hale getiren şeyler hoşumuza giden şeyleri yapmamızla alakalıdır.. Her zaman istekler, hedefler var hayatımızda hayallerimizde.. İşin özü şuraya gelmek istiyorum ki hedeflere ulaşma kazanç sağlama veya fayda sağlama adına kaybetmeyi göze alarak bazı teşebbüslerde bulunduğumuz ve adına risk dediğimiz hadise...Sizce riskin hayatımızdaki yeri nedir ve ne olmalıdır. Veya yeri olmalımı gerçekten..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk; tdk nın dediğine göre zarara uğrama tehlikesidir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedeflere ulaşma adına risk almak şart mıdır o zaman? Bazen hayır ama genelde evet.. Bu daha çok hedefin ne olduğu ile alakalı.. Peki ne kadar risk alıyoruz hayatımızda hedeflerimize ulaşıp hayatı daha yaşanır kılmak için. Bu sizi risk almaya teşvik etmek değil ama bu konuda kararlı olup kendinize güvenmenizle alakalıdır.. Risk almadan nereye kadar gidilirki? Bazıları bundan keyif alabiliyor.. Kaygısız başım ağrısız dişim hesabı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla beraber riski ne şartlarda ve ne zaman almalıyız.. Bu hedefin belirlediği bir bilgidir.. Ama hayat standartınızı etkileyecek bir risk ise 35 i geçirmeyin derim.. İlla denenmeli mi bence hayır.. Bir ışık görmeyle alkalı, imkanların olgunlaşmasıyla alakalı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama aklımızın hep bir köşesinde olmalı.. Size herşeyinizi kaybedeceğiniz riskler alın demiyorum ama denemek lazım.. Yoksa olduğumuz yerde sayar veya arpa boyu ilerleriz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanında hayatı yaşanır kılan bir duygu varki burada söylemeden geçemiyeceğim.. Heyacan.. Evet heyecanı yaptığımız her işte duymalıyız, onu hissedemiyorsk, renk tüpü bitmiş bir televizyon gibi keyifsiz ve zevksiz olur hayatımız.. rengi kaçar kısaca.. Hadi arkadaşlar renklendirelim.. hiç olmadı tonunu değiştirelim, daha yaşanır bir haya için..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112371583841535901?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112371583841535901/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112371583841535901&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112371583841535901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112371583841535901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/ltfen-tracking-ayaryla-oynaynz.html' title='Lütfen Tracking Ayarıyla Oynayınız'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112369071227424710</id><published>2005-08-10T19:01:00.000+03:00</published><updated>2005-08-10T19:18:32.283+03:00</updated><title type='text'>Tebdil-i mekânda ferah vardır</title><content type='html'>Yabancı bir ülkede bulunmak insana tuhaf bir özgürlük hissi yaşatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde çok sayıda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"tabu" &lt;/span&gt;olmasının bunda önemli bir rolü var. Ama yine de temelinde yatanın kendi hayat rutininden dışarı çıkabilmek olduğunu düşünüyorum. Üstelik bambaşka insanlar görmek, onların düşünme şekillerini farketmek, farklılıklar hayata keyif katıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı kokuların zamanla hissizleştirmesi gibi aynı toplum içerisinde aynı çevrede aynı odada bulunmak insanın detayları farketmesini çok zorlaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de burnumuzun dibindeki güzellikleri göremeyişimizin, halbuki herhangi bir yabancının hemen farkedişinin, tersten bakalım, biz yeni bir yer gördüğümüzde her detayla ilgilenmemizin temelinde bu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışkanlık, alışmışlık içerisine düşmeden eskilerin tabiriyle ünsiyet peyda etmeden yenilemek, yenilenmek, yeni yerler görmek, bambaşka insanlar tanımak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı iyi değerlendirmek lazım.&lt;br /&gt;Kumların üzerinde tembel tembel uyuklayarak nereye kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112369071227424710?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112369071227424710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112369071227424710&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112369071227424710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112369071227424710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/tebdil-i-meknda-ferah-vardr.html' title='Tebdil-i mekânda ferah vardır'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112353020505370977</id><published>2005-08-08T22:13:00.000+03:00</published><updated>2005-08-08T22:43:25.060+03:00</updated><title type='text'>Nasipse...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/sozyuzugu.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/sozyuzugu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 1px; CURSOR: hand; HEIGHT: 20px" height="20" alt="" src="mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Dünyada herşeyin bir eşinin olduğunu söyler büyüklerimiz.. Öyle de olduğuna inanırız.. İnanmak isteyişimizmidir yoksa gerçekten bir her şeyin bir eşi olduğunun doğru olduğumudur bilemem..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir peki eş? Uyumlu olan mı? Birbirini tamamlayan mı? Mesela ak karanın eşimidir.. gece ile gündüz bir çift midir sizce? Garip değil mi.. Peki gerçekten herşeyin bir eşimi var.. Eş diyince zıttımı geliyor akla.. Düşünün yalanın eşi dediğinizde akla ilk gelen doğrudur.. Güzel dediğinizde çirkin der insanlar.. Eş kavramından anlaşılan zıtlık olması nedendir.. Biri diğerini direkt çağrıştırdığı için mi onları bir eş olarak görürüz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların hepsinden öte insanların hayatlarının dönüm noktası olarak bilinen evlilik hadisesinde ruh eşimi arıyorum cümlesi nasıl anlaşılmalı peki.. Sizce evlenmeyi düşünen bir insan eş anlamında ne aradığını ne kadar biliyor sizce.. Bence çok net değil çoğu kişinin kafasındaki kriter.. O zaman böylesi kritik bir kararda ne anlamalıyız eş kelimesinden..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak zıtların uyumundan bahsedelim.. Aslında zıtlığın bir karşıtlık anlamı içermesinden dolayı uyumlu olmasını beklemezken.. En bilinen örnek artının eksiyi çekmesini verirler.. Peki insanlarda bu anlamda aynı tepkiyi mi verir sizce.. Bir düşünelim zıt iki insanın evliliğini. Ne kadar mutlu olabilirler beraber.. Ne kadar çok şey paylaşabilirler.. Biri coşkulu ve yerinde duramazken diğeri alabildiğine sakin bir hayatın hayaliyle evlenmiş.. Kime yazık olur kim sineye çeker bilemem.. Ama bu açıdan bana çok fizible gelmiyor.. Bunun yanında akla hemen bir avantajı geliyor.. Birbirine zıt iki insan evlendiğinde bir birine çok fazla alternatifli bir yaşam sunabilirler.. Ve sevgilerinin büyüklüğü nisbetinde birbirilerini kırmadan çok renkli hayat yaşayabilirlerde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin diğer tarafında ise eş kelimesinin anlamını tamamlayıcı olarak alalılm..  Bu pencereden evlilik olayı biraz daha mantıklı gözükebiliyor.. Yani biraz zıt gibi dursalarda özelliklerin çoğu bir diğerinin eksik yönünü kapatabiliyor.. Böylece bir çift olma özelliğinide yakalayabiliyorlar.. Peki varmıdır negatif yönü.. Olabilir böyle çiftler arasında bir senkronizasyon yakalanamayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir üçüncü alternatif ise siz ne iseniz aynısı olan bir başka biri.. Her yönüyle frekanslar tutuyor.. Ne kadar eğlenceli olabilir.. Eksik özelliklerle ilgili problemlerde tam bir handikap yaşanması içten değil.. ikiside dağınık bir çift.. Kim toplıyacak ortalığı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum insan eksenli böyle bir mesele için çok yüzeysel yazdım ama blogta daha yazarak sıkmak istemem. Herşeyden önce bilinmesi gereken evliliğin bir risk olduğu.. Ama aşık olduğunuz bir insanla paylaşmak duygusunun muhteşemliği olabilecek tüm olumsuzlukları göğüslemenize sebep oluyor.. Yani paylaşmanın güzelliği için bu risk alınır.. Ama eş kavramından ne anladığınız çok önemli. Belkide istediğiniz bulamayabilirsiniz veya yanılabilirsiniz.. Unutmayın herşeyin bir eşi olduğunu söyleyen büyüklerimiz bu eşi bulma konusunda da ''nasip'' olduğunu söylerler..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112353020505370977?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112353020505370977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112353020505370977&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112353020505370977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112353020505370977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/nasipse.html' title='Nasipse...'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112351842853620799</id><published>2005-08-08T19:24:00.000+03:00</published><updated>2005-08-09T16:04:40.573+03:00</updated><title type='text'>Vahşi vahşi batı</title><content type='html'>Pazar tamamını izleyemesemde sonuna yetiştim. Halbuki &lt;a href="http://www.cnbce.com/"&gt;dergiyi alıp&lt;/a&gt; filmle ilgili yazıyıda okumuştum ama hayatın koşuşturmacası insanı dikkatsizleştiriyor. Hangi gün, saat kaçta başlayacağını unutmuşum (Pazar, 21:00, cnbc-e).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cnbce.com/pr-intothewest.asp"&gt;Into the west'ten&lt;/a&gt; bahsediyorum. &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizilderili"&gt;Kızılderililerin&lt;/a&gt; son zamanları, son kehanet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/into-the-west1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/into-the-west1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yerlilerin doğayla barışık yaşamına doğudan, avrupadan gelen çapulcu sürüsünün vahşi batı adını vermesi çok ironik. Vahşi'yi yabani anlamında kullanıyorlarsa kendileri vahşinin alâsı. Buldukları herşeyi tüketmek üzerine kurulu matrix'teki &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=agent+smith"&gt;ajan smith'in &lt;/a&gt;"virüsler gibi" dediği hayvani ihtiyaçlarını karşılamaktan başka amacı olmayanların güzelliğe saldırıları, "gold rush"ları, para sevdaları bugünkü modern toplumun temeli değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vahşi olan birbirini ezme adına bencilliği, egoyu yükseltme çabası mı yoksa sadece insan eli değdiğinde çirkinleşen, özünde güzel olan doğanın, hayatın ve bunun her parçasının içinde olma ve barışık yaşama hali mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde "kariyer" yapma sevdasıyla koşuşturmacalarımız, resmin bütününe bakıldığında sadece gerçek vahşilerin sistemini çalıştırma, dişlilerini döndürme eyleminden ibaret. Elde avuçta ne bir gram mutluluk ne de huzur. Acı verici..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketim toplumu. Adı bile korkutan, tüketme üzerine kurulu. Sadece "ben" sevgisiyle yaşayanların acıdıkları kızılderililerin acıdığı insanlardan olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/into-the-west-01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/into-the-west-01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"havanın taze kokusunasuyun pırıltısınasahip olmayan biri onu nasıl satabilir ?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;kutsaldır bu topraklar benim için ve ulusum için... &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;yağmur sonrası ışıltılı her çam yaprağı denizi kucaklayan kumsallar karanlık ormanların koynundaki sis şakıyan böcekler... &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ve bilin ki: kızılderili adamın anıları ağaçların özsuyunda saklıdır. toprak bizim anamızdır."&lt;/em&gt; &lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;(Alıntı: duwarmish kabilesinden Seattle)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu dünyada onurlu, zarif, şerefli ve insancıl yaşamış bir Osmanlıyı, Fatihi, yani bizim dedelerimizi bilirim, bir japonları, samurayları bir de kızılderilileri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112351842853620799?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112351842853620799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112351842853620799&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112351842853620799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112351842853620799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/vahi-vahi-bat.html' title='Vahşi vahşi batı'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112340722318676561</id><published>2005-08-07T12:33:00.000+03:00</published><updated>2005-08-07T12:33:44.213+03:00</updated><title type='text'>Zeki (!)Yemani çelişki</title><content type='html'>Herkesim malumudur çırağanda yapılan Yemanini kızının düğünü. Ne düğündü  ama (!). sanki binbir gece masalları yaşanıyor. Bu düğünün Türkiye?de yapılmasıda ayrı bir uzmanlık sorusu ki oraya girmeyeceğim.&lt;br /&gt; Benim takıldığım nokta zengin bir arabiş olan yemeninin Türkiye?ye gelip din dersi vermeye çalışırken komik, komikten öte sinir bir duruma düşmesi. Tahmin edeceğiniz gibi 30 bin içki değmemiş (!) ama altın işlemeli bardak siparişi konumuz. Paşabahçe?ye verilen bu siparişin değeri 2 milyon usd miş offffffssss. Akıllara zarar yaws. La yemani bu ne amani çelişki açıkla hele bana. Sen içki değmemiş bardak talebini dine saygına bağlıyon ki bence hiç alakası yok.  Hemde savurganlığın en alasını yapıyon (Paran var yemani kardeş (!) al bir bosch bulaşık makinesi geriye içkiden eser kalmaz. İnan daha  hesablı Hem 2 milyona mal olmaz. la ismin gibi davransan ya zeki (!) yemani. Ama henüz bulaşığı yıkarken altın işleyemiyor belki yakında yaparlar ama sen göremesin sanırım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haa param var savuracam diyosan bişey diyemem. Çenem yorulur zaten o kadar küfür literatürüm geniş değil . Ama sayın(!) yemani bari böyle yeman bir çelişkiye düşme.  Yada De git ülkene oradakilerin kafasını karıştır. Benim 200 usd ye çalışan vatandaşımın ne psikolojisini bozuyon. He hadi de git ülkemden. Üfff çenem yoruldu la yemani paran çok çok muş. Seni dine gösterdiğin hassasiyetten (!) dolayı kutluyorum.(mu?)&lt;br /&gt;Not: yaw düğünden sonra bu altın işlemeli 30 bin içki değmemiş bardağa ne oldu acep, gelinin çeyizine mi koydular. Yoksa hepsini yunan tabak kırma usulüne göre kırdılar mı merak ediyorum sayın araştırmacı gazeteciler bi zahmet araştırıp banada bilgi verirmisiniz.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112340722318676561?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112340722318676561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112340722318676561&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112340722318676561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112340722318676561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/zeki-yemani-eliki.html' title='Zeki (!)Yemani çelişki'/><author><name>tipdort</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00103574420716565276</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112336320226810997</id><published>2005-08-06T23:29:00.000+03:00</published><updated>2005-08-07T00:20:02.276+03:00</updated><title type='text'>Bu İşin Kokusu Çıktı</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/BXP30758.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/BXP30758.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 20px; CURSOR: hand; HEIGHT: 5px" height="24" alt="" src="mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Duyu organlarımız bizim hayatı somut anlamda anlamamıza yardımcı olan en önemli özelliklerimizdir. Şimdilik beş tane olan bu özellikler uzun yıllardır bir artış göstermemiş durumdadır..  Görme, dokunma, duyma, tatma ve koku..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veee koku dememizdende farkedileceği gibi bu dünya önemlisi şirin duyularımızdan koklama ve koku üzerinde durucaz burnumuzun direği düşseye kadar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı bu duyularla algılarken sadece işin koku kısmına baktığımızda gerçekten ciddi bir çeşitlilik burnumuza çarpar (göze çarpar anlamında kullanılmıştır). Ter kokusu, ayak kokusu, çiçek kokusu, şu kokusu veya bu kokusu... saymakla bitmez bunlar..  mis gibi kokulardan olduğu gibi pis kokanlarda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsandaki herşeyi iyileştirme ve güzelleştirme isteğinin izlerini kötü kokulara karşıda çözümler üretmiştir.. Bu konuda parfüm diye belirtilen bir ürün fransızlar tarafından bulunmuş ve geliştirilmiştir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirsinizki yeni şeyler ihtiyaca göre çıkar.. yani insanlar belli bir konu ile ilgili bir ürünün yokluğundan kaynaklı rahatsızlığını duyup harekete geçer ve çözüm olacak ürünü bulur.. Ürünün gelişmeside yine problemin merkezi olan yerde olur. Çünkü ilgili problemle en çok oradaki insanlar karşılaşır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakış açısından olayı değerlendirdiğimizde elimizde şu verilerin oluştuğu nu göreceksiniz.. ''Kötü kokunun merkezi Fransa dır''.. Bu bilgiyle ilgili tarihsel bir araştırma yaptığınızda fransızların tuvalet adaplarından kaynaklı bir problem olduğunu öğreneceksiniz.. Ama olayların gerçeğe bakan yönüyle akışı bu şekilde iken Fransa nın bugun akıllardaki imajına şöyle bir baktığımızda dünyanın en nazik insanları olarak bilinirler.. Hatta zamanında liselerde fransız nezaket kuralları gibi derslerin  okutulduğuda bir gerçektir.. Bakın sizin şu işin aslına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi bir problemi çözme adına temel ihtiyaç sınıfında üretilen parfümler beğeni kazanıldıktan sonra çeşitlendirilip bir sektör oluşturulmuştur.. Bu anlamda çok farklı tarzda kokular çıkmıştır. Günümüz expertlerinin bir varsayımıdırki kişinin parfüm kokusu karakteri hakkında bilgi verir.. Hadi canım ordan.. yok daha neler.. sürekli parfüm değiştirenler değşken bir kişiliğe saipken hiç kullanmayanlar karaktersiz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişinin kullandığı parfüm ancak ve ancak karakTERini belirtir.. Yani terinin yapısını..:P Olayın özü şudurki kötü kokmayalım arkadaşalar.. Bakın bu koku olayı ilginçtir.. İnsan kötü kokunun bulunduğu bir ortama girdikten bir süre sonra koku reseptörlerinin algı zayıflamasıyla kokuyu farkedemez bir hal alır ve ortamda çok daha durabiliriz ki tuvaletlerde herkes bunu yaşıyor.. Böylesi bir kötü koku kaynağının kişinin kendisi olması durumunda bunu kendisi farkedemeyebilir.. Bu anlamda herkesi azami dikkate davet ediyorum.. Gelmiyorum diye mazeret olmaz.. Millete kokusal eziyet çektirmeyelim.. Hoş kokulu günler efenim..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112336320226810997?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112336320226810997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112336320226810997&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112336320226810997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112336320226810997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/bu-iin-kokusu-kt.html' title='Bu İşin Kokusu Çıktı'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112323649303960070</id><published>2005-08-05T12:53:00.000+03:00</published><updated>2005-08-05T15:12:44.383+03:00</updated><title type='text'>Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 5)</title><content type='html'>Thomas, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"cumartesi günü için iki seçeneğin var"&lt;/span&gt; dedi. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"İstersen upper baviera'ya gideriz (bu biraz hava durumunda da bağlı) istersen Münih içerisinde güzel bir tur atalım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz düşündüm, yukarı bavyeradaki akıllara ziyan şatolardan haberim olmadığından Münih'i iyice tanımak daha makul geldi. Üstelik diğerini bir dahaki ziyaretimde gezebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararımı bildirdim. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Güzel"&lt;/span&gt; dedi. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"O halde programı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 255, 255);"&gt;mız sabah Deutsche museum, ardından güzel bir öğle yemeği için English garden, sonra Olimpiyat kulesi ve son olarakta şehir merkezinde hoş bir kafe."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/neuschwanstein.jpg"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; cursor: pointer; text-align: center;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/neuschwanstein.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 102, 102);font-size:78%;" &gt;Akıllara ziyan Neuschwanstein Şatosu-Bavyera&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Cumartesi sabahı saat 10'da Dr. Dosto beni otelimden alacaktı. Sabah 9'da uyandım. Güzel bir duş ve nefis peynir çeşitleri ayrıca nutella ve karışık meyva suyu. Hava biraz serindi. Bu iyiydi çünkü benim bulunduğum süre içerisinde Türkiye'yi aratmayacak bir bunaltıcı sıcaklık vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Dosto yeni audisiyle kapıdaydı. 10 dakika geç kalmıştı. Otobanın sıkışıklığını tahmin edemediğini söyledi. Çok özür diledi. Tabi Almanlar için geç kalmak önemli bir kusur. Arabasında biraz muhabbet ettik. Gençliğinde bütün dünyayı gezdiğini anlattı. Afrikada Zambia'dan bir yıl yaşadığı Brezilyaya. İspanyolları çok seviyor. Arabasının navigasyonu bile ispanyolcaydı. Çok ilginç ve sempatik bir insan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Thomas il&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;e &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.deutsches-museum.de/"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Deutsche museum'un&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt; yakınlarında buluştuk. Tam bir BMW hastası. Bir ara onunla karayolundan Giengen tarafına gitmiştik. Geçen her BMW ile ilgili fikrimi soruyor. Tabi onda da son model bir bmw olduğunu söylememe gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Birlikte müzeye girdik. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dünyanın en büyük bilim müzesi. Motorlardan araçlara, matematiğe aklınıza gelen herşey ve herkesle ilgili bilgiler var. Metro ile gidecekseniz Isartor durağında inip ulaşabilirsiniz. Zaten Isar nehri üzerinde bir adacıkta kurulu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giriş tarihi eski binalarımızı hatırlattı bana, giriş 5 euro. Asansörlerin yanında hangi katta hangi bilim dalıyla ilgili eserleri bulabileceğimiz yazıyor. Biz girişte solda gemilerle başladık. En eski model sallardan hollanda yapımı eski gemilere çeşitli eserler vardı. Orada çok kalmayarak yan bölümdeki uçaklarla ilgili muazzam bölüme girdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Her bölümde o bilim dalının temel bilgilerini veriyorlar. Bir airbus modelinin yolcu bölümü kesiti vardı. Eskiden uçarken en azından uçağın zeminini yer kabul edip nispeten rahatlardım ama bu kesit yüzünden geriye ondan da birşey kalmadı. Bildiğiniz büyük boy bir borunun içinde yerden 8bin metre yüksektesiniz. Uçan boru.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Neyse, helikopterler küçüklüğümden beri çok ilgimi çeker. Çeşitli tasarımlarım vardı. Bunlara daldım. Derken Dosto su üzerine konabilen uçaklarla ilgili lisansı olduğunu söyledi ve tek pervaneli uçakları anlatmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Lufthansa ile ilgili çeşitli eski reklamlar var. 1930lardaki havayolları reklamlarını görmek ilginçti. Starfighter adlı bir savaş jetinin başına geldiğimizde bunun için uçan tabut dediler. 140 pilotları bu uçaklarla uçarken düşüp hayatını kaybetmiş. Büyük trajedi diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/ju52.jpg"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; cursor: pointer; text-align: center;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/ju52.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 102, 102);font-size:78%;" &gt;Deutsches Museum'daki Ju-52&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Efsanevi Junkers'lardan &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ju+52"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;(Ju-52)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt; birinin içine girdim. Bildiğiniz form verilmiş teneke (alüminyumdur herhalde ama pek benzetemedim) içerisine insanların binmesi ve ülkeler arası yolculuklar yapması, üstelik pek düşen uçağın da olmaması modern uçakları bunlarla kıyasladığımda uçuş korkumun azalmasını sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/v2.jpg"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/v2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=v2"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;V2&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt; roketi maketi vardı. İkinci dünya savaşında hitlerin favori silahlarından. Kat boşlukları arasında koymuşlar. İnsan acil durumlar için gerçek bir roket olabilir mi diyor. Ayrıca çeşitli roket deneme alanı resimleri ilgimi çekti. Bizde de bir &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.roketsan.com.tr/#ggviewer-offsite-nav-11679136"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;roketsan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt; var ama ne yapar bu adamlar bilmiyorum. Askeri teknolojimizle ilgili sadece kaideye montajlı stinger füzesi tanıtımını hatırlıyorum. Amerikan stingerini alıp arabaya monte etmişiz. E, bu da bir başlangıç tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terasına çıktığımızda yakınlardaki Alman patent ofisi ve karşısındaki devasa &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.epo.org/"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Avrupa patent ofisi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt; merkezini gösterdi. Münihte avrupa patent ofisinde 6bin kişinin çalıştığını söyledi. Patentte nesi? Nasıl bu sektörde sadece bir binada 6bin kişi çalışır. Tuhaf geliyor insana. Alman patent ofisi tam karşısında. En tepesinde inventive step cafe diye biryer varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken aşağı inip ilkel uçuş denemelerini gösteren bir alana ulaştık. Hazerfenin hikayesini anlattım. İlgiyle dinlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan çıkarak Dosto'nun arabasına geçtik. Akabinde English garden'e gittik. Türkler yüzünden pek çıplak güneşlenen kalmamış diyorlar:)) Şakası bir tarafa çok güzel bir park. Resimleriyle birlikte 90 euroluk komik yemeğimiz, beer gardenlar ve suni gölü bir sonraki yazıda anlatacağım. Sıkmayalım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112323649303960070?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112323649303960070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112323649303960070&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112323649303960070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112323649303960070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/mnih-ak-olduum-ehir-blm-5.html' title='Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 5)'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112319119511839206</id><published>2005-08-04T22:52:00.000+03:00</published><updated>2005-08-05T00:33:15.140+03:00</updated><title type='text'>Düdüğüne Kurban</title><content type='html'>Dünyanın en önemli mesleği nedir sizce? Aslında bu tip bir sorunun bir çok cevabı olabilir.. Ama bir meslek varki belkide kimsenin farkedemediği ve ancak bir kaç kişinin farkında olduğu önemini bir türlü idrak edemediğimiz bir meslek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ettiğinizi biliyorum.. Hakemlerden bahsediyorum.. Yok öyle yüzünüzü ekşitmeyin.. Hakemlerin ne kadar önemli insanlar olduğunu yeterince bilmediğiniz için bu tepkiyi veriyorsunuz. Halbuki bir kaç kez spor programlarını seyretseniz ne kadar önemli olduğunu anlarsınız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey bir yana gerçektende bu spor programlarını seyrettiğimde hakemlerin milletvekilinden daha üstün yaptırımlara sahip olduğunu düşünüyorsunuz. Hele Erman Toroğlunun ağzından dinlediğinizde ülkeyi hakem yönetiyor zannediyorsunuz.. Adamın bir hakem diyişi var aman aman..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın çaldığı her düdük, o baskı ve stres altında doğru kararı saniyesinde vermesi ve tavrında tutarlı olması azımsanacak özellikler değil.. Hakem ki gerektiğinde tüm stadı karşısına alır, gerektiğinde bir ülkeyi, gerektiğinde ailesi feda edecek kararları verir inandığı doğru adına.. Hiç konuşmadan tüm maçı tek bir düdkle yönetir.. Bir düşünün ne karizma ama öyle değil mi? Yaaa görüyorsunuz dimi.. Bence hakemleri iyi beslemeli onlara kıymet vermeli küfretmeyip çiçek atmalıyız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mesleğin bukadar ayrıcalıklı olduğunun farkında olan insanlardan biride neden siz olmayasınız.. Onları anlamak ve idrak etmek temennisiyle..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112319119511839206?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112319119511839206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112319119511839206&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112319119511839206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112319119511839206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/ddne-kurban.html' title='Düdüğüne Kurban'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112314507572069612</id><published>2005-08-04T11:19:00.000+03:00</published><updated>2005-08-04T11:44:35.726+03:00</updated><title type='text'>Renkler</title><content type='html'>Bu sabah &lt;em&gt;"acaba"&lt;/em&gt; dedim &lt;em&gt;"karanlıkta yaşıyor olsaydık ışığı keşfedebilir miydik?"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapkaranlık olsaydı. Mesela kulaklarımız çok gelişse ve yarasalar gibi sesimizin yankılanmasıyla yönümüzü bulsaydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığı hayal edebilir miydik? Edemezdik. Çünkü olan biten herşeyi tanımlayan tam tersi. Yani zıt olanı. Karanlık ışık olmadan bizim için bir anlam ifade etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az felsefe yaptık, şimdi biraz teknik bilgi ve üzerine anlatmak istediğime dair sos, yazı hazır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renkler aslında ışığın kırılması veya yüzeylerden yansıması ile oluşuyor. Hepsi beyaz ışığın içinde gizleniyor. Ama bunlardan bazılarını karıştırdığında her istediğin rengi elde edebiliyorsun. Mesela şu an yazıyı okuduğun monitör RGB (Red, green, blue) yani kırmızı, yeşil ve mavi renklerin kaynağına sahip. Bunları karıştırıp milyonlarca renk elde ediyor. Sonra monitöre çok yakından baktığında göreceğin noktacıklar bu üç rengin karışımı olan renklerle aydınlatılıp sana bütünmüş gibi algılatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç renkten birini çıkardığında ise çok komik bir görüntü oluyor. Geçenlerde bir otel odasında televizyonu açtım. Mavi renk kaynağı bitmiş. Mavisiz bir hayat. Kırmızı var, yeşil var ve bu ikisinin karışımları var sadece. Sararmış fotoğraflar gibi görüntüler. Farklı bir bakış açısı. Üzerimdeki etkisini görebilmek için oturdum koca bir filmi baştan sona bu şekilde seyrettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normale göre daha sıkıcı, stresli, hüzünlü (birde mavi hüzün rengi derler, tuhaf), eskiye dair, nostaljik bir tadı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dedim ki kendi kendime &lt;em&gt;"ya &lt;/em&gt;&lt;em&gt;mavi&lt;/em&gt;&lt;em&gt; olmasaydı?"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerine birçok fikir üretilebilir. Şurası belli ki hayat çekilmez olurdu.&lt;br /&gt;Deniz mavi, gökyüzü mavi, masamdaki tel zımbam mavi vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya &lt;em&gt;"ya bizim bilmediğimiz göremediğimiz renkler varsa ve onlar şu anda hayatımızda eksikse?"&lt;/em&gt; Başka yepyeni bir renk. Hayal bile edemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimizdeki renklerin kıymetini bilmiyoruz, yenileri varsa şimdilik saklı kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanginiz oturup mavi rengin &lt;a href="http://www.tdk.gov.tr/TDKSOZLUK/SOZBUL.ASP?kelime=mavi"&gt;bütün isimlerini&lt;/a&gt; öğrendiniz? Hanginiz lavanta mavisiyle maden mavisini ayırt edebilirsiniz? Ben edemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebilenler, kıymet bilenler diğer renkleri de arar keşfeder birgün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112314507572069612?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112314507572069612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112314507572069612&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112314507572069612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112314507572069612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/renkler.html' title='Renkler'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112309453582395162</id><published>2005-08-03T21:13:00.000+03:00</published><updated>2005-08-03T21:42:15.843+03:00</updated><title type='text'>Bakarsan Bağ Olur Bakmazsan Cildin Bozulur</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/vP5_ilvSle_LCSTXdvfYyQ2.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/vP5_ilvSle_LCSTXdvfYyQ2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;''Bakar mısınız'', ''bir bakışın bir ömre bedel''...Evet gençler bugün konumuz anladığınız gibi bakım.. Bildiğiniz üzere bakım önemlidir, faydalıdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bende bir süredir aranızda değildim.. Bunu farkedenler olmuştur mutlaka diye düşünüyorum.. Ama gayretli vede dirayetli kardeşlerim tipyedi ve tipdörte sizi emanet ettiğim için kendimi suçlu hissetmiyorda değilim. Herşey bir yana bir gerçek varki oda benim şu an burda olduğum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve bakım dedim.. Bilirsiniz tatile girmiş birçok sessiz fabrikalar var çevremizde.. Ne yapıyorlar zannediyorsunuz peki? Tabiki bakım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;em&gt;Peki niçin Cündü Bey amca?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu herkes biliyor kendince.. Daha uzun süre hatasız seri üretim yapabilmek ve lindeki imkanları daha uzun süreli ve daha verimli kullanmak için..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;em&gt;Şart mı?.....&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makinaların bakıma ihtiyacı mı var yoksa bizim makinalara bakım yapma ihtiyacımız mı var:) Bu soruya kendimi tutamayarak bende tebessüm fişkırttım. Tabiki makinaların bakıma ihtiyacı var.. yoksa biz piskopatmıyız millet tatildeyken bakım yapalım makinalara.. Ama birilerinin yapması şart.. saolsun bakım departmanları..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuana kadar cansız bir yapının bakımından bahsettik..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;em&gt;Peki canlılar için bakım diye birşey varmı Cündü Bey amca?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiki var. Mesela bahçe bakımları var değilmi? Birde tabiki insanların bakımları var.. Tabiki bakım konusunda bayanlardan bahsetmiyorum.. Sözüm erkeklere.. Bizim türk erkeği bakımı bayanlara ait bir detay olarak görmüş ve kendinden alabildiğince uzakta tutmuş.. Hlbuki bakımın ne kadar gerekli ve faydalı olduğunu en iyi bilenlerde onlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakım dedğin neki; insanın elini daha özenle sabulaması, kremlemesi, yüzünü temizlemesi ve ayaklarına özen göstermesi değilmi.. en temel hatlarıyla.. Bu konuda erkeklerin biraz çevrelerindeki bayanlardan tavsiyeler almalarını öneriyorum.. Biliyorum rajona ters ama &lt;em&gt;''bir bilene sormak lazım''&lt;/em&gt; denen laf burdada geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam bir yönüyle doğal bakım yapacam diye küveti sütle doldurmak , birçok meyvayı kesip orasına burasına koyarak ziyan etmek benim çokta hoş baktığım şeyler değil.. Elbette yararı varır ama milyonların aç olduğu dünyada bunu anlamıyorum. Herşeyin ölçülüsü en güzelidir diyerek kimseyi kırmayalım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakım şart beyler.. Hadi kendimize söz verelim.Kendimize bakacağımıza.. Aynada değil tabiki.. Andımızı içelim ve önümüze kandan irinler deryalar çksa bile bakım yapmaktan bir an bile dur demeyelim.. Çok mu gaza getirdim.. Neyse temiz kalın bakımlı olun.. Ne demişler &lt;em&gt;''Bakımlı olki genç kalasın, Bu dünyadan zevk alasın''&lt;/em&gt;..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112309453582395162?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112309453582395162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112309453582395162&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112309453582395162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112309453582395162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/bakarsan-ba-olur-bakmazsan-cildin.html' title='Bakarsan Bağ Olur Bakmazsan Cildin Bozulur'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112306950479679484</id><published>2005-08-03T14:33:00.000+03:00</published><updated>2005-08-03T14:45:04.803+03:00</updated><title type='text'>İş yerinde internet yasaklanmalı mı?</title><content type='html'>Capital'in Ağustos sayısında iş yerindeki internet bağlantısının çalışanlar üzerindeki etkisine yönelik bir bölüm vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre iş yerinde internet bağlantısı olanlar yemek saatleri dışında 2 saatten fazla bir bölümü internette işleriyle hiç alakası olmayan çeşitli sitelerde harcıyorlarmış. Bu ise bilmem kaç milyar dolar verim kaybına yol açıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca neden böyle yapıyorsunuz diye sorduklarında bazıları "Efendim zaten üç kuruş para alıyoruz bizden fazlasını beklemeyin" diye cevap veriyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımdaki alaycı -miş -muş eklerinin yine bir eleştri yazısı okuyacağınızın habercisi olduğunu düşünüyorsunuz. Doğru efendim aynen öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patronlarımızın verimlilik sevdası, iş insan faktörüne gelince tuhaf boyutlara ulaşabiliyor. İnsan sürekli aynı işe odaklanınca sıkılır, zaman ilerledikçe çalışmasını sürdürüyorsa dikkati azalır. Dolayısıyla içgüdüsel veya beyin sinyalleriyle nasıl adlandırırsanız adlandırın, bir refleks olarak işten başını kaldırır ve tekrar odaklanacak enerjisini toplayana kadar başka şeylerle ilgilenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer işyerinde internet varsa beynimizi farklı alanlara dağıtıp toparlanmasını sağlayan en kolay çıkış yolu olduğundan web sitelerine, bloglara hücum edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda internet bağlantısını kesmek, pire için yorgan yakmaktan farksızdır. Şöyle ki, internet bağlantısını kestiğinizde bunalmış olan beyin farklı aktiviteler arayacaktır. Bunlar firma içi dedikodularına bulaşmak, telefonla arkadaşları aramak, dışarı çıkıp sigara molası vermek, mesai arkadaşlarınla geyik yapmak gibi benzer zamanı harcatmasına rağmen bir katma değer üretmeyen aktivitelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zarar hesabı yapıldığında bu tür aktiviteler arasında en zararsız olanın internette sörf olduğu kolayca görülebilir. Üstelik internet bağlantısının artık özgürlüğün bir diğer adı olması, -arka planda kontrol edilmek kaydıyla- her alana açık olmasının ise çalışana güveni göstermesi, işini kolaylaştırması cabası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse internet var diye işini bırakmıyor, işini bıraktığında kaçacak en kolay ve ilgi çekici yolun internet olması ise bunu günah keçisi haline getirmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verimliliğe o kadar düşkünseniz insan değil robot çalıştırınız efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112306950479679484?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112306950479679484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112306950479679484&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112306950479679484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112306950479679484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/i-yerinde-internet-yasaklanmal-m.html' title='İş yerinde internet yasaklanmalı mı?'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112305201794026583</id><published>2005-08-03T09:28:00.000+03:00</published><updated>2005-08-03T10:01:42.223+03:00</updated><title type='text'>Big Trouble in Little China</title><content type='html'>"Türkiye Kendi Çin'ini Yaratmalı"&lt;br /&gt;Kürşat Tüzmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürşat Tüzmen'i çok severim. Dinamik, etrafına güven veren bir insan. Bu yüzden bu sözleri birinden duyduğumda ilk olarak &lt;em&gt;"yok bunu o söylememiştir" &lt;/em&gt;dedim pek inanasım gelmedi ama haber bültenlerinde duyduğumda Türkiyenin en görkemli enkırmeni Engin Jurnal gibi &lt;em&gt;"Vah Türkiyem vah!" &lt;/em&gt;diye iç geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Ne yanlış var canım söylediğinde, bizim fakir bölgelerimizde insanların eline para geçmesini istemez misin?"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette isterim, ama gönül isterdi ki devlet bakanından &lt;em&gt;"Bizde çin'imizi kuralım"&lt;/em&gt; gibi me too tarzı bir söylem duyacağımıza &lt;em&gt;"Vergileri indirin, enerji fiyatlarını düşürüp kurları yükseltin"&lt;/em&gt; diyen şark kurnazı zihniyete &lt;em&gt;"Utanmıyor musunuz, o kadar para kazanıyorsunuz ama adam gibi bir geliştirme departmanınız bile yok hiçbirinizin"&lt;/em&gt; diye fırça atsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin seddi, fiyat rekabetiyle aşılamaz. Çin seddi kalite rekabeti ile de pek aşılamaz. Çin seddini merdivenle aşmak yerine kimse duvarı delecek bir makine yapmayı hatta ışınlanmayı düşünmüyor. Beni dehşete düşüren de bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konukoğlu &lt;em&gt;"Tekstilde kâr oranları %1-2lere geriledi"&lt;/em&gt; diyor. Herkesin ürettiği ürünlerde gerilemiş olması çok doğal. Ama sizce ileri teknoloji tekstil malzemelerinde de böyle mi? Yoksa onlar %100lere varan marjlarla mı çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu açın bir kitaplara göz atın. İçinde yaşadığımız kapitalizm sistemi nasıl çalışıyor bir inceleyin. Sonucun böyle olmasından doğal ne olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin üretebildiği ürün elbette ki ucuz olacak.&lt;br /&gt;Marifet herkesin üretemediğini üretmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nanoteknoloji deseniz &lt;em&gt;"vergileri indirin"&lt;/em&gt; zihniyetinin yarısı eminim içinden &lt;em&gt;"nano ne? küfür mü ediyo bu adam"&lt;/em&gt; diyecek. Az bulunan, bolca know-how isteyen, araştırma isteyen, ilk zahmeti ve sonunda kazancı bol ileri teknoloji malzemeler geliştirip bunları satmadığımız sürece &lt;em&gt;"cari açık üzerimize yıkılır mı, altında kalır mıyız"&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;"bizim niye çinimiz yok"&lt;/em&gt; gibi tuhaf korkular ve bir o kadar garip çözüm önerilerini normalleştirmeye devam edeceğiz herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim neden Çin'imiz olmasınmış. Peh!&lt;br /&gt;Biz bu kadar mıyız, içimizdeki Turka bu mu şimdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112305201794026583?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112305201794026583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112305201794026583&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112305201794026583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112305201794026583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/08/big-trouble-in-little-china.html' title='Big Trouble in Little China'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112253845409910300</id><published>2005-07-28T10:41:00.000+03:00</published><updated>2005-07-28T12:39:43.166+03:00</updated><title type='text'>Pazarlama ve inovasyon - I</title><content type='html'>&lt;em&gt;"Because its purpose is to create a client, the business has two - and only two - functions... Marketing and Innovation. Marketing and Innovation produce results, all the rest are costs..." &lt;/em&gt;Peter Drucker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin gelişmekte olan bir ülke olduğunu ve fakirliğin ne olduğunu bir türlü algılayamayan Mine Kırıkkanat'ın yine &lt;em&gt;"Türk halki neden steril laboratuar ortamlarda havyar tüketeceğine çimenlerde bacaklarını kaşıyor"&lt;/em&gt; türünde ağzını köpürterek yazdığı yazılardan biri canımı sıkmışken &lt;em&gt;"gel küçük şeylere takılacağına temel sorunu deş, "nasıl gelişebiliriz" konusunda ahkam kes, insanların giyimine yediklerine takılacağına" &lt;/em&gt;gibi devrik bir cümleyle kendimi teskin edip bu yazıyı yazma kararını verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peter Drucker yukarıda verdiğim sözü sarfetmiş ya, &lt;em&gt;"herkes gider mersine, biz gideriz tersine" &lt;/em&gt;tabirinin ülkemiz sanayicisine cuk diye oturduğunu göstermiş oldu. Zira bakınız dün İSO 500 açıklandı. Yorumlar nedir? Tekstil sanayi gerilerken otomotiv yükseliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekstil sektörü neden geriliyor? Çünkü hala inovasyon ve marketing konusunda çok ama çok zayıflar. 1980'lerin başında Japonya emtialaşmış tekstil üretimini kademeli olarak ülkeden kaldıracağını duyuruyor. Biz ise tam da o dala sarılmış ilerlemeye çalışıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin ürettiği ürünler pastasından dilim almak artık eskisinden daha zor. Çünkü Çin gerçeği ortada. Bu adamlar ayda 30 dolarlara işçi çalıştırıyorken bizim tek yapabildiğimiz 10 işçi yerine 1 işçiyle çalışan yüksek teknoloji makineleri Almanya ve İtalya'dan satın almak. Peki Çin'in düşük hammadde fiyatları ne olacak? Vergiler ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş adamlarımızın dünya ortalaması alındığında ileri derecede kurnaz olduklarından ama çokta zeki olmadıklarından bahsetmiştim. Zeki adamlarımızın yurtdışına kaçmakta olduğundan da bahsetmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şayet tekstilci iş adamlarımız parlak bir zekaya sahip olsalar &lt;em&gt;"çok para kazanıyoruz ne uğraşıcaz yeni ürün geliştirmeymiş pazarlamaymış"&lt;/em&gt; düşüncesi(zliği)yle akıllı malzemeler, özel kumaşlar, dry fit'ler, clima cool'lar geliştireceklerine dokuma tezgahlarında fason çalışmazlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu 100 milyon dolarlarla ciro yapıyorsunuz. Üç tane mühendisi ayırıp bir laboratuar kurup, iki nanoteknoloji araştırması yapsanız ölür müsünüz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Ne masraf edicez öyle boş şeylere! Bugün para kazanıyoruz ya"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir çinli iş adamı çıkar, senin metresine 1 dolar dediğin kumaşa 25 sent der. Sende bundan ders çıkaracağına&lt;em&gt;"ben hammaddeyi o fiyata alamıyorum indirin vergileri yoksa işçi çıkarırım bak"&lt;/em&gt; diye ağlarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah akıllı adamlar ah! Bu ülkeye acıyında bir gün geri dönün mutlaka.&lt;br /&gt;Bu yazı devam edecek efendim. Sorunu gösterip çözüm yolu vermemek olmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112253845409910300?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112253845409910300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112253845409910300&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112253845409910300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112253845409910300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/pazarlama-ve-inovasyon-i.html' title='Pazarlama ve inovasyon - I'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112246812121777370</id><published>2005-07-27T15:26:00.000+03:00</published><updated>2005-07-27T16:02:58.273+03:00</updated><title type='text'>Akıllı adamlar nerlerde? - II</title><content type='html'>Cevabı peşinen verelim. Akıllı adamlar ya yurtdışında, ya bir yabancı sermaye şirketinde ya da akademik dünyanın sularında çırpınıyor. E, bu ülkede hiç mi akıllı adam yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmaz mı, ben çoğunluğundan bahsediyorum. Akîl insan olduğunuzu düşünüyorsanız ve bir yerli sermaye firmasında, hele hele kobideyseniz çevrenizdeki duruma bir göz atın lütfen. Yöneticileri, patronları bir düşünün. Nasıl bu konuma geldiklerini ve işlerin bu yüzden ne derece "alaturka" hâl aldığını düşünün. Akıl mı kurnazlık mı? Bence bu ülkedeki başarıların arkasında akıldan çok kurnazlık var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de akıllı adamları kaçıran bu durum. Kurnaz insanların çevresi politikadan başka bir şey üretemeyen orta kademe yöneticilerle doludur. Akıllı adam ise artık ya haline razı olmuş sesi soluğu kesilmiştir, ya da kurnaz politikalarla savaşmaktan yorulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya gelişmiş ülkeler ve bunların firmalarında (yabancı sermaye) çalışanlar. Çok mu rahatlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet öyleler. Kariyerine önce kendi şirketini kurarak girmiş ve kurnaz savaşların altında kalıp, dürüstlüğü yüzünden silinmiş, akabinde "sektörünün lider kuruluşu" bir kobi'de her türlü Ali Cengiz oyununu yaşamış nihayetinde dünyanın ünlü markalarından birinin uzattığı eli tutup güvenli limanlara demir atmış biri olarak gençleri uyarmalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer güçlü ve savaşçı ruhluysanız "alaturka" firmalarda insan ilişkileri konusunda yabancıların "worst case" dediği durumları gündelik hayatınızın bir parçası olarak yaşar, sonra ise büyük bir gemiye bindiğinizde kendinizi savaşa çıkmadan önce ellerinde 30 kiloluk kılıçlarla savaşan yeniçeri gibi "hafiflemiş" hissedersiniz. Ama işin kötüsü kısa zamanda çok yıprandığınızdan kendinizi yeniden motive etmek için "ilk iş" heyecanlarınız yoktur artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurtdışına gider ve gelişmiş bir ülkede kendinize uygun bir işe girerseniz her ne kadar özlem yaşasanız da alışır, kendinizden sonraki neslinize rahat bir gelecek bırakmış olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim asıl değinmek istediğim akademisyenlik sularından çıkmak istemeyen, master senin doktora benim gezip duran ve kariyeri için altın yıllarının yanı sıra cesaretini de kaybeden akıllı insanlardı. Ama bunu bir sonraki yazımıza saklayalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112246812121777370?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112246812121777370/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112246812121777370&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112246812121777370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112246812121777370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/akll-adamlar-nerlerde-ii.html' title='Akıllı adamlar nerlerde? - II'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112246372999493819</id><published>2005-07-27T10:40:00.000+03:00</published><updated>2005-07-27T14:39:59.156+03:00</updated><title type='text'>Doğru anlatmak, doğru yazmak</title><content type='html'>Bir takım yabancı menşeli hukuki evrakı incelerken eğitim hayatımız boyunca dağarcığımıza ilave edilen kelimelerin tercümede ne kadar kifayetsiz kaldığını farkettim. Anlıyor ama kendi dilinizde anlatamıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağarcığımızdaki kelime sayısının az olması nüansları ifade kabiliyetimizi kısırlaştırıyor. Bu ise kafamızda oluşturduğumuz imge ile iletişim eylemimiz sonrası muhatabımızın kafasında oluşan imge arasında ciddi sapmalara yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca gazetelerde köşe yazarları, televizyon programları hep en düşük izleyici seviyesini hedef kabul ettiklerinden iletişim konusunda çok hassas davranması gereken eğitimli profesyonellerin ifade kabiliyetlerinin dahi zaman içerisinde aşınmasına ve zayıflamasına neden oluyorlar. Kısacası dilimize bir balta da, bu konuda en sorumlu davranması gereken medya tarafından vuruluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir takım önlemler almaksızın hayata devam ettiğinizde bu sessiz ve derinden aşınma durumu yoğun iş ortamının sizi içerisine sürdüğü sürmenaj hali ile bütünleşip her geçen yıl dağarcığınızdan birkaç kelimenin silinmesiyle sonuçlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frankline atfedilen "Bir çivi nihayetinde bir vatan kurtarır" silsilesini hatırlayalım lütfen. Bir kelime ile yaptığınız iletişim kazası belki eşinizle olan ilişkinizi sonlandıracak zemini tetikleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz de benim gibi kelebek etkisinden bu denli korkan biriyseniz; kelime dağarcığınızı geliştirmek için Millî Eğitim Bakanlığının 100 kitap uygulamasının bir benzerini acilen kendiniz için de çıkarın. Ayrıca kişisel tavsiyem &lt;a href="http://deskbar.google.com/"&gt;google deskbar'daki&lt;/a&gt; arama menüleri arasına TDK'yi ekleyip önemli bir yorum yapmadan önce kullanacağınız altın kelimelerin anlam ve kökenlerine burada bir göz atmanız. (Options, Customized search kısmından Add butonuna basın ve URL kısmına &lt;a href="http://www.tdk.gov.tr/TDKSOZLUK/SOZBUL.ASP?kelime={1"&gt;http://www.tdk.gov.tr/TDKSOZLUK/SOZBUL.ASP?kelime={1&lt;/a&gt;} ifadesini buradan kopyalayıp yapıştırın)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizi iyi tanıyorsunuz. Bunu keyifli bir hale getirmenin yolunu bulabilirsiniz. Ben merakıyla motive olan biri olarak sanıyorum bu konuda ufak ama kararlı adımlarımdan vazgeçmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka tavsiyem ise yazdığınız yazılar ve e-mailleri biraz sabredip dışarıdan biri gözüyle bir kez daha okumanız. Bu hassasiyetinizin küçük görünen etkisi ileride büyük sonuçlar doğurabilir. Örneğin bu yazıyı ikinciye okuduğumda anlatmak istediğimden farklı yorumlanabilecek şekilde cümlelerim olduğunu farkedip neredeyse yarısını revize ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıdan biri gözüyle inceleme esnasında ekstra egzersiz yapmakta da fayda görüyorum. Mesela bir kelimenize "kafayı takın" ve onu ikinciye kullanmak yerine alternatiflerini bulmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin "çok". "Çok küçük bir çocuk ama çok zeki canım, çok bilmiş derler ya" E, hep çok demesek mesela? "Küçücük bir çocuk ama olağanüstü zeki, çok bilmiş derler ya?" İkinci örnek daha şık olmadı mı sizcede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilimizi güçlü tutmazsak belki hayatta kalmaya devam ederiz ama hayattan aldığımız lezzet, bakış açımız kadar, bizimle iletişim kuran mecraların ifade zenginliğiyle de alâkalı değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112246372999493819?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112246372999493819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112246372999493819&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112246372999493819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112246372999493819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/doru-anlatmak-doru-yazmak.html' title='Doğru anlatmak, doğru yazmak'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112239453665814246</id><published>2005-07-26T18:57:00.000+03:00</published><updated>2005-07-26T19:15:36.676+03:00</updated><title type='text'>Bir monolog: Blog blog dedikleri..</title><content type='html'>Feci bir ikilemle karşı karşıyayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bir blog sitesi sorusuna eğlenebileceğimiz cevabını vermiştik. Ama yazılarımıza bakıyorum da her gün bizi ziyaret eden ortalama 60 kişi (alakasız not: ütü yaptım blog oldu da günde 300 kişinin geldiği olmuştu, bülent binbaşı rahmetle anıyorum) evet ne diyordum her gün bizi ziyaret eden bunca kişi bir anda beyinlerimizin arka planında didaktik kaygılar yeşermesine mi neden oldu? Bunu bilmiyorum ama hergün yazma zorunluluğu doğurduğu açık. Çünkü yazmazsak "hit"lerimiz düşüveriyor. (Yazma nedeni olarak ne korkunnçç bir zemin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlıyormuyum biz neden yazmalıydık? Gün içerisinde veya bir araya geldiğimizde çok güldüğümüz olayları paylaşalım belki eğlenen olur. Sonra içimizi dökelim, hayata dair aklımızdakileri kaleme alalım. Ama zamanla kalemin mürekkebi kuruyor mu nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belkide en başta şu soruyu sormalıydık. Madem bizler takip edilme kaygısı yaşayacak kadar hırslı insanlarız (tipbir sözüm sana ne bu kaygııı) bir blogdan insanların beklentisi ne ki biz yazdıkça herkes toplansın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel vakit geçirmek mi? O halde ipe sapa gelmez ama çok geyik (ki öyle bir damarımız asil kanımızı taşımaktadır) bir site oluştursaydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enteresan linkler bulmak ve siteler keşfetmek mi? Bildirgeç var kardeşim. Hem o tür blogların hepsi bir diğerinden almamış mı linkleri. Türk bloglara baksam kimbilir kaçında coolhunt, boingboing alıntılarıyla doludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E, o zaman ütü yaptım geyikleri mi? Belki o değil ama kişisel bazı ürünlerle ilgili tecrübelerin paylaşılması güzel olurdu. epinions.com'un Türkçe versiyonu eksikliğinden mi? Belkide.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok yok, blogtan beklenen her an herhangi birşey olabilir. Amaç internet denizi için bilgi üretmek. O halde biz kendi tarzımızla takılmaya devam edelim. Ama takip edilme kaygısı taşımadan. Sakin.. Bak google'da münih diyerek sitemize gelen 8 kişi var son bir haftada. Aferin bize. Ama aynı zamanda kocamı aldattım yazarak ulaşan her hafta en az üç kişi oluyor. Birde ateşli hatun hale diyerek gelmiş ki merakıma mucib oldu. Nasıl bu keywordlerle fişlendik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belkide boşuna dert ediyorum. Blogdan beklenti bir ihtiyacı karşılamak. Ama hangi ihtiyacı ne zaman karşılayacağımız kaygısı gütmeden yazmalı. Çünkü ne zaman kimin ne işine yarayacağını bilmiyoruz ama yarayıveriyor. En klişe atasözümüz yahu. Sakla samanı gelir zamanı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam, pes etmek yok. Devam ediyoruz..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112239453665814246?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112239453665814246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112239453665814246&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112239453665814246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112239453665814246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/bir-monolog-blog-blog-dedikleri.html' title='Bir monolog: Blog blog dedikleri..'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112230900121973971</id><published>2005-07-25T18:36:00.000+03:00</published><updated>2005-07-26T12:28:49.336+03:00</updated><title type='text'>Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 4)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/mu2d.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/200/mu2d.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Münih seyahatimizde en son Maximilian strasse'de kalmıştık. Televizyonların yaptığı gibi izlenme oranlarımızı arttırmak için bir sürpriz ile merak ettirip (!) yarıda bırakmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edelim efendim. Bir uyarı yapmak istiyorum. Bu yazı Münih'te sadece 2 hafta iş ağırlıklı ama yarı turist havasında gezip tozmaların sonucudur. Ufak hatalar olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bu sokağa U4, U5 gibi metrolarla Max Weber Strasse'de inerek doğrudan ulaşabilirsiniz. İsterseniz bir ara &lt;a href="http://www.muenchen.citysam.de/"&gt;şu siteyide bir inceleyin.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maximilian strasse'nin girişinde Maximilian II'nin bir heykeli ve tam karşısında çok büyük, uzun ve girişinde sütunlar olan bir bina var. Yoksa bu Residenz'in girişi miydi ve ben ludwigstrasse fotoğrafında size girişi diye residenz'in arka kapısını mı gösteriyordum. Az önce google ile aradığımda anladım ki hiç alakası yokmuş ve orası opera (&lt;a href="http://www.bayerische.staatsoper.de/c.php/info/nationaltheater/virtuellerrundgang.php?l=en&amp;dom=dom1"&gt;national theater&lt;/a&gt;) binasıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/galerie1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; cursor: pointer; text-align: center;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/galerie1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.muenchen.citysam.de/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim, Max heykelinin altına girip kitabesini okuyordum ki hissettiğim garip durumu (yanımdan kimseler geçmiyor) çözmeye çalıştım. Elinde pipo olan bir bey ahşap bir sallanan sandalyede oturuyor. Yanında ise 1920 model ama ışıl ışıl parlayan bir araba. Ama adamın 50 metre çapında benden başka kimse yok. İşte bu durum beni şüphelendirdi. Her turistte bulunan "yoksa bulunmamam gereken bir yerde miyim" psikolojisi sardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam karşısında ise bahsettiğim binanın merdivenlerinde sanki oscar töreni kırmızı halı ritüeli. Şaşalı elbiseler dikkatimi çekiyor. Kafamı bir çeviriyorum ki meğer ben bir törenin, büyük ihtimalle operanın yeni bir premierine orta yerinden girmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik gayet spor, adidas ayakkabılar, altımda wrangler pantolon üstümde mavi bir tişört halbuki etrafımda takım elbiseninde ötesinde frak giymiş beyler ve oscardan fırlamış bayanlar arasındayım. Utandırıcı bir durum değil çünkü turistim. Komik bile buldum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alanda aklımda kalanlar üstünde abiye, siyah Mini cooper'ı ile arkadaşını yol kenarında bekleyen bir genç kız ve binanın üst katından el sallayan, almanların geleneksel giysilerine bürünmüş insanlar oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası nasıl bir cadde böyle bakalım diyerek o önceki yazımda bahsettiğim hayal meyal görünen yere doğru ilerlemeye (maximillan strassenin başından sonuna) başladım.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/muc-maximilianstrasse.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/muc-maximilianstrasse.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geniş bir cadde, sanıyorum 6 şeritliydi. Yol üzerinde zaman zaman tramvaylar geçiyor. Armani, Four Seasons hotel gibi lüks ve ünlü markaların tamamını bu cadde üzerinde bulabilirsiniz. Kafelerde pek turist göremedim. Ama giyim kuşamlarından Bavyeranın sosyete tabakasını bu caddede bulabileceğinizi rahatlıkla söyleyebilirim. Bir başka dikkat çeken yönü ise metrekareye düşen cayenne sayısının sadece münih değil dünyanın diğer bölgelerinden de yüksek olduğu. Ayrıca daha önce hiç karşılaşmadığım özel yapım spor arabalarda kenarlara parketmişti. Münihte mini ve smart bolluğu var. Şehrin BMW'nin kalesi olduğu unutulmamalı (Genel merkezlerini olimpia turm yazımda göstereceğim, mükemmel)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 7-8 gibiydi ve cadde çok sakindi. İlerledikçe sağımda büyük bir kütüphane ve solumda bir tiyatro binasını geçtim. Derken Isar nehrinin kollarının üzerinden geçen bir köprüden geçerek hayal meyal gördüğüm binaya ulaştım. Adı Maximilanium. Fotoğrafı ise aşağıda. Burası federal devlet binası ve senatosuymuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/maximilianeum.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Burada çok fazla kalmadım. Binada restorasyon çalışması vardı. Kenarından ise ormanlık bir alana giriliyor. Burada bisikletle gezenler, koşanlar, yürüyenler. Spor yapan birçok insan vardı. Ama manzara görülmeye değer. Dönüş istikametinde solumda büyük kilise kuleleri parıldıyordu ama başka bir zaman giderim diyerek sağımda Isar nehrinin akışını seyredip geri döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki yazımda Deutsche museum'da uçuş korkumu nasıl azalttığımı (sandığımı), sonrasında ise english garden ve olimpia turm (olimpiyat kulesi) gezilerimi anlatacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112230900121973971?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112230900121973971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112230900121973971&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112230900121973971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112230900121973971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/mnih-ak-olduum-ehir-blm-4.html' title='Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 4)'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112230483936040753</id><published>2005-07-25T18:03:00.000+03:00</published><updated>2005-07-25T18:33:15.303+03:00</updated><title type='text'>Akıllı adamlar nerelerde?</title><content type='html'>Malum, üniversite sınav sonuçları açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet okulundan mezun biri olarak osmanlı yıllarından kalma gelenekçi bir "erkek" lisesinden mezun olmanın gururu ama "fen" lisesi seçkinciliğini yaşamamış olmanın (yahu lisedeyken ne çok beğenirlerdi kendilerini, yoksa hala?) memnuniyeti ile lise zamanlarımı hatırlattığından olsa gerek yıllardır televizyonda ÖSS (bizim zamanımızda ÖYS idi iki sınav vardı) sonuçları açıklandığında birincileri izlemekten keyif alırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde tablo aynıdır. Üzerlerine FEM, Final vs. dersane tişörtleri geçirilmiş arkadaşlar yıllar boyu çalışmanın getirdiği asosyallik üzerine aniden televizyon haberi olacak kadar popülerleşmenin yani gündemimize girmenin şaşkınlığını yaşarlar. Kanaldan kanala atlar ama her defasında her yıl aynı şeyleri söylerler. Çok çalıştım, karşılığını aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hikaye iki yola ayrılacak, biri bu arkadaşların geleceği diğeri ise bu yılın güncel bir hadisesi ile ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, ilkin bu yılki birinciler arasından birinin dikkatinizden kaçmadığı düşüncesiyle kendisini buraya konu(k) etmek isterim. Evet, eli telefonlu olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam çocuktur dedim, geriye dönüp haber hatıralarına, gazete küpürlerine baktığında çok utanacak dedim ama o nasıl bir ego'dur. Arkadaş gözleri havada elinde bir telefon ve herkes etrafında sorular sorup konuşuyorken, ailesi yanında oturuyorken kimseyi tanımaz edada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Alo, ben dünyanın en zeki insanı kimsin? Ha bill senmisin. Tabi microsoftta çalışırım okul bitince dur sakin ol"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brrrr. Ekran ve resimlerdeki tavırlar "The Ego Itself" adında sanatsal bir çalışmaya malzeme edilebilir. Sakin ol çocuğum. Yavaş yavaş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğerlerine şöyle bir göz attım, sadece zeki değil akıllı çocuklardı. Hele biri son derece alçak gönüllü ve herkesin duygusal anlamda uç noktalarda dolaştığının ve bunun normal olmadığının farkında. Aferin dostum, önemli olan her nerede olursan ol insan olmak değil mi? Seninle gurur duyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzatmayalım. Bu arkadaşlar ve benzerlerinin geleceğine geçelim.&lt;br /&gt;Yarınki yazıda..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112230483936040753?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112230483936040753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112230483936040753&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112230483936040753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112230483936040753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/akll-adamlar-nerelerde.html' title='Akıllı adamlar nerelerde?'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112230617629390879</id><published>2005-07-24T18:42:00.000+03:00</published><updated>2005-07-26T11:34:13.556+03:00</updated><title type='text'>Her insanın kendi tiyatro oyunu var.</title><content type='html'>Tanıştığın her insan arkadaşın veya dostun mu olmalı. Herkese önem mi vermek zorundasın. Peki bunu yaparken gerçekten önem vermek gereken insanları ihmal ediyorsan bu daha da kötü değimli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden böyle söylüyorum. Çünkü hayatıma bir şekilde giren iyi veya kötü olmaya namzet insanlar hepsi benden çok şey beklediklerini görüyorum. Önceden bunu karşılamak isterdim şimdi ise anlıyorum yetişmek imkansız. Zaten biraz hoşlarına gitmeyen bir tavrın olsun veya çıkarlar çatışsın hemen o kocaaaa (aslında minicik) benliklerinin arkasına saklanıp size cephe alıp küsüyorlar. Neden özeleştiri yapmıyorlar neden sorgulamıyorlar ,olanları ona anlam veremiyorum. neden hatanın kendilerine yakışacaklarını düşünmezler ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizinle ilişkilerinde sanki tüm kusurdan münezzeh gibi davranırlar sanki hiç hata yapmazlar. Onlara dokunamasın onlar hatasız insanlardır her nasıl oluyorsa. Sonuçta ne olursa olsun benim veya dostlarımla bizim hayatımız. Tüm yeni dostluklara ve arkadaşlıklara kalbden ve en içtenlikle açık olmakla birlikte hayatımı sadece sevdiğim arkadaş ve dostlarıma harcamayı yeğlerim. tüm hakkı bana ait olan bir sözle bitereceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın hayatı başrol oynadığı bir tiyatro oyunudur. Hayatına giren kimileri onunla başrolü paylaşır,kimi yardımcı oyuncudur, kimi figürandır, kimide hayatından geçen toz, toprak, arkadaki dekordur geçersin geride kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;- İlerleyelim arkaşalar lütfen arkada boş yerler var&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112230617629390879?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112230617629390879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112230617629390879&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112230617629390879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112230617629390879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/her-insann-kendi-tiyatro-oyunu-var.html' title='Her insanın kendi tiyatro oyunu var.'/><author><name>tipdort</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00103574420716565276</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112195699611610298</id><published>2005-07-21T17:25:00.000+03:00</published><updated>2005-07-21T17:43:16.123+03:00</updated><title type='text'>Expelliarmus!!</title><content type='html'>Harry Potter'i neden bu kadar çok seviyorum;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Çocuk, öksüz ve yetim (Acıma)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Üvey ailesi hep aşağılamış (İntikam)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İşlerini sihirle görüyor (Tam tembel işi)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Arkadaşları var (Takım oyuncusu)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Garip objeler, yiyecekler, binalar, insanlar içinde (Gerçekten kaçış)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hep iyiler kazanıyor, kötüler cezasını buluyor (Adalet)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;O bir kahraman! Cesur, girişken ve sonuç alan.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;Müziğini de çok sevdiğimi itiraf etmeliyim. (5 oscar'lı John Williams'ı unutmamak gerek)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112195699611610298?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112195699611610298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112195699611610298&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112195699611610298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112195699611610298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/expelliarmus.html' title='Expelliarmus!!'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112195512468912504</id><published>2005-07-21T16:36:00.000+03:00</published><updated>2005-07-21T17:12:04.703+03:00</updated><title type='text'>Fantastik dünyanın dayanılmaz cazibesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/B0002TT0NM.01.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/B0002TT0NM.01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;?Pleasure to meet you?, Harry said smiling and holding out his hand for Krista to shake. ?Harry Potter, an honour to meet you" (Fan fiction)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"YENİ ''HARRY POTTER'' ABD'DE İLK 24 SAATTE 6,9 MİLYON ADET SATTI." (Haber siteleri)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Filmi anneyle beraber izlemek tehlikeliymiş. kendini filme fazla kaptıran anne eline bi sopa geçirip bütün ev işlerini "homulus bubulus" diyerek yapmaya çalışarak maymun oluyor" (Sourtimes, Harry potter, 187. entry)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tipbirin yüzünü ekşiteceğini biliyorum. Fantastik edebiyat ve bunun uzantısı olan sinemadan hiç hazzetmez. Ama dünyada en çok ses getiren, para kazandıran, ödüller alan kitaplar, filmler kısacası bizi en çok etkileyen ve sürükleyen sanat fantastik bir dünyayı anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım TDK ne diyor.&lt;em&gt; "fantastik -ği sıfat Fransızca fantastique, Gerçekte var olmayan, gerçek olmayan, hayalî."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek bizi o kadar bunaltıyor ki hayal gücümüze kaçıyoruz. Hayallere dalmak büyük bir zevken başka insanların hayallerini okumak, izlemek daha da büyük bir keyif. Diğerlerini izlemenin keyifli olması hali hayal güçlerinin derinliği ile ilgili olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Sadece hayal ederek ingiltere kraliçesinden daha zengin olabilirsin"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz gaz kitap (kişisel gelişim) serisinde bu cümleye rastlasam bir tarafımla gülecekken JK Rowlings'in serveti ciddi düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşim, ilk LOTR serisini almış ve okumaya dalmışken uzmanlık alanım dışında okumayı zaman kaybı gören ben anlattıklarıyla dalga geçip benzer birşeyi bende yazarım demiştim. Düşündüm, düşündüm.. İşin içinden çıkamadım. Neyle alakalı bu dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münihte metrodayken Isartor dediğinde Tolkiens isimleri buradan mı esinlenmiş dedim kendi kendime. Çok gezmek çok farklılık görmekle hayal gücünün derinleşmesi belkide paraleldir dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Rowlings evinin kadınıyken ve geçinmeye dahi zor para bulurken Harry potter'i, hogwards'ı sadece annesinden duyduğu hikayelerin beyninde yoğrulması ile mi uydurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce bir harita çizmeli belkide. Şehirleri, ovaları, dağları isimlendirmeli. Sonra şehri, mahallelerini, önemli yerlerini. Zaman dilimini belirlemeli. LOTR ortaçağda geçiyorken buharlı trenleri ve komik arabalarıyla Harry sanki 1950lerde yaşanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra karakterler ve özellikleri belirlenmeli. En sonunda da hikayeyi çizmeli. Hayal gücü kadar sistemli çalışmak ta fayda verebilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne olursa olsun insanın ara sıra hayal gücünü yoklaması gerektiğini düşünüyorum. Belki de geleceğin en çok okunan kitapları bu satıları okuyan birinin klavyesinden dökülecek. Birşeyler denemekte fayda var, yazmalı.. Tipler olarak biz de bir fantastik hikayeye başlayacaktık bu blogtan. İlk adımı atacak arkadaşıma hatırlatma kabilinden duyrulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112195512468912504?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112195512468912504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112195512468912504&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112195512468912504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112195512468912504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/fantastik-dnyann-dayanlmaz-cazibesi.html' title='Fantastik dünyanın dayanılmaz cazibesi'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112189492053838123</id><published>2005-07-21T00:10:00.000+03:00</published><updated>2005-07-21T00:28:40.546+03:00</updated><title type='text'>Bir Özlemdir Kahvaltı</title><content type='html'>&lt;a href="mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 3px; CURSOR: hand; HEIGHT: 12px" height="366" alt="" src="mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/kahvalti_keyfi_resim_32.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/kahvalti_keyfi_resim_32.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nedir kahvaltı? En son ne zaman yaptınız? Böyle bir alışkanlığınız var mı? Evet bir özlemdir kahvaltı.. açık bir çay, kızarmış ekmekler, peynir, zeytin, domates.... Hayalleri süsleyen bir olay, bir andır kahvaltı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerin birleştiği, büyüdüğü, keyiflerin doruklara çıkıp muhabbetin sebebidir kahvaltı.. İştahları açan, vazgeçilmesi zor, bitmesini istemediğiniz anlardır kahvaltı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özel an için bir de özel bir gün vardırki.. o kahvaltı kavramını bambaşka bir boyuta taşır.. Evet pazar kahvaltılarından bahsediyorum.. Sizleri bilmiyorum ama ben kahvaltıya hasret ve hep pazarları bekleyen gurbette kalmış aşıklar gibi pazara kadar hasret türküleri söyleyen aç bir maşukum:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere bir kahvaltıyı güzel yapan iyi bir çay, taze bir ekmek, iyi bir peynirdir.. Ve tabiki çeşidin çok olması.. O pazar sabahlarının sofranın zenginliği ilk olarak insanı bir anda bu dünyadan koparıp bambaşka alemlere götürür..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bu kadar önemlidir dersiniz.. Ben söyliyim.. Çalışma temposunun arttığı yaşamda insanın kendine böylesi bir vakti ayırma olsılığı iyice düşüyor.. Ama pazar gününün sabahı tüm aile fertleriyle bir arada güzel bir sofrada toplanmak bir anda kahvaltı olayını özel ve vazgeçilmez yapıyor.. Belki hergün düzenli kahvaltı edebilseydik bu kadar özel olmayacaktı.. Ama herşeye rağman keyifli ve sevgili dolu pazar kahvaltıları özlenecek bir kavram bence..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta bu konu ile ilgili insanlar programlar bile yapar.. Pazar kahvaltısını şurada yapalım, doğayla içiçe olalım gibi planlarla bir özveri gösterirler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltı kahvaltı kahvaltı... gelin bu pazar.. saat 10 gibi kalkalım.. süper bir sofra hazırlayalım.. Mümkünse balkona açık havada.. ve hepberaber.. sevdiğimiz insanlarla bu doyumsuz anı paylaşalım ve bu keyfin son zerresine kadar tadını çıkaralım.. offf pazara kaç gün var ya:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112189492053838123?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112189492053838123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112189492053838123&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112189492053838123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112189492053838123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/bir-zlemdir-kahvalt.html' title='Bir Özlemdir Kahvaltı'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112180602208292468</id><published>2005-07-19T23:17:00.000+03:00</published><updated>2005-07-19T23:47:02.096+03:00</updated><title type='text'>Tüyden Kıla Bir Gerçek</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/biyik.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/biyik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İstenmeyen tüylerden kurtumanın 5 temel esasını 10 altın kuralla 3 kilit ders olarak  bir nefeste size aktarıcam:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstenmeyen tüylerin tanımı; beklenmedik veya istenmeyen bir yerde çıkan tüylerdir..  Birde beklenenden çok olması durumunda bu duygular hasıl olur.. Mesela bunlar için çözüm sunarlar değil mi? Nedir bunlar.. mesela bilinçsiz vatandaş vurur jileti. Haliyle tüyler kıla dönüşür.. Dertlerde kılla beraber büyür.. artık şikayetimiz istenmeyen kıllar halini allır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzman amcalar bu konuda çeşitli kremler v.b. kimyasallar ile çözümler bulmuşardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunun gibi istenmeyen insanlar vardır hayatımızda, Neden istemediğimiz bellidir kendimizce. yıldızlar barışmaz bir türlü.. Nasıl bir şeydirki yıldız barışması..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani derler ya herkesin yıldızı vardır diye.. İnsan ölünce kayarmış.. Vey deriz ya her yıldız kaydığında bir kişi daha adres değiştirdi diye.. İyi hoşta nasıl barışır yıldızlar birbiriyle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstemediğimiz insanlara duyduğumuz bu duygunun temelinde istenmeyen yerlerde veya beklenmedik yerlerde bu tarz insanların görünmesi ve davranışlarına maruz kalınmasıyla şekillenir duygularımız.. Ve jileti alıp vurma gibi zannımızca kökten çözüm olan keskin bir ifade ile duygularımızı elemanın yüzüne haykırırız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası mı? Tabiki istenmeyen tüyler kıl olmuştur artık:) Gıcık diye nitelendirdiğimiz şahıs artık tam bir kıldır sizin gözünüzde.. Onu bu hale getiren sizin ona duydugunuz duyguları belli etmenizden başka birşey değildir.. Jileti vurduktan sonra her zaman bir sıfır malupsunuz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm nedir sizce? Durun ben söyliyim.. İlk olarak tüylere hiçbir zaman önem vermeyin.. siz onları farkettiğiniz andan itibaren onlar kendi farkına varırlar.. yanlış hareket ederseniz kıllaşırlar. Tek yapılacak şey. onları farkettiğiniz çaktırmadan hayata devam etmektir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda düzenli kullanımlarda Philips in başarılı makinaları var.. Birde kıl tiplere kıl olmak gibi bir durum varki bu bambaşka bir ruh halidir.. Bunu başka bahara bıralım isterseniz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılsız, tüysüz günler diliyorum..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112180602208292468?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112180602208292468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112180602208292468&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112180602208292468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112180602208292468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/tyden-kla-bir-gerek.html' title='Tüyden Kıla Bir Gerçek'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112163616207118661</id><published>2005-07-17T23:49:00.000+03:00</published><updated>2005-07-18T00:36:02.096+03:00</updated><title type='text'>Kalıcı İzler</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/10193-1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/10193-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çocuk olmayan yok gibidir.. Yok gibidir ne demek tabiki yoktur.. Ama çocukluğunu yaşayamamış insanlar olurken çocukluğundan kurtulamamış çocuk ruhlu kişilerde vardır hayatta..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinizdeki çocuğu öldürmeyin derlerken içinizdeki trafik canavarınıda uyandırmayın derler.. Yani hem çocuk ölmeyecek hemde canavar uyuyacak.. Bunun ne kadar kolay veya zor olduğunu hepimiz hissetmişizdir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk dönemi büyüdüğümüzde bazı korkularımızın arzularımızın alışkanlıklarımızın temelini oluşturuyor.. Bilinç altına o zamanlardan yerleşmiş bir korku büyüdüğümüzdede devam eder.. Bu meseleler uzmanların çocukluğa inmekle tesbit edip tedavi ettiği durumlardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hayatında bu kadar önemli olan bir dönemde kendi irademizle değil anne-babamızın yönlendirilmeleriyle şekilleriniriz.  Ve son 10 yılın çocuk psikolojisinde en etkili dış etken....... (lütfen hep beraber söyleyelim). TELEVİZYON..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamlarla çocuğun ilgisini çeken çizgi filmle kendine bağlayan, klip ve şarkılarla balıyıcılığını sağlayıp eğlence dünyasıylada hedeflerini etkileyen bir dış etken.. Tabiki herşeyde olduğu gibi zararlı ve faydalı yönleri var TV nin. Peki biz yetişkinler ne kadar TV izliyoruz sizce.. Ortalama kaç saat harcıyoruz. Harcadığımız saatlerin ne kadarını gelişim için ne kadarını eğlence için kullanıyoruz.. Aslında bunu çokta kontrol altına alan yok.. Ama hiç yok değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep duyduğumuz klasik istatikler vardır. gunde 4 saat TV seyreden bir adam 60 yıllık hayatının 10 senesini kesintisiz TV başında geçiriyor denir.. Peki biz bu kadar kontrolsüz iken çocuklarımız konusunda ne kadar bilinçli ve kontrollu davranıyoruz.. Tabiki hiç.  Ama istisnalar var tabiki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk programlarına dikkat ediyoruz. (pokemon himan vb.) Dünyayı ele geçirmeye karşı kötü güçleri yok eden kahramanların işlendiği çizgi flimler.. Ve geçen sene gazetelerdeki bir haber ben pokemonum diyip balkondan kendini atan bir çocuk.. Korkunç bir olay tek kelime ile..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nasıl olmalı? Bu işin bencesi; çocuklar çok az TV seyredecek o kadar.. Tamamen yasaklama eyilimi arttırırken bütünüyle serbest bırakma çocuğu tanınmaz bir hale sokabilir.. 1 veya 2 saat yeter.. Bununda özel hazırlanan eğitim cd leri çoğunluğunu oluşturmalıdır.. paylaşmak, sevmek, saygı, merhamet etmek gibi şeylerin işlendiği çizgi filmler.. sonrası birebir ilgilenme oyun vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu konuda tembeliz. Çocuk oyalansın diye açıyoruz TV yi biz işimiz yaparken o da boş belleği ıvır zıvırla dolduruyor ve kriterler oluşturuyor kendince..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben derim ki, TV çocuğu diyip &lt;em&gt;''amanın herşeyi biliyor herşeyden anlıyor felaket zamane çocukları''&lt;/em&gt; gibi saçma bir gurur içine giren anne babalara seleniyorum:P çocuğun bilmesi gerektiğinden fazla veya gereksiz şeyler sizde gurur değil endişe oluşturmalı.. Bunlar çocuğunuzda kalıcı ve yanlış kriterler oluşturacaktır. Haberiniz ola.. Bakın İsmet e yazık değil mi. Kudurmuş adam Allah bilir çocukluğu nasıl geçti. Öğrenmek için çocukluğuna inmek lazım.. Ben inip geleyim. Görüşürüz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112163616207118661?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112163616207118661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112163616207118661&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112163616207118661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112163616207118661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/kalc-izler.html' title='Kalıcı İzler'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112132943169830685</id><published>2005-07-14T10:45:00.000+03:00</published><updated>2005-07-14T11:23:51.703+03:00</updated><title type='text'>Cin Aliler, Zihni Sinirler</title><content type='html'>Milletimizin güçlü yönleri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cin fikirlilik; Kestirme (shortcut) yollar geliştirmek, esnemek/esnetmek,&lt;br /&gt;Bir işe Türk gibi başlayabilmek; duygusallık (kolay gaza gelmek),&lt;br /&gt;Akdenizlilik; tembellik (yaratıcılık)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aklıma gelenler bunlar. Dünya ekonomisi ciddi bir yavaşlama içerisindeyken ihracat rakamlarımızın nasıl sürekli yükseliyor olduğu sorusuna cevap belki de yukarıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de ihracat rakamlarından bana ne demeyin lütfen. Dünya'da zengin olmanın yolu ihracattan geçiyor. Siz de Türkiyeli (Türk, Kürt, Laz vs.) olduğunuza ve zengin olmak istediğinize göre yukarıdaki özelliklerinizden yola çıkarak size bir yol haritası çizelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce size parlak bir fikir lazım. Bunun için çevrenize bakın yeter. İki örnek vereceğim;&lt;br /&gt;Antalyada bir arkadaş ota çimene bakarken yahu memlekette ne çok ot çeşidi var bunu isteyen birileri mutlaka vardır diyor. Otları inceliyor, sınıflandırıyor, nelerin çok çıktığını görüyor, soruyor. Derken internet sayesinde yurtdışındaki talepleri inceliyor. Kendi satış taleplerini bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanamıyor, ota çimene yurtdışından talep var. Hemen yöredeki teyzelere, bacılara toplatıyor. KOBİ kredisi alıp küçük bir iş yeri kuruyor. Paketleyip satıyor. Bugün milyon dolar cirolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arkadaşta İngilterede okurken Brezilyalıların üzerindeki nazar boncuklarına yoğun ilgi gösterdiğine şahit oluyor. Türkiye'den getirtip ufak ufak arkadaşlarına satmaya başlıyor. Mezun olunca Brezilyaya gidip orada bir küçük yer açıyor. Artık Türkiye'den aldığı nazar boncuğu miktarı her partide 200 bin dolarlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrenizde size çok doğal gelen farketmediğiniz ama diğer insanlara satabileceğimiz o kadar çok şey var ki. Biraz cin fikirliliğinizi kullanın, Türk gibi başlayın, yaratıcı olun. İnanın kendi işinize sahip olduğunuzda alacağınız keyif ve kazanacağınız para şu an bulunduğunuz konumdan on kat fazla olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkenin her yıl mezun olan binlerce beyaz yakalıya değil, girişimciye ihtiyacı var.&lt;br /&gt;Hem kaybedecek neyiniz var?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112132943169830685?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112132943169830685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112132943169830685&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112132943169830685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112132943169830685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/cin-aliler-zihni-sinirler.html' title='Cin Aliler, Zihni Sinirler'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112128847598476708</id><published>2005-07-13T23:25:00.000+03:00</published><updated>2005-07-14T00:01:16.010+03:00</updated><title type='text'>Ben Bir Hıyarım</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/domatesminik.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/domatesminik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hatt-ı mübas nokta-i temasta nusvu kutra amuddur.. İşte böyle arkadaşlar bugün manidar bi o kadarda havadar bir sözle başlayayım dedim.. İyi yapmışım dimi?  Peki nedemek bu diye merak edenler olabilir aramızda.. Belki sayıları çok az bile olsa açıklamayı vatani ve nebati görev biliyorum.. Derki; teğet çizgisine temas ettiği noktada yarı çap diktir.. Bu geometriden nefret edicek arkadaşların hatırlaması mumkun olmayan çemberlerle ilgili bir kural.  Peki ne alaka bugün konumuz geometri mi? Hayır? Antropoloji mi? Hayır? O zaman ne? tabiki sebzeler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Gibiyim demicem ilk tepki yakınımdaki bir canlıdan geldi:) Sebep şuki; bu sebze konusu aslında derin bi o kadarda vahim bir konu.. Onun için konunun ortasına girmeyip kenarından dolaşacaz.. Yani teğet olayı.. Ozaman ne olcak, yarıçap konumuza dikleşecek:P Bunun ne gibi zararı olur bilemiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi herkesin bildiği gibi her sebzelerin birer karakteri vardır.. Biliyorsunuz dimi? Neyse irdeleyeceğimiz konu veya soru şu: ''kendinizi bir sebzeye benzetecek olsanız ne olurdunuz? '' Bu soru öyle yabana atılacak bir soru değil.. Söyliyeceğiniz sebze sizin hakkınızda bir çok ip ucunu verecektir.. Gülenler var gibi.. Gülmeyin lütfen.. Bu konu karekter tesbitinde ciddi bir aşamadır.. Buna kayıtsız kalamayız.. Onun için kayıt olduk:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok sebze var renkleriyle tatlarıyla, çiğ yenilen pişirilmesi gereken vs. mesela siz bir patlıcan olmayı kendinize uygun gördüyseniz diyebilirizki siz biraz paraya önem veren, arkadaşlığa değer verip zaman zaman kırıcı tepkiler verebilen ve dolması güzel olan birisiniz.. Diğer yandan bir lahana olmak size mantıklı geliyorsa iç dünyası geniş.. kendine yetebilen, değişken bir yüzü olan, sakin bir insansız diyebiliirz mi? Hayır biz diyemeyiz derse derse uzmanlar der..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğünüz gibi kişiye ve topluma hiçbir faydası olmayan saçama sapansı bir yaklaşım söz konusu.. Yaw kim bunları ciddiye alıp cevap veriyor kardeşim.. Çıksınlar adam gibi söylesinler..  Bu arada iki yüzlü kişilerin seçtikleri sebzelerde ihtimal hormonlu sera sebzesidir diye realist bir yorum apıyorum..  Bununla beraber kendini dometes olarak tanımlayan birinide blogumda ünlü yaptım.. Ama görüyorsunuz kendini tamamıyle ele vermiş.. :) Uzmanların avcunun içinde:) Birde unutmadan kim engin-ar ise çıksın ortaya...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112128847598476708?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112128847598476708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112128847598476708&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112128847598476708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112128847598476708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/ben-bir-hyarm.html' title='Ben Bir Hıyarım'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112124792424602492</id><published>2005-07-13T12:35:00.000+03:00</published><updated>2005-07-13T12:45:24.253+03:00</updated><title type='text'>Yurtdışında İş İmkanları</title><content type='html'>Beyin göçünü tetikleyen insan olarak suçlanmaktan korkuyorum ama yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok kalifiye insanın mevcut işlerinde harcandıklarını düşünüyorum. Akıllı bir insansınız, yabancı dil biliyorsunuz, yeniliğe açıksınız, enerjiksiniz. Yani gelişmiş ülkelerde (unutmayın biz "gelişmekte olan" ülke sayılıyoruz, kimse alınmasın) çalışanlardan hiçbir eksiğiniz yok. Hatta fazlanız var. Ama işyerinizdeyken içinizde bir sıkıntı var. Size olması gereken değeri politik nedenlerde vermediklerini düşünüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde yurtdışında binlerce insan en iyi geleceği vadeden işlerde çalışmak için ülkeden ülkeye gezerken siz neden hala buradasınız? İnternet sayesinde yurtdışında kariyer fırsatlarını yakalamak çok kolaylaştı. Yapmanız gereken &lt;a href="http://www.monster.com"&gt;www.monster.com&lt;/a&gt; dan sizin için uygun olduğunu düşündüğünüz bir ülke seçmek ve "sizi açacağına" inandığınız pozisyonlara başvurmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür iş ilanları veren firmaların çoğunun başka ülkelerden yapılan başvurularda yol masraflarını karşıladığını biliyor muydunuz? Yurtdışında bir firmada çalışmış olmak Türkiye'ye dönmeyi düşündüğünüzde de sizin için daha önce kapalı duran tüm kapıları açacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofiste oturmuş düşünüyorken bu tür bir İK sitesi üzerinden başvuru yapıp Yahoo'nun Avrupa bölgesi finans sorumluluğuna kabul edilen birinin ropörtajını okumuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmiş ülkelerde sağlam Türk lobileri kurmak ta ancak başka ülkelere yelken açacak yetenekli insanlarımızla sağlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş yerinizden memnun değilseniz hayatınızda sıra dışı birşey yapın.&lt;br /&gt;Yurtdışını da düşünün. Biraz googlelayarak ile hemen birçok ik portalı bulabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112124792424602492?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112124792424602492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112124792424602492&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112124792424602492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112124792424602492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/yurtdnda-i-imkanlar.html' title='Yurtdışında İş İmkanları'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112120615341890514</id><published>2005-07-13T00:18:00.000+03:00</published><updated>2005-07-13T01:09:13.426+03:00</updated><title type='text'>''Hayır'' lı Olsun</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/m11.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 181px; CURSOR: hand; HEIGHT: 101px" height="107" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/m11.jpg" width="181" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;                                 &lt;br /&gt; Tartışmanın kan basıncını arttırdığı ve insanı kızdırdığı için kalp krizi riskini arttırabileceğini söylüyor uzman amcalar.. Onlar söylüyorsa doğrudur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartışmanın temelinde karşı taraftakini ikna etmekmi yatıyor yoksa onu milletin gözü önünde rezil etmeye çalışmak mı? Kardeşim güzelce anlaşmak varken ne bu tantana.. Bir kere ben görmedim ikna olmuş bir şekilde biten bir tartışma:) Çünkü yok birşey.. kabullenmek bir yenilgidir bizim milletin gözünde.. Onun için tartışmalarda amaç doğru olanı tespit etmek ve onu desteklemekten çıkmış doğru benim dilğimdire dönüşmüş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle iken telefunken.. Çok önemli konuları tartışmanın sakıncası dikkat çekiyor.. İşin aslında neyi niçin ve nasıl tartışmayı tutturamayan bir toplumuz.. Bende bazen bakıyorum ki saçama sapan bir konumda küçükte olsa tartışıyorum.. Bence şöyle olmalı. bir kere bu konuda benim dediğim doğru olmasa ne kaybederim.. Hayatımdan ne eksilir.. Bu noktada tartışmaya değer mi değmez mi tesbit edip ona göre konuşmalı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde tartışmaya karşı olduğumu söyleyebilirim..  Ama söylenecek her zaman iki çift lafım vardır.. Bundan fazlasınıda söylemem..   Peki ne faydası olabilir tartışmanın.. Evet temelde hoş birşey gözükmemesine rağmen faydalarının olduğuna inanıyorum..  Benim gözlemlediğim, mesela hazır cevap yönünü geliştiriyor, stres altında kendini kontrol etmeyi geliştiriyor, hızlı mantık kurmayı, max. odaklanmayı vb. çoğu özelliğin gelişmesinde rol oynuyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi herkes aman ne faydalı bir şeymiş demesin.. Çünkü bu özellikleri edinmek ve geliştirmek için sadece tartışmanız gerekmiyor.. başka şeylerlede bu özellikleri geliştirebilirsiniz.. Ama her mevzuyu karşıdkini ikna etmek olarak algılayan insanların ilişkileri insanı yoruyor, hatta usandırıyor ve bıkkıntımsı bir hiscik veriyor:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarz arkadaşlar hakkında minik bir ip ucu vereyim.. ''Hayır'' diyerek cümleye başlarlar:)  Çünkü onun için sizin söyliyeceğiniz yanlıştır.. En bait konuda bile olsa, bir örnek mi.. İşte buyurun;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Abi müsaitmisin bişey soracaktım?&lt;br /&gt;-HAYIR!!  hımmm ne soracaktın (tabi  merak etti dana yavrusu)&lt;br /&gt;-Analizler hakkında..&lt;br /&gt;-HAYIR.. öğleden sonra gel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir başka dialog;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-merhaba ben ismet&lt;br /&gt;-Hayır! ben cafer&lt;br /&gt;- (ismet şaşkın) ben yemekhaneyi soracaktım?&lt;br /&gt;-Hayır! burdan gidilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüyorsunuz dediğimde nasıl haklıyım.. Bunların hepsi böyle:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112120615341890514?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112120615341890514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112120615341890514&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112120615341890514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112120615341890514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/hayr-l-olsun.html' title='&apos;&apos;Hayır&apos;&apos; lı Olsun'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112111686287327801</id><published>2005-07-11T23:36:00.000+03:00</published><updated>2005-07-12T00:21:02.880+03:00</updated><title type='text'>Kendinizi Unutturabilenlerdenmisiniz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/biristanbulmasali.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/biristanbulmasali.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Size bir konudan bahsedecektim ama bir türlü hatırlayamıyorum.. Hani o halde olduğumuz zaman gıcık oluruz.. söylemek isteriz bir türlü söylemeyiz ya.. Neydi ya o...  Hani yapmadığımız işlerdeki en basit bahanemizdir.. Bişey deriz.. neydi o.. Gerçi hiç kabul görmez bir gerekçedir.. Hatta bazı insanlar bu hallerinden çok çekerler.. Dur dur hatırladım.. Unutkanlık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim bir parçamızmıdır nedir bilmiyorum ama her insan oğlunun başında olan bir durumdur.. Gerçi bazı insn oğullarının başından gitmiyor:) Her insansı etki ve tepki gibi buda normalken herşeyin azı karar çoğu zarar olayı varya o hesap bununda fazlası düşman başına..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirsiniz çok gülme hastalığı bile var.. çok uyuma.. herşeyden korkma.. Bunlarda nşa da normalken her zaman olması veya zamansız olması hastalık mührünü bir anda basar.. Peki neden unutur insan.. Aslında bunun çok sebebi olduğunu söylüyor uzman amcalar..  Kafası çok meşgul olup planlı olmayan inanlar, odaklanma eksikliği olan insanlar, önemseyememe rahatsızlığına kapılış insan yavruları.. Belki çok daha sebebi olabilir ama bizene diyerek kısa kesiyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi böyle bir rahatsızlığı olan biri varmı yakınlarınızda? Benim var.. Her hasta gibi oda rahatsızlığını kabul etmiyor. Hatta kendinin hafızasının yeterli olduğuna öyle bir inanmışki gülmekten çatlarsınız.. Size bir kaç unutma anısını anlatayım.. Bana çukalata alacağını söylemesine rağmen dört dörtlük bir arkadaşın arçelik marka buzdolabında unutup bana çikolatalarımı gtirmediği gibi getirmek üzere giderken cep telefonuu unutmuş.. Bu arada kardeşinin 2 kere hatırlatmasına rağmen fotoğraf makinasını arkadaşın arabasında unuttu.. Şimdi biliyorum unutmadım bıraktım diyecek. Ama hepimiz biliyoruzki unutman için bırakman lazım, elindeki birşeyi unutmak çokta kolay değil. Neyse.. gördüğünüz gibi durum vahim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne yapmalı hatırlamak için.. Aaa bak demek çözümleride var.. Bir kere biz toplum olarak bu unutkanlar güruhunu unutmayıp onları kabullenicez.. Ne kadar tiksinsekte bağrımıza basacaz.. Onlara gerekirse parmaklarına bağlamak için kurdeleler hediye edicez gerekirse para karşılığında onlara bazı şeyleri hatırlatıcaz.. Aslında bu ikincisi çok daha zevkli.. Kandırın bir ara unutkan birini dönün köşeyi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu unutkan kardeşlerimizi hatırlama aşamalarında fotoğraflarını çekin.. Ne kadar şaşkınsal bir salaklık içinde duruyorlar değil mi? Ama yazık öle demeyin.. Üsteki fotoda o enstantanelerden biri olsa gerek.. Ne kadar ünlü olursan ol unutursan böyle olursun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak söyliyeceğim şudur ki; Unutmayın, unutulanlar unutanları asla unu unlarken unuttuklarını nutukla unutururlar mıki''   (Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN) :)) Aman beni unutmayın..&lt;br /&gt;&lt;a href="mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 11px; CURSOR: hand; HEIGHT: 5px" height="76" alt="" src="mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112111686287327801?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112111686287327801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112111686287327801&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112111686287327801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112111686287327801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/kendinizi-unutturabilenlerdenmisiniz.html' title='Kendinizi Unutturabilenlerdenmisiniz?'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112109630515787013</id><published>2005-07-11T17:06:00.002+03:00</published><updated>2005-07-11T18:49:22.590+03:00</updated><title type='text'>Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 3)</title><content type='html'>Ludwigstrasse'ye Odeonsplatz durağında inerek doğrudan ulaşabiliyorsunuz. (Bu arada &lt;a href="http://www.reed.edu/~reyn/Munich.mvv96.gif"&gt;metro haritasını buldum&lt;/a&gt; ayrıca anlattığım tüm bölgelerin panoromik &lt;a href="http://www.stadtpanoramen.de/muenchen/muenchen.html"&gt;fotoğrafları burada&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/13_odeonsplatz.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;Odeonplatz'da yer alan süprizimiz bir heykel. Die Heldherrnhalle. Diğerlerinden farklı olarak bu boyut açısından hayli etkileyici. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/odeonsplatz_05.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Büyük meydana bakan bu heykel genç bir bavyeralı erkek ve yanında bir kadın. Erkek, bavyeranın flamasını elinde sıkıca kavramış. Heykelin bulunduğu kaide doğrudan meydana bakıyor. &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/ode11.jpg" border="0" /&gt;Heykele bakan yön&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/ode2.jpg" border="0" /&gt; Ludwigstrasse (heykel arkamızda) &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bölgeyi panoramik olarak &lt;a href="http://http://www.stadtpanoramen.de/muenchen/odeonsplatz.html"&gt;şuradan&lt;/a&gt; izleyebilirsiniz. Köşede göreceğiniz kafe cumartesi günleri dolup taşıyor. Bu bölgeden iki güzel alana geçiş var. Biri heykelin hemen solunda görülen Residenz ve diğeri bunun hemen yanındaki (cafenin yanı)  sıralar halinde -yanlış hatırlamıyorsam- tamamı ıhlamur ağaçlarıyla dolu bir kafe. İçeri girdiğinizde içeriden duvarlara bakın! Tabi ıhlamur kokusundan kendinize geldiğinizde.&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;Dr. Dosto ve Thomas ile c.tesi burada kahve içip almanların meşhur dondurmalı elmalı turtasından (Apfelbişey..) yemiştik. (Her alman yiyeceği gibi ben bunu da sevmedim)&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Buradan uzanarak Almanya'nın en zenginlerinin mahali Maximillian strasse'ye geçebiliriz. Az ileride. Ortada büyük bir kral heykeli, kenarlarda kafeler ve ucu görünmeyen bir cadde. Aslında ucunda çok ilginç kuleler hayal meyal görünüyor. Tabi beni keşfe itmesi için flu bir görüntü yeterli oldu. Caddede ilerlemeye başladım. Önce ortadaki kral heykelinin yanına ilerledim. Ama ortamda bir gariplik vardı. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bir sonraki yazıda devam edelim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112109630515787013?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112109630515787013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112109630515787013&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112109630515787013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112109630515787013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/mnih-ak-olduum-ehir-blm-3_112109630515787013.html' title='Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 3)'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112108901942204567</id><published>2005-07-11T16:31:00.000+03:00</published><updated>2005-07-11T16:36:59.426+03:00</updated><title type='text'>Ünlülerin Ölümleri</title><content type='html'>Bir ölüm haberi aldığımda genelde pek etkilenmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama televizyonlarda hergün yüzünü gördüğüm biri öldüğünde bir garip hissederim kendimi. Bu benim için ilk Özal ile başladı herhalde. Kemal Sunal, Barış Manço, Üzeyir Garih.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlığına çok alışık olduğum, atmosferimin bir parçası haline gelmiş bir insan öldüğünde hayatımda bir gedik açılır sanki. Bir daha kapanmaz, orası hep eksik kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ölümü kendimden ne kadar uzak gördüğümü düşünürüm. Oyun biter perde kapanır birgün. Ama nasıl? Ne zaman? Sonra ne olacak? Neden?? Bu sorular birbiri ardına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unuturum sonra, hayata tekrar alışırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenan Onuk vefat etmiş. Futbol programlarına hiç aşina olmasam bile eksikliğini hissedeceğim.&lt;br /&gt;Çünkü yüzüne ve sesine alışmıştım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112108901942204567?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112108901942204567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112108901942204567&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112108901942204567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112108901942204567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/nllerin-lmleri.html' title='Ünlülerin Ölümleri'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112102815095662829</id><published>2005-07-10T23:42:00.000+03:00</published><updated>2005-07-10T23:46:42.596+03:00</updated><title type='text'>Londra'da Utanç</title><content type='html'>Televizyonda hangi kanalı açsam hep aynı acı manzara. Bir insanlık suçu Londra?da yaşananlar. Bu suçu el kaide diye bir örgütün yaptığı söyleniyor. Doğru olabilir. Ve bu örgütün Müslüman olduğunu ve Müslümanlık adına bu işi yaptığını söyleniyor işte bunun doğru olma ihtimali yok. Hem de hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben dinini yaşayabilen birisi değilim maalesef. Ama bu dini çok seven ve Müslüman olmaktan gurur duyan birisiyim. Dinimi yaşayamamanın bu gurur duymaya engel olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle şunu rahatlıkla söyleyebilirim, eğer bu el kaide denen insan bozmaları Müslüman ise ben değilim. Bırakın insan olmayı hayvan bile değillerdir. Çünkü aklı olan hayvan olamaz. Yaptıkları ile aklı inkâr ettiği için hayvandan aşağı olur. Ve onlar ile aynı havayı teneffüs etmek bile midemi bulandırıyor. O otobüsten çıkarılan insan cesetlerini gören hangi insan tiksinmezki bunları yapanlardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yahu bu insan. Hangi dinde, ırkta olduğunun ne önemi var. Onu Yaratan ona insan olma şerefini vermiş sen kim oluyorsunda ona zarar veriyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Müslümanlıkta ne Hıristiyanlıkta nede diğer kitap sahibi dinlerde masum,sivil veya asker niteliğinde olmayan bir insanı suçsuz yere öldürmek affedilen bir davranış değildir. Bırakın kitap sahibi dinleri, hiçbir kaynağa dayanmayan sadece insanın kendi gücünün farkına varması, kendi içine dönmesi prensibi ile ortaya çıkan Budizm de bile masum bir insanı katletmeyi en büyük hatalardan birisi olarak görülmüş ve cezalandırılmıştır. Kaldiki bizim dinimizde bir insanı suçsuz yere öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibi görülmüştür. El kaide denen insan bozmaları topluluğu tüm insanlığı defalarca öldürmüştür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112102815095662829?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112102815095662829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112102815095662829&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112102815095662829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112102815095662829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/londrada-utan.html' title='Londra&apos;da Utanç'/><author><name>tipdort</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00103574420716565276</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112089796665273406</id><published>2005-07-09T11:29:00.000+03:00</published><updated>2005-07-09T11:32:46.653+03:00</updated><title type='text'>İstanbul'u dinliyorum tüm duyu organlarım kapalı</title><content type='html'>nedir bu istanbul büyükşehir belediyesinden çektiğimiz, artık tahammül edecek sabır kalmadı her yerde kazı, her yerde yap boz sanki birbirinden habersiz iki belediye çalışıyorda biri yapıyor diğeri burası eski yeniden yapalım diyorlar kadir topbaş hani şu hep mimar oldugunu öne çıkaran varya, istanbul u mahveden grubun imza yetkilisi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamam kardeşim Tayyip Erdoğandan size kadar güzel şeyler yapılmış olabilir ama bunun üzerine yatmaya, mirasyedilik yapmaya, kredimiz var harcarız tavrı takınmaya gerek yokki. hiç düşünmüyormusunuz kazı yaptığınız alanlarda tıkanan hayat akışını, tozda çamurda toplu taşıma araçlarında istif olup trafiğin açılmasını bekleyen size oy veren vermeyen insanları. bu nasıl bir vurdum duymazlık böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;heryerde çalışıyor görüntüsü var biraz dikkatli bakın sanki 2 si çalışıyorsa 3 ü dolaşıyor etrafta hepsi dikkat çeken turuncu iş elbiseleri giydiği için siz aldanıyorsunuz çalışıyorlar diye. sadece etrafta manuel olarak çöp toplayan gruplara bakın. metrekaraye 3 işçi düşüyor. omuz omuza çöp topluyorlar ben bu çalışanlara kızmıyorum. ve kötü niyetli olduklarınıda sanmıyorum. Asıl bunlara çalışma düzeni getirmeyen yönetimde suç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahsettiğim sıkıntılıları en bariz, ayyukaya çıkmış halde görmek mi istiyorsunuz Edirnekapı- Habibler hafif metro inşatını gidin. Savaş alanı gibi. İnanın bana o yoldan bir daha yolculuk yapmak istemessiniz. Her taraf kaos için her gün min. bir kaza oluyor. Bu stressten bunalan şoförler birbirine giriyor insanlar işe giderkende gelirkende negatif enerji ile fulleniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sayın topbaş sadece bir kez edirnekapıdan habiblere özel araç veya toplu taşıma araçları ile birkezcik olsun yolculuk yapsın bakalım rahat oturacak mı koltugundan bence yine oturur. rahazsız olacak duyarlı bir belediye başkanı olsaydı uzaktan görmeside yeterli idi bu savaş meydanını. yahu yok mu belediyenin erken seçimi. yada bu yönetimi değiştirecek yetkili merci. bırakın gidin diyeceğim ama onu da yapmassınız.&lt;br /&gt;Bilmiyorum bu blogu takip ediyormu Başbakan ama ben yinede yazacağım.&lt;br /&gt;Lütfen Sayın Başbakan çok sevdiğin İstanbul ve insanı kan ağlıyor. bişeyler yapsan geç olmadan çok iyi olacak. yoksa çok geç olacak&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112089796665273406?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112089796665273406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112089796665273406&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112089796665273406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112089796665273406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/istanbulu-dinliyorum-tm-duyu-organlarm.html' title='İstanbul&apos;u dinliyorum tüm duyu organlarım kapalı'/><author><name>tipdort</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00103574420716565276</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112077396886841938</id><published>2005-07-08T00:26:00.000+03:00</published><updated>2005-07-08T01:06:08.876+03:00</updated><title type='text'>Bir Aşk....Acısız Lütfen!</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/ajda_pekkan__diva.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/ajda_pekkan__diva.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 3px; CURSOR: hand; HEIGHT: 2px" height="154" alt="" src="mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Padişaım çok yaşa... Ne kadar çok bağırsakta yaşatamadık hiç birini..  Demek boşuna bağırmışız veya bağırmışlar.. Biz bağırmadık.. İnan ben bağırmadım.. Hatta ben susun padişahı uyandıracaksınız dedim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ne lezzet tez kellesi vurula. Cümlesini tam vurguda söyleyemeyen padişah olamaz.. Olsada tahtta az kalır.. Ama bu şu demek midir.. Tahtta az kalan padişahlar bunu söyleyemedi.. Tabiki hayır.. Çeşitli sebeplerden dolayı indiler veya indirildiler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başından o kadar olaylar geçmesine rağmen büyük bir çınar gibi 600 yılda anca bitti.. Bu sonu hızlandırmak için neler yapılmadıki.. İçten fetih planları ve niceleri.. Bizim bugun ele alacağımız padişahların aşk hayatı.. Biraz garip ama şunu merak ediyorum.. Bu kadar buyuk devletleri yöneten savaştan savaşa koşan.. heybetli ve otoritesiyle devletleri sarsan insanlar bir kadın karşısında sevgilileri karşısında ne durumda oluyordurki.. Sizce hiç aşk acısı çekiyorlar mıydı? Devleti yıkmak için gelen kadınlar kendilerine padişahı aşık edip acı çektiriyorlar mıydı sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin aslında garip bir boyutu bu tarz karizması olan insanların bu yönleri her zaman merakımı celbetmiştir.. Konu padişah olunca ağızda kayıyor haliyle celbetmek felan.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi biz kitaplardan derslerden biliyoruz.. Ve genelde devlet bazında bahsediliyor.. Kişisel anlamda çok detaylı padişahlar hakkında aktarımlar yapan az kaynak var.. Gerçi padişahın aşk acısı çekmesi ne kadar mahrem bir konu olsada halkım ben merak ederim.. Mesela padişaha naz yapan, kur yapan ne biliyim ona herkes haşmet meab sultanım derken odaya girdiğinde eşinden ''pıtıcık gel yanıma'' gibi bir ifade duyuyormuydu acaba.. Veya sevgilisinden fırça yiyormuydu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana sorarsanız bunların hepsi oluyordu ve alabildiğine dogal.. Ve bence ciddi aşk acılarıda çektiler.. Mesela bir padişahımızın şu şiiri bize ip ucu veriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan&lt;br /&gt; Bir gözleri ahuya meftun etti beni felek''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet aslanların kendisinin heybetinden çok korkmalarına rağmen bir ahu gözlüye aşık olduğunu anlatmış.. Yanılmıyorsam Yavuz Sultan Suleyman..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama belli etmemeyi bilmişler acılarını kalplerine gömmüşler ve konumlarının gerektiğini yapmaya çalışmışlar.. Belkide bazılarının genç ölmesi aşk acısından idi.. Şimdi diyeceksiniz iyi hoşta Ajda Pekkan ne alaka:) Konuyla ilgisi şu yonden varki, bir kere aşk hayatını canlı tutmaya çalışan bir tarihtir kendisi.. sanatına söz yok.. ama çok aşk acısı çektiği kanaatindeyim.. Okadar yaşamışlığın yanında acılarıyla yalnız bir hayat bana acıma hissi veriyor.. onada popun kraliçesi diyolar.. hani tarih, padişah, kraliça aşk, acı falan diyince aklıma o geldi.. Ben çağırmadım inanın o geldi ben ne yapayim..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112077396886841938?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112077396886841938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112077396886841938&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112077396886841938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112077396886841938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/bir-akacsz-ltfen.html' title='Bir Aşk....Acısız Lütfen!'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112073118213498640</id><published>2005-07-07T12:55:00.000+03:00</published><updated>2005-07-07T13:42:35.483+03:00</updated><title type='text'>Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 2)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/karlstor.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/karlstor.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/1600/1351114-Marianplatz-Munich.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4800/1130/320/1351114-Marianplatz-Munich.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çok uzun ve güzel bir ikinci yazı yazmıştım ama internet explorerin kurbanı oldu. Bu post'u sevgili ve biricik firefox ile yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuğumuzda Marianplatz'da kalmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölgeyle ilk tanışmam bir yemek sayesinde oldu. İlk gün yemeği firma yakınlarında bir İtalyan restoranında departmanımın global op. sorumlusu ve yardımcısıyla yedikten sonra ikinci gün yemeğe çıkarma sırası oldukça tipik bir gelenekçi Alman olan Dr. Richter ile oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karlzplatzdan Marianplatz'a doğru ilerlerken sağda büyükçe eski bir restoran var. Adı Augustiner. Dr. Richter bana buranın en geleneksel Alman yemeklerini bulabileceğimizi söyledi. Yaz olması nedeniyle ve havaların sıcaklığından meydanın önemli bir bölümü çevredeki cafe ve restoranların sandalyeleriyle dolu. Ama Augustiner ayrı bir yoğunluğa sahip olmasıyla dikkat çekiyor. Taş duvarlardan girişi üzerine adı kazınmış. Önce içeri girdik, ahşap ve loş bir ortam. Heryerde Alman kültürüne ait heykelcikler vs. Garson kadınlar geleneksel Alman kıyafeti içerisinde. Oradan arka bahçeye çıktık. Benim için tam bir şok. Bursa'nın koza hanı gibi heryanı binanın duvarlarıyla kapalı. Ama içerisi tıka basa insan dolu. Yüzlerce insan. Kahkahalar konuşmalar. Bir gürültü ki sormayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturduk. İrice Yunan tipli ve gülümsemesindeki sahtelik gün gibi ortada biri siparişlerimizi almak için yanımıza geldi. Ne tavsiye edersiniz dedim, Richterin cevabı ördek oldu. Buranın en geleneksel yemeklerinden biridir dedi. Tamam dedim. Ben balık alacağım dedi. Siparişler geldiğinde tabağımda dev bir ördek duruyordu. Üstelik sert ve tatsız. Yanında bir salata. İçinde ne var emin değilim ama sosu rezaletti. Bizimki usulca balığını yerken (tatlı su balıklarını sevmem) ben yemeğimin ucundan alıp bitirdim. Yanında Almanların klasik çubuk krakerin kalınından yapılmış ekmeklerinden veriyorlar. Güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binanın duvarlarında hristiyanlığa ait mozaikten yapılmış gravürler vardı. Bana binanın bira imalathanesi olduğunu söyledi. St. Augustine her ay bir gün tuttukları orucu kolay geçirebilmek için bol kalorili bir içecek imal etmek için çalışırken birayı bulmuş. Bira bizim için kutsal ve geleneksel bir içecektir dedi. Sizin dininizde içki neden haram sorusuyla birlikte madem yasak bazı müslümanlar neden içki içiyor sorularını yöneltti. Bende konunun uzmanı olmadığımı ama temelinde insanın kendi vücuduna zarar vermesini engellemek ve dinin değer verdiği aklın devreden çıkarılmasının kötü sonuçları nedeniyle olduğunu ve herkesin kendi iradesi ile bu yasağa uyup uymama kararı aldığı ve kişi bağlayacağı düşüncelerimden bahsettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç bir insan. Düzenli bir aile hayatı ve iki kızı var. Bana tüketim toplumunun özgürlük adına insanı kendi isteklerinin kölesi yaptığından bahsetti. Almanların kendilerini kritik etmeleri ilk rastladığım birşey değil. Hep böyleler. Derin muhabbetimiz devam ederken ben bir yandan 1500'lü yıllarda yapılmış bu binayı inceliyordum. Yemek sonunda hesap sanıyorum 42 Euroydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıktığınızda İstiklal caddesi tadındaki kalabalığın yanı sıra eski, büyük ve heybetli kiliseler ile bunların etrafını saran heykeller dikkatinizi çekiyor. Heykeller çok detaylı. Pek çoğunu uzun uzun inceledim. En favorilerimden biri bir meleğin şeytanı öldürdüğü sahneyi tasvir edendi. Kas detayları ve anlatımın gerçekçiliği insanı dehşete düşürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydan boyunca en dikkat çeken şeylerden biri de sadece Marianplatz'da gördüğüm dilenciler oldu. Her çıkışımda en az 4-5 dilenci ile karşılaştım. Ama bu arkadaşlara dilenci diyerek kendilerini alçaltmayalım. Başka bir isim bulmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedeni metotları. Mesela size birinden bahsedeyim. Ekip halinde para diliyorlar; 3 keman, 1 viyolonsel ve 1 flüt. Oda orkestrası şeklinde mükemmel eserler icra ediyorlar. Marianplatzın en sevdiğim yönlerinden biri bunlar oldu. Yolda sallana sallana yürürken bir anda arkanızda canlı performans vivaldi 4 mevsim dinliyorsunuz. Bazen saksafon, akordiyon hatta bir çeşit piyano çalan bile vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka ilginç dilenme metodu ise heykel taklidi yapan arkadaşlar. Boyları 2.5 metre civarında ve üzerlerine geleneksel kıyafetler giyip yüzlerini bronz rengine boyamışlar. İlk gördüğümde birini heykel sanmıştım bir anda gözlerini açıp bana baktığımda neler hissettim tahmin edin. Çocukların favorisi bunlar. Ayrıca bazen palyaçoların gösterileri de oluyor. Her an karşınıza bir süpriz çıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marianplatz üzerinde bir elektronik mağazası da var. Conrad'dı adı sanıyorum. Türkiye'de bulamadığım Sennheiser kulaklık modellerini orada buldum. Fiyatı ucuz değil. Orta halli. Ayrıca karstadt mağazası da var. Geldiğimiz istikamette sola dönüp ilerlediğinizde çeşitli giyecek mağazalarıyla dolu bir yolda buluyorsunuz kendinizi. Sağınızda ise yine tarihi binalar mevcut. Örneğin bunlardan ilki Ratzkiller gibi bir isme sahipti. Münihin ortaçağ dönemlerinde farelerini avlayan biri diye düşündüm. Binanın ortasında ise bir cafe var. Loş bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka bina ise üzerinde 100'den fazla heykelciğin bulunduğu bir konaktı. Oturup incelemeye kalksanız bir saatiniz gider. Çok ilginç figürler, insanlar, hayvanlar her katta her camın önünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrı bir ilginçlik ise heryerde karşınıza çıkan 1.5 metre boyunda ve 1 metre uzunluğunda aslan heykelleri. Bavyera eyaletinin simgesi olan bu aslanlar aynı yüz ve vücut yapısında ama farklı formlarda. Mesela bir kafenin önünde duran iki ayağı üzerinde elinde bir bardak tutmuş üzerinde "I love Munich" yazan bir tişört giymişken diğerleri renkten renge boyanmış. Ayrı kişilikler katılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En hoşuma giden ise polis binasının kapısındaki iki dişi aslandı. Kızdırılmış ve saldırgan yüz ifadesiyle bir pençesini uzatmış. Sanki kızdırıldıkları bir sopayı tutmaya çalışıyor gibi. Çok vahşi ve gerçekçiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun sonunda sarı renkli fraukirschen'i (Kadınlar kilisesi) geçtiğinizde ise en favori mekanlarımdan biri sizi güzel bir süprizle birlikte karşılıyor. Koca bir meydan ve Ludwigstrasse. Bunun yanında tabiki Maximillianstrasse, English garden, Deutsche museum, Olimpik kule, BMW binası ve diğer dikkatimi çekenlerden daha sonraki yazımda bahsedeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112073118213498640?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112073118213498640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112073118213498640&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112073118213498640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112073118213498640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/mnih-ak-olduum-ehir-blm-2.html' title='Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 2)'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112068737174388412</id><published>2005-07-06T23:06:00.000+03:00</published><updated>2005-07-07T01:02:51.750+03:00</updated><title type='text'>Hastalıkta, Sağlıkta..</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/1600/wed38.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4685/1130/320/wed38.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mesafem.blogspot.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 3px; CURSOR: hand; HEIGHT: 12px" height="198" alt="" src="mesafem.blogspot.com" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi dügüne.. Düğüncüyüz.. Nasıl bir tabirse anlayamıyorum.. Tamam biliyoruz ki düğüncü denilen tayfa düğün yapan geniş aile fertleri olsada, benim çok haz alamadığım bir tabir.. Düğüncüyüz biz:) Bnun bir başka çağrışımıda biz düğün yapanlara takarız kafayı abicim yaklaşımının bir ifadesi gibi duruyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünler aslında ilginç anlardır, gunlerdir.. Bu işin iki cephesi var.. Biri evlenenler diğeri eğlenenler.. Temelde evlenelerin mutluluk için bir araya gelinir ama her zaman için eğlenelerin eğlenmelerini sağlamak için genç çiftlerimiz herkesin tebessümleri arasında çeşitli işkencelere maruz bırakılır.. Herkese hoşgeldini diyip tokalaşmak gibi.. Hele hele sarılmaya çalışan teyzelerle geline gelenler gelir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin hazırlığı ayrı bir zevk olay anı ayrı bir zevk demek istesekte genelin kanaati herbiri ayrı bir işkence olur.. Ama gunun özelliğinden midir nedir genç çiftlerimiz bundanda keyif almaya çalışırlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada her zaman herşey çok guzel olacak telkinleri yapılırken adetlerimizle çiftler bu kararından vazgeçilmek istenircesine çeşitli testvari şeylerle karşılaşır.. Aslında bence olması gereken genç çiftlerin mutluluğu odaklı bir organizasyon olmasına dikkat edilmeli.. Mesela bu konuda çiftler hiç sıkıntıya düşmeden alışverişlerini yapacak.. düğün günü onlar sadece günü idrak etmeye odaklanacaklar.. Ama genelde olan gelinle damat organizasyonun ne kadar merkezinde de görünseler sadece bir parçası olarak kalıyorlar.. gunun tadını çıkartmaktansa görevlerini yapan iki kişi gibiler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve çok duymuşsunuzdur ya herşey çok guzeldi ama ben hiç birşey anlamadım.. Ne zaman anladıklarını ben soyliyim.. Balayında.. Anca kendilerine geliyorlar... Hangi düğüne şahit olduysam (bu şahit sadece görsel katılımcı anlamındadır) gelinle damat eziyet çekiyorlar.. Bi kere gelinin kıyafeti mutlaka problem olur.. Ve gece boyunca damatta bunun gerginliği.. Eğlenenlere gelince çoğu kez bu misyonu üstlendim.. Gerçektende hakkını verdim.. çok harikaydı her seferinde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altını çiziyorum.. Düğün gibi kişi veya kişilere özel günlerin huzur, mutluluk ve ferahlık anlamında ilgili kişiler odaklı olmalarına azami dikkat edilmeli.. Çünkü insanın hayatında bir kere yaşayacağı bir olayı her saniyesini hissederek yaşaması gerektiğine inanıyorum.. Böyle bir günü bir şey anlamadan geçirip kasetten tekrar seyrederken ay ne güzel olmuş demek bana ilginç bir o kadar komik geliyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;''Gelinler ve Damatlar Odalar Birliği Başkanı'' &lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112068737174388412?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112068737174388412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112068737174388412&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112068737174388412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112068737174388412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/hastalkta-salkta.html' title='Hastalıkta, Sağlıkta..'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112063900180095070</id><published>2005-07-06T10:56:00.000+03:00</published><updated>2007-01-13T14:13:53.259+02:00</updated><title type='text'>Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 1)</title><content type='html'>İki haftalık iş programım nedeniyle Almanya'daydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 5 şehrini gezme ve toplam 10 şehre uğrama imkanım oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her biri yemyeşil, tertemiz ve düzenli yapısıyla beni etkilese de aralarında sadece birinden ayrılırken gerçekten üzüldüm, Münih.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münih havaalanı oldukça yüksek ve geniş. Üç katlı ve ferah. Her yer lufthansa'nın bankolarıyla dolu. Havaalanında eşyalarınızı aldıktan sonra danışma ve birçok mağazanın bulunduğu bir bölüme çıkıyorsunuz. Çıkışta sağda bir dizi bilgisayar göreceksiniz. Bunun hemen yanında havaalanı servisleri var. İlk olarak bu servise uğrayıp buradayım maili atmak için bir chip-kart aldım. 15 dakikası 3 euro gibi birşeydi. Kartvizit cd şeklindeki chipkartı bilgisayar yanındaki kutu üzerine tuttuğunuzda okuyor ve internet açılıyor. En büyük handikap bizdeki Y ve Z tuşlarının almanlarda yerlerinin tam ters olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkça Almanya içi görüşmem gerekeceğinden telefonumun roaming'i yerine yerel bir hat almayı tercih ettim. Danışmanın az ilerisindeki telefoncuda sadece pasaportunuzun bir fotokopisini alıp hemen hat veriyorlar. Hat ücreti 25 euro ve içinde 15 euroluk prepaid hakkınız var. T-mobile hattı aldım ve hemen telefonuma taktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkin en çok kafanızı karıştıracak ama sonrasında çok kolay bulacağınız şey metro için bilet. Taksiyle şehrin güneyindeki hotelime 40 euro tutan yol ücreti metro ile 4.40 euro. Metro sistemleri S-Bahn ve U-bahn olarak ikiye ayrılıyor. U sanıyorum underground ve S ise Street in kısatması (Strasse).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havaalanında iki şekilde metro alabilirsiniz. Biri internet ücreti ödediğiniz servisten diğeri ise üzerinde ekranı olan ve bir vending makinesine benzeyen otomatlardan. Bilet ücreti kaç kez hat değiştireceğinize bağlı olarak değişiyor. Örneğin 1 hat ücreti 2.20 euro. Siz mesela önce S2 veya S6 ile merkeze oradan ise aktarmayla U5'e binecekseniz iki zone'luk 4.40 bilet almalısınız. Makinede önce zone sayısını tuşluyorsunuz (Ör. 2) sonra bozuk para veya kağıt 5-10 euro atıp bileti alıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilginç gelebilir, metro sistemlerinde girişte kontrol yok. Kimse biletiniz var mı yok mu bakmıyor. Ama vagonlarda zaman zaman kontrol yapıldığı ve biletsiz olanlara 40-50 euro ceza kesileceği yazıyor (Kontrol falan görmedim ben iki hafta). Almanlar o kadar dürüst ki treni kaçırma pahasına bilet almaya çalışanları gördüm. Üstelik kontrol olmadığını bile bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, havaalanında biletlerinizi aldınız, çıkışta doğru ilerleyin ve S tabelasından yürüyen merdivenlerle aşağı inin. Şehir planına bakın ve 2 trenden sizin için en uygun rotaya sahip olana atlayın. Her tren hauptbahnhof ve ostbahnhof'tan geçiyor. Her alman şehrinde orta yerde bir hauptbahnhof (ana tren istasyonu) var. Buradan ICE'lerle (sonra anlatacağım) diğer şehirlere geçebiliyor veya tren değiştirip istediğiniz her noktaya ulaşabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer acıktıysanız havaalanındaki bir baeckerei (bildiğiniz pastane) dan nefis şeyler alabilirsiniz. Alman restoranları ve yemeklerini hiç sevemediğimden tercihim karlsplatz'ta (stachus diye de geçiyor) rahatça Türk restoranları bulabilirsiniz. (Durakları her istasyondaki kocaman haritadan çok rahat seçebiliyorsunuz, kaybolmak imkansız münihte)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havaalanında S2'ye atlayıp Ostbahnhof'ta indim (Yaklaşık 40 dakika). Zaten havaalanından kalkan S'lerin son durağı. (Son istasyonda our service will be terminated diyor. Duyanda treni imha edecekler sanır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan U5 ile Siemens'in ve hotelimin bulunduğu Neuperlach durağına ulaşabileceğimi gördüm. U5'i ararken ostbahnhof'ta Türk olduğu ve doğulu olduğu her halinden belli bir dönerci arkadaşa kazara Türkçe U5 yerini sordum. Bana Almanca cevap verdi. Anlamıyorum dedi sonra eliyle o istasyonu işaret etti. (Ama anladığı, Türk olduğu, trip yaptığı her halinden belliydi). Durağa indiğimde ferah, temiz, duvarlarına projeksiyon ile haber bültenlerinin yansıtıldığı ve nefis klasik müzik eserleri çalan bir ortamda buldum kendimi. Aradan iki dakika geçti ki eski model ama bakımlı bir tren önümde durdu. Kapısını önündeki kolu çekerek el ile açıyorsun ama pnömatik, yarı otomatik yani. Gerçi bu trenlerden az kalmış. Hepsini en modernleriyle değiştiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya'da metro sistemini çok kullandığımdan ezberlediğim bir kelime "Bitte zurück bleiben". Herhalde lütfen geride durun gibi birşey. Metroya bindiğimde dikkatimi çeken çok sayıda Türkün de bu şehirde yaşadığı oldu. Yanınızda Türkçe konuşan birsürü insan. Durakta indim, hotele yürüdüm (1-2 dk)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster şehrin dışında isterse en merkezinde olsun her yerde bisiklet yolları ve ağaçlar her zaman göreceğiniz şeyler. Birde kuş sesleri tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah erkenden kalkıp güzel bir kahvaltı yaptım. Almanyada olup o çeşit çeşit peynirleri tatmamak olmaz. Bizim gibi çay tiriyakiliği yok. Varsa yoksa pekte sevmediğim kahve. Bolcada meyva suyu. Bizimki gibi doğal, normal su tüketiminin çok az olması bir başka garip yanı. Su istediğinizde restoranlarda dahi derhal maden suyu getiriyorlar. İnsanlar bolca meyva suyu, meşrubat tüketiyor. Birde kahvaltılarda bile çokça yoğurt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofise gittim. Güzel bir oda tahsis etmişler, dizüstü bilgisayarımı kurdum. Önce departmanımın global operasyonlar yöneticisi ve yardımcısıyla kısa bir toplantı. İki haftalık programı ve Türkiye operasyonlarını değerlendirdik. İş detaylarını atlayarak devam ediyorum. İş arkadaşlarımla tanıştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş arkadaşlarımdan yola çıkarak almanların çok kibar ve titiz oldukçarını söyleyebilirim. Üstelik sizin iradenize çok önem veriyorlar bu yüzden sadece nezaket icabı yapmacık hareketler yerine bazen ilgisizlik gibi görünen tavırlar aslında sizin kararlarınızı ve istediklerinizi yapmanızı sağlamak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam küçük bir keşfe çıktım. U5 ile Odeonplatz veya Karlsplatzta inerek şehrin en canlı yerlerine ulaşmanız mümkün. S'ler ile Marianplatz'a da çıkabilirsiniz. Bahsettiğim yerler birbirlerini takip ediyor. Örneğin Karlsplatz'da inerseniz kocaman bir sığ havuz ve fıskiyeler ile karşılaşacaksınız. İnsanlar kenarlarına oturuyor. Karşınızda ise Tor dedikleri kale kapısı ve duvarları var. Kapıların içi yani hisar içi kısmı Münihin en canlı ve tarihi bölümü. Kapıdan içeri devam ettiğinizde çok sayıda kafe, heykeller ve büyük kiliseler ile karşılaşacaksınız. Burası Marianplatz. Pekçok insan yollarda bisikletler ile geziyor. Çocukları için arkada koltukları var. Birçok turist yine bu bölgede. Burayla ilgili anlatacak çok şey var. Agustina mesela. Devam edeceğim..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112063900180095070?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112063900180095070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112063900180095070&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112063900180095070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112063900180095070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/mnih-ak-olduum-ehir-blm-1.html' title='Münih: Aşık olduğum şehir (Bölüm 1)'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112059818244762752</id><published>2005-07-05T23:37:00.000+03:00</published><updated>2005-07-06T00:16:22.470+03:00</updated><title type='text'>Güney Afrika'ya Bakış</title><content type='html'>Dünyadaki tek ülke Türkiye diyenler veya zannedenler yalan söylüyor.. Başka ülkerde var.. Ben gittim gördüm.. Şaka bir yana hazır tipyedinin Almanya gezisi tazeyken bende son yurt dışı gezimi anlatayım istedim.. Tabiki size bakan yönüyle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört ay önce geldiğim ve beş ay kaldığım bir ülke: Güney Afrika.. Evet çoğu kişinin beklemediği bilmedi bir yer... Ve gerçekten çok ilginç ve harika diyebileceğimiz bir şehir.. Şehir diyorum çünkü cape town da kaldım 5 ay boyunca..Neyse fazla uzatmayalımda bana ilginç gelen yönleriyle sizinle paylaşayım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak İngiliz sömürgesi bir ülke.. Heryerde ingilizlere ait şeyler görebiliyorsunuz.. Halkı ingiltereyi benimsemiş.. Spor programlarında ingiltere liginden maçlar gösteriyorlar.. Tv programları ingiliz ağırlıklı.. Ülkenin 6 ulusal kanalı var.. biri afrikans dilinde.. ülke 11 kabileden oluşuyor ve bunların hepsi ingilizce konuşabildiği gibi kendi kabilelerinin dillerinide konuşuyor.. Bunlardan en ilginç olanı koza kabilesinin konuştuğu klik dili.. Konuşulanları dinlediğinizde çok komik sesler duyuyorsunuz, damak şaklatmasına benzer..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları çok kibar ve sıcak kanlı, bizim gibi yardım sever.. Ama zevksizler.. Yani evlerini döşerken giyinirken çok dikkat etmiyorlar.. Sabah 6 da kalkıp akşam 9 da yatıyorlar.. Bu tüm ülkede böyle hafta sonları hariç.. adamlar işe 7 de başlayıp saat 4 te bitiriyorlar.. sonra isterlerse ek iş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trafik problemleri yok.. süper yolları var ve trafik tersten akıyor.. Süper arabalar görmek an meselesi.. halkın yuzde yirmisi beyaz.. Genelde zengin kısım.. Gördüğüm her pencere dışarı doğru açılıyor.. Paralarının üzerinde devlet başkanlarının değil afrikayı temsil eden hayvanların resmi var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en buyuk altın ve elmas rezervlerine sahip olmalarına rağmen takı tasarımında hep hayvan figürleri kullanıyorlar.. Berberleri traş etmesini bilmiyor.. En uzun traş 10 dakika.. mısırı haşladıktan sonra yağlayıp yiyorlar. yoğurdu her zaman meyvalı yiyorlar.. içecek çeşitliliği konusunda çok fazla meşrubat seçeneği var..çay içmiyorlar.. yemeklerinde  ekmek kullanmıyorlar.. yüzde doksan prinç oluyor ve princi sadece suda ıslatıp yumuşatarak lapa şeklinde yiyorlar.. salata kavramları gelişmemiş.. Meyva yeme alışkanlıkları yok..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirde dünyanın en belirgin ikinci coğrafi yapısı olan masa dağı var.. 1086 metre yüksekliğinde üstü dümdüz bir dağ.. üzerinde dolaşabiliyorsunuz ve dağın üzerinde genelde bir bulut oluyor ve buna masa örtüsü diyorlar.. dünyada güneşin batışının seyredileceği en güzel ikinci şehir olarak geçiyor cape town.. ve kimse bu uzmanlar bilmiyorum ama dünyanın en romantik şehirleri arasında sayıyorlar cape town ı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm insanların süper bir ritm duygusu var.. en küçük çocular bile müthiş dans ediyor.. Futbolun populer olmadığı bir ülke guney afrika.. ruggby ve kriket populer.. sokakta çocukları kriket oynarken görebilirsiniz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ülkenin 3000 km denize kıyısı var.. ve süper plajları.. atlantik okyanusu girelemiyecek kadar soğukken(4 derece)  hint okyanusu 25 derece sıcaklıkta..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsaların %40  gibi bir oranı işsiz ve sokaklarda yatan insan sayısı çok fazla.. yolda yürürken sizden ortalama 10 kişi kesin para istiyor.. tahmin edebileceğinizden çok müslüman var.. Hatta ana caddede bir şapka dükkanına girdiğimde baş örtüleri vardı ve beril marka tabiki bursada.. Çok şaşırmıştım.. lokantalarda muslumanların yemeleri için helal sertifikası çıkartmışlar.. Oralarda rahatlıkla yiyebiliyorsunuz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir merkezinde yukselen binalar beni gerçekten şaşırttı.. shell, hotel holiday inn, hotel sheraton, LG gibi bir anda sayabileceğim şirketlerin merkezleri var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla anlatmak isterim ama uzun yazıp sizide sıkmak istemiyorum.. Ama birgün bir değişiklik yapıp yurt dışına gitmek istiyorsanız. Ümit burnuna 80 km uzaktaki Cape town u tavsiye ederim.. Benden de selam soyleyin..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112059818244762752?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112059818244762752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112059818244762752&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112059818244762752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112059818244762752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/gney-afrikaya-bak.html' title='Güney Afrika&apos;ya Bakış'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112057475008886031</id><published>2005-07-05T17:45:00.000+03:00</published><updated>2005-07-05T17:45:50.093+03:00</updated><title type='text'>karadenizde bir garip jet ski</title><content type='html'>bakın size hafta sonu yasadigim bir kazayi anlatayim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hafta sonu sirketle piknige gittik, marmaranin- hirçin asi karadeniz&lt;br /&gt;ile birlestigi bir koya&lt;br /&gt;once hersey gayet sakindi takiii biz arkaşla jet skiye binmeye karar&lt;br /&gt;verinceye kadar neyse bindik.bastık gaza, guvenlik seridini gecip asi&lt;br /&gt;karadenizin dalgaları ile bogusmaya basladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizim guven her dalgaya giriyor bir,iki uc araç zipliyor biz&lt;br /&gt;zipliyoruz. hatta bir seferinde arac bir metre, bir metrede biz havaya&lt;br /&gt;uctuk, bir taraftan da bagiriyoruz.&lt;br /&gt;son dalgada guuuuum ben bir tarafa arkadaş bir tarafa arac bir tarafa&lt;br /&gt;uctuk kiyidan min. 600 metre aciktayiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama nasil dalga var nasil anlatamam. anlatırımda göresel olması lazım burada olmuyor. cirpinirdi karadeniz derler ya&lt;br /&gt;nasil cirpindigini yakinen ogrenmis olduk. Karadenizin işi çırpınmak mış nedemeye ugraşıyorsa :)) araca ulastık ama&lt;br /&gt;calısmadı su almis.darbe-2. ilk bir dakika ikimizde coktuk resmen tamam dedik&lt;br /&gt;yolun sonuna geldik. u dönüşüde yapılamıyo. birbirimizin suratında ifadeyi görünce iyice dağıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir dakikadan sonra kahkalar ile gulmeye basladik. dusunsenise jet&lt;br /&gt;skiye tutunmus iki kisi uzerlerinde surekli bir dalga,sonra diğeri. karadeniz dövüyo resmen. su yutuyorlar&lt;br /&gt;ve guluyorlar. gulduk cunku baska yapacak bir isimiz yoktu, hirçin&lt;br /&gt;karadenize bakip bakip gulduk. tabi oda kendisine guldugumuzu anlayinca&lt;br /&gt;daha hircinlasti kopurdu kudurdu nihaah haa bisey yapamadi :)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaklasik bir saat bouyunca kiyiya dogru yuzerek jet skiyi&lt;br /&gt;tasidik.halbuki  bizi tasiyacak diye para vermistik. eger 15 dakika&lt;br /&gt;sonra yan kayaliklardan yuzerek can kurtaran gelmeseydi aksama ancak&lt;br /&gt;varirdik sahile veya hiiiiic.&lt;br /&gt;cankurturan; eger dalgalarin bugun boyle oldugunu bilseydim size izin&lt;br /&gt;vermezdim diyo. lenn dedik bu simdimi soylenir dallaycankurtaran. :).adama orda kafa atmak istedik ama atamadık. sonuçta cankurtaran ve kuratrılan can da bizim kisi. şaka bir tarafa elemanda sağlamdı. beraberce kıyıya taşıdık jeti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama sunu soyleyim o gunun tadini biz cikardik.  jet skiye binmekten&lt;br /&gt;daha zevklisi nemi. ondan dusup karadeniz dalgalari ile bogusmak ve tuzlu su&lt;br /&gt;yutmak derim. :) tabi karaya ciktiktan sonra bunlari soyleyebildim. Ha bu&lt;br /&gt;arada ikimizinde can yelegi vardi olmasa idi tipyedi apar topar benim&lt;br /&gt;mezarimin basine gelirdi bir fatiha icin. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yuzmeyi kendimizi kurtaracak kadar biliyoruz derdim. ama karadenizin&lt;br /&gt;bu dalgalarini gorunce artik karadeniz haric diyecem :))&lt;br /&gt;neyse aranizdayim bende artik&lt;br /&gt;bir daha karadenize girmem girsemde boyumu gecen yere asla gitmem,&lt;br /&gt;translantik ile bile :)))&lt;br /&gt;gerci yuttugum sular vucudumdan atilinca ki bu alti ay surer bir daha&lt;br /&gt;dusunurum.:))&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112057475008886031?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112057475008886031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112057475008886031&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112057475008886031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112057475008886031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/karadenizde-bir-garip-jet-ski.html' title='karadenizde bir garip jet ski'/><author><name>tipdort</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00103574420716565276</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112056840712406107</id><published>2005-07-05T15:35:00.000+03:00</published><updated>2005-07-05T16:00:07.303+03:00</updated><title type='text'>Yapıkredi rezilliği</title><content type='html'>Uzun yıllardır çeşitli bankalarda işlemler yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbank'tan internet şubesi şifremi ikide birde değiştirmemi istemeleri ve en sonunda unuttuğumda bulunduğum şehirden 400km uzaktaki hesabı açtırdığım şehre yolculuk yapıp mesai saatleri içerisinde bankalarındaki kuyruğa girmemi rica ettiklerinde vazgeçmiştim. (3-4 yıl önce)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garanti bankasıyla ise bir önceki işverenimin maaşlarınızı bankaya yatıracağız böylece kolayca çekeceksiniz yalanına inanarak (tabiki sigortaları düşük gösterebilmek için hiçbir zaman bunu yapmadılar) çalışmaya başlamıştım. Halen en favori bankamdır. Garantiye şikayet maili attığımı hiç hatırlamıyorum. Hatta telefon ettiğimide. İnternet bankacılığında herşey o kadar kolay ve hızlı ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni işverenim maaşları yapıkrediye yatırdığından malesef kendileriyle muhattap olma zorunluluğum doğdu. Halbuki benim için tamamen yeni bir tecrübe olacağından ilkin heyecanla şubelerine gitmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapıkredi devlet bankası değilse bile olmalı bence. Çünkü bürokrasi nasıl üretilir konusunda doktora derecesine sahip yöneticileri ve iş karıştırma, zorlaştırma departmanları bulunduğuna adım gibi eminim. Daha önce sayfalar sürecek bir sıkıntı yaşatmalarının ardından şikayetim sonrası güya müşteri memnuniyeti için arayıp şikayetlerimi kibarca ifade ettiğimde azarlarcasına cevap yetiştiren crm ekiplerine taktir vermeli, kredi derecelendirme kuruluşları en süper muhteşem banka seçmeli bunları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce kendilerine diğer hesabımdan yaptığım ve 4 saattir ulaşmayan eft'min akıbeti hakkında bir soru sormak için aradım. Saat 15 civarıydı. Yaklaşık 20 dakika sonra bir müşteri temsilcisiyle görüştürdüler. Akabinde bana mevcut 4-5 şifremin yetmediğini ıvır ve zıvır şifreleri oluşturmam gerektiğini söyledi. Yahu bütün güvenlik kalkanlarını geçmedim mi? Bu da neyin nesi? Yok, yok. Herşeyden önce bizim güvenliğimiz. Oluşturduk ettik. Bunu da müşteri temsilcisi ve IVR'ın birbirine karışan sesleri arasında yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen en yeni 5 kademe güvenlik şifrenizi diğer 4 şifrenizden ve şunlardan bunlardan farklı girin. Ama bu şifreyi hemen düşünün 5 saniyede tuşlayın yoksa kabul etmem. Neyseki hesap kitap işleri ve refleks konusunda iyi sayılırım. İki üç kızgın sesli yanıt ve müşteri temsilcisi gürültüsü arasında hallettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat oldu 15:35.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşteri temsilcisi ne dese beğenirsiniz. Şimdi telefonu kapayın. 3,5,8 tuşlayın müşteri numaranızı, bilmemne kodunuzu, en yeni güvenlik şifrenizi girin sonra 5 ve 2ye basın sonra zıplayıp el şaklatın, olduğunuz yerde iki kez dönün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalgamı geçiyorsunuz derken telefon kapandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha aradım. Tek istediğim birini bulup kardeşim nerde bu falanca numaralı eft parası demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediklerini hızla not aldığımdan işide inada bindirdiğimden harfiyyen yerine getirdim. Bekledim. Bir arkadaş çıktı.  Merhaba, benim adım Kazım sizin adınız nedir? Kibarlığınızı yesinler. Elli numara ve şifre girdik hala adımı çek edicek. Verdim. Evet tipyedi bey, şimdi doğum tarihinizi,  baba adınızı ve bilmemnelerinizi söyleyin. Tek tek söyledim. Saat 15:40&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sorununuz neydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yanıt için 40 dakika telefonda bekledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sorunum şu arkadaşım. EFT yaptım nerde bu para. Bak numarasıda şu. Diğer bankayı aradığımda 30 saniyede sonuçlandı talebim. Bu numara ile sizi aramamı söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kontrol ediyorum. Hmm.. Hatalı bir hesap numarası girmiş olabilir misiniz?&lt;br /&gt;- İmkansız, zaten daha önce kayıtlı bir hesaptan bir butona basarak gönderdim. Listeden seçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O halde siz iyisimi üç beş saat bekleyin. İşler biraz sıkışık ondandır. Gelmezse bi daha arayın. Bu arada kayıtlarımda birşey farkettim sizde sadece 5 şifre var?? Halbuki mesela burda başka bir işlem yapmak isteseniz 6. tarih şifresi adlı yeni bir şifremiz devreye girecek. Onu oluşturmanız gerek. Hadi yapalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yok arkadaşım yok. Yapıkrediye maaşım geldiği gün o uyuz internet şubesinden anında diğer hesaplarıma transfer ediyorum. Bir başka işlem yapmak, hele hele sizle çalışmak. Asla!! Gidin siz yapı yapın kredi verin. Ama bireysel bankacılık diyerek insanlara eziyet çektirmeyin. Ya da gidin garantiyi inceleyin biraz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112056840712406107?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112056840712406107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112056840712406107&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112056840712406107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112056840712406107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/yapkredi-rezillii.html' title='Yapıkredi rezilliği'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112049126763145100</id><published>2005-07-04T18:13:00.000+03:00</published><updated>2005-07-04T18:34:27.636+03:00</updated><title type='text'>Almanya'ya dair</title><content type='html'>Almanları nasıl bilirsiniz?&lt;br /&gt;Çalışkan, takım oyunu nedir iyi bilen, dürüst.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya Almanya'yı?&lt;br /&gt;Yemyeşil, bisiklet severler için cennet, sakin, huzurlu, düzenli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen Berlin'de karşılaştığım bazı Almanlar gelecekleri açısından oldukça tedirgindi. Siz Türkler üretim maliyetlerini bu kadar düşürmeseydiniz fabrikalarımıza kilit vurmak zorunda kalmazdık diyor. Benim cevabım ise maliyet düşürmek suç ise suçlunun Çin olduğu yönünde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dortmund'ta Türklerle konuştum hepsinin derdi aynı. Fabrikalar bir bir kapanıyor ve ucuz ülkelere taşınıyor.  Ama o kadar kapsamlı bir sosyal sistem kurulu ki 80 milyonluk Almanya'da aç kalmanız bir yana sıkıntıya düşmeniz bile imkansız. İster işiniz olsun ister olmasın. Fabrikaların kapanmasından ve işsiz kalmaktan korkanların hiçbiri Türkiye'ye geri dönmeyi düşünmüyor bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence Almanya'nın sorunu ucuz işgücü değil. Zira ellerinde sağlam bir kapital birikimi olan Alman firmaları Çin gerçeğinden en kazançlı çıkanlar arasında. Geçen yıl Alman firmaların kar rekorları kırdığını da görmezden gelmemeli.  Ama Almanya gibi sosyal destekleri güçlü ve zenginlik konusunda tepe noktada yer alan ülkelerin sorunu gelecek nesiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin keyfi o kadar yerinde ki insanları okumaya "zorlamak" imkansız. Örneğin Almanya'nın mühendis açığı var şu anda. Kapatması ise imkansız. Elektrik mühendisi olarak sadece bu yıl için bile 2000 açıkları mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum Almanya için dezavantaj iken işsizliğin azalmakla birlikte oldukça yüksek sayılabileceği Türkiye için avantaj olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Hem 2 milyon 800 bin Türk'ün yaşadığı bir ülkede Hintli veya Çinliler gibi kültür şoku yaşamaksızın kolay adaptasyon hem de Almanlardan farklı olarak esnek düşünme ve "bir olurunu bulma" yetenekleri güçlü memleket evlatlarının oralarda başalarılı olmaları kuvvetle muhtemel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şu an mühendislik fakültesinde okuyan bir öğrenci olsam ilk yapacağım şey Almanca kursuna kaydolmak olurdu. Kaliteli bir hayat yaşamak, iyi kazanca sahip olmak öncelikli beklentiniz ise Almanya güzel bir hedef olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi, koyu kıvamlı kapitalizm düşüncesi, geliştirme departmanları ve know-how'un da iş gücü ucuz ülkelere transferini beraberinde getirmezse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112049126763145100?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112049126763145100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112049126763145100&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112049126763145100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112049126763145100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/almanyaya-dair.html' title='Almanya&apos;ya dair'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112042083963865587</id><published>2005-07-03T22:22:00.000+03:00</published><updated>2005-07-03T23:00:39.680+03:00</updated><title type='text'>Tatil Şart</title><content type='html'>Hava sıcak, daha da sıcak olacak.. Evet çöl sıcaklarını yaklaştığını söylüyor sürekli havadan sudan konuşan uzmanlar.. İnsanlar durdukları yerde terliyor ve ferahlamak için çeşitli yöntemler geliştiriyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiki bunları iş yerinde yaşadığımızı düşünürseniz stresle beraber korkunç bir hal alıyor.. Yetiştirilmesi gereken işler, formal bir kıyafet içinde koşturuyorsunuz.. Bir evrak doldururken sağ üst köşeye gözünüz kayıyor ve evet yedinci aya girmişiz..  Yavaş yavaş çevreden tatil sesleri yükseliyor.. Bir plandır gidiyor. Tavsiyeler, hayaller, zamanlama ve bütçeler birleştiriliyor bir karar verilmek üzere..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç hadi hepberaber gaziantepe gidelim.. Haydaaa niye.. Çünkü dayınlar bekliyor.. Gerçekten geçerli bir sebep ve herkes güneye derken sen neşe içinde doğu yollarında.. Yolda giderken soruyolar nereye boyle.. Yok ben guneye doğudan inicem. Daha bi keyifli oluyor.. Kime inandırabilirsiniz ki tatile antepte olduğunuza..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin farklı bir durumu olabilir.. Ama uzaktaki akrabalarınızın batı ve guney sahillerinde yaşamalarında kararlı olun.. O zaman bu tür ziyeretleriniz daha bir keyifli olabir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi herkesin tatil anlayışı farklı olabiliyor.. Bazıları deniz olmadığı zaman ben tatil yaptığımı anlıyomuyorum derken.. yeşile hayran olanlar vardır..  Ama bazılarıda var ki suyu bardakta yeşili sadece salatada tercih ediyor.. Gerçi onların tercihi evim evim güzel evim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi tahminim bir çok kişi daha tatile çıkmamışken biraz hayal dünyasında tatil rüyalarımızı kışkırtalım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gittiniz ama nereye tabiki alanya gibi denizin rengine hayran hayran bakmaktan girmeyi unutacağınız kumun ve güneşin eksik olmadığı tam bir tatil mekanına..  plajda soguk meyva suyunuzu yudumlarken nefis bir kitap okuyorsunuz.. denize girdikten sonra gidip akşam yemegi için giyiniyorsunuz ve gecenin tatlı serinliğinde şık bir yemek ve eğlencenin gece modunda sabahlara merhaba..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan yeşillenmiş bir ortam.. odanızın camından yeşilin her tonunu seyredebiliyorsunuz.. ormana küçük bir yürüyüş, nefis manzaralar ve muhteşem çiçek kokuları içinde.. kuş cıvıltıları sizin huzurunuza tatlı tatlı eşlik ederken gidip odanıza çıkıyor ve havuza girmek için hazırlanıyorsunuz.. tertemiz bir havuz ve kenarında keyifle okuduğunuz bir dergiye göz atıyorsunuz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte genelde yoğunlaşılan veya muhtemel tercih edilen tatil seçenekleri derken bir alternatif tatilde benden gelsin.. bir hafta buralarda gideceğimize gidelim bir yurt dışı yapalım.. tamam belki 3 gun olur ama turist olmanın dayanılmaz özgürlüğünü hissedecek ve yeni bilmediğiniz bir yeri keşfedip o kültüre ait şeyleri öğrenmenin heyecanını yaşıyacaksınız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sıralar benim tercih ettiğim bir tatil yurt dışı.. Bakalım bütçe ve zamanlamayı ayarlayalım yakın gelecekte bir planımız var.. Araştırmalar devam ediyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatilde evde kalmayı tercih edenleri saygıyla selamlıyorum.. biz geldiğimizde tüm olanları onlara  anlatacağız.. Hadi tatileeeeeeee.. küçük çantayıda al İsmet..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112042083963865587?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112042083963865587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112042083963865587&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112042083963865587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112042083963865587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/tatil-art.html' title='Tatil Şart'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112030410142079970</id><published>2005-07-02T14:07:00.000+03:00</published><updated>2005-07-02T14:35:01.440+03:00</updated><title type='text'>Çocukluğunuza İnelim</title><content type='html'>Uzan şuraya dedi..&lt;br /&gt;Tedirgindi aslında niye geldiğnide bilmiyordu, içindeki sıkıntı adını koyamadığı bir girdap onun sıkıyor ve boğuyordu..  Beyfendinin gösterdiği deri büyük koltuğa yavaşça oturdu.. Biraz kaykılarak ayaklarını kısa bir iskemleye uzattı.. Gözleri adamda ne yapacağını bilmeden heyacanlı heyecanlı bakıyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kapa gözlerini dedi adam.. Derin bir nefes al ama nefesi nereden aldığını hissedebileceğin bir nefes olsun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefesini çok derin çekti çekti ve bırakıverdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortam biraz loştu. Adamın sesi pürüzsüz ve toktu.. yerinden yavaşça doğrularak&lt;br /&gt;- hiçbir şey düşünmemeye çalış..Burada olduğunu unutmanı istiyorum dedi..İnelim bakalım ne kadar ineceğiz diye fısıldadı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam ince bir uykuya dalacakken bu fısıltı dikkatini dağıttı.. Ne inmesi nereye kim, niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrarladı adam inelim ve görelim kim sıkıntıya sokmuş seni.. Çocukluğun nasıl geçti acaba diye ekledi kısık bir sele..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerinden fırladı bir anda..&lt;br /&gt;-hadi len ordan.. çocukluğummuş ,inmekmiş nereye iniyon sen kardeşim diye çıkıştı bir anda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor şok olmuştu.. Durun beyfendi inseydi k bi göreydik yaw dedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir inerim pir inerim dedi.. Adam mı uyutuyorsun doktor bozuntusu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet dedi doktor ''adam uyutuyorum,  ama bildiğiniz gibi değil'' dedi çekinerek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Seni şarlatan.. milleti uyutup para kazanıyorsun adıda çocukluğuna mı inmek oluyor bunun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor ne kadar açıklamak istediysede olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hışımla dışarı çıktı hızlı hızlı yüüyordu nereye gittiğini bilmeden . Ağzında sürekli tekrarladağı ''hıh çocukluğuma inecekmiş..'' kelimelriydi.  Soluk soluğa kalmış ve bir parka oturmuştu.. etrafı seyreerken sakinlemeye çalışıyordu.. yanına bi çocuk geldi kediyle oynuyordu.. sevimli şirin bir çocuktu.. Ona baktı.. O kadar kendini vermiştiki oyuna kimse umrunda değildi... Bir anda annesinin gür sesiyle irkildi her ikiside..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bırak o pis hayvanı..diyerek çocuğun minik yüzüne bir tokat attı.. Çocuğun ilk ağlamadan önce annesine bakışındaki korkuyu okudu gözlerinde ve ürperdi... Ağzına doktorun sözü dolandı ''çocukluğunuza inelim''.. yerinden yavaşça kalktı ve çocuğu öpüp doktora doğru yürümeye başladı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımızdan çıkarılan dersler: 1-Parkta çocukları öpenler doktora gider. 2-Birisi çocukluğunuza inecekse bırakın insin. Ve sonuncu dersimiz; Parkta çocuğuna bağıran anne adamı dotorluk yapar..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112030410142079970?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112030410142079970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112030410142079970&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112030410142079970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112030410142079970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/07/ocukluunuza-inelim.html' title='Çocukluğunuza İnelim'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112016163139252551</id><published>2005-06-30T22:24:00.000+03:00</published><updated>2005-06-30T23:00:31.446+03:00</updated><title type='text'>Bebeğin Biliçlisi</title><content type='html'>Aslında herkesin isteyebileceği birşeyden bahsetmek istiyorum.. Akdeniz ikliminde bembeyaz sıcak kumsalda buz gibi kolanızı içerken güneşlenmekten bahsetmiyeceğim. Tabiki tatil dönemi insanların istediği tek şey mükemmel bir tatil.. Gelin bunu daha sonraya bırakalım.. Biz gelelim kendi konumuza. Peki neydi bizim konumuz? Tabiki daha söylemedim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumuzu biz hep çekilmiş fotoğraflardan ninelerimizden annemizden babamızdan ve bizim çocukluğumuzu hatırlayabilecek biz hariç herkesten dinlediğimiz şeylerle biliriz.. Halbuki herkes sizi kendi penceresinden bakarak anlatır.. Halbuki siz gerçekten nasıldınız? Garip bir soru aslında temelinde bizim hatırlayamadığımız 3-4 yaşına kadar ki süreyi tanımlamayla ilgili.. Diyorum ki o dönemi bir çocuk bilinçli ve özgür iradesini kullanarak yaşasa iyi mi olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bir insanın hayatındaki bir dönemini kendinin hatırlayamaması ilginç geliyor bana.. Peki hatırlamalı. Yani hatırlamaya değer şeyler varmı? Kaldıki tüm eşya isimlerini ıvır zıvır herşeyi o süreçte öğreniyoruz. Kaldı ki daha bilinçli olsa daha verimli olmaz mıydı? Yani en azından neyi bilip neyi bilmediğini bilir ona göre en kısa zamanda öğrenirdin.. Gerçi dediğim kaygıda bir 2 yaşındaki çocuğu düşünemiyorum bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan şunu biliyorum ki hatırlamak hafızayla ilgili. Zannediyorum bunu tek bilen ben değilim. Hafıza denen olay sürekli gelişen bişey mi yoksa bir yere kadar gelişip sonra geliştirilebilir özellik mi taşıyor. Mesela bir insanın olayları hatırladığı en erken yaşı 4-5 felansa bu şumu demek; insanın hafızası ilk 4 sene ileriye bilgi aktaramıyacak kadar küçük ve işlevsizdir daha sonra oturaklaşır ve bir büyüme sürecine girer... Yoksa sabit bir hafıza kapasitesi varda küçükken kullanmayı mı bilmiyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki siz istermiydiniz kendi hayatınızın ilk 4 yılını bilerek yaşamayı.. Nasıl olurdu sizce? Bir bakalım nasıl olurmuş: yaşınız 1,5 ve yürüyebiliyorsunuz.. Gece çişiniz geldi, bilmiyorsunuz bu konuda ne yapacağınızı tabiki saldınız gitti.. Kaldıki kimsenin yatığına bunu yaptığını görmediniz ama ne yapılacak konusunda hiç bir fikriniz yok.. Bir ıslakllık ki sizin uykunuzu bile kaçıracak şekilde.. Konuşma çokta fluently değil. Yapabileceğin tek şey var. Ağlayım o zaman gelir bizim valide.. Gün içinde acıktığınızda da aynı taktiği yapıyorsunuz.. Gerçi bu ihtiyacını görmek için sizden başkası ağlamıyor... Bir takım sesler çıkartıyor.. Birde yemeği verirken anneniz size mamamamama gibi bişey söylüyor.. Bu kolay bunu söylersem o zaman ne istediğimi anlar  diyorsunuz. Bakın bişeyleri farkedip öğrendiniz hemen.. Kaldıki hayata milletin bir karış diye tabir ettiği boydan bakmak sizi olabildiğince meraklı yapıp elinize ne geçerse çekiyorsunuz. Tanımlamak için yaptığınız tek test ''tat testi''.. Cisimleri ilk olarak yenilir veya yenmez olarak ayırıyorsunuz, Çünkü şu ana kadar sizin gündemizin çoğunu yemek ve uyku oluşturdu... Ve bu şekilde devam edip gidiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüyorsunuz aslında çokta kötü bir tablo değil.. Hem bilinçli bir çocuk annesini daha az üzer diye düşünüyorum.. Ama bir yandanda daha iyi olsaydı bu şekilde olurdu, olmadığına göre dezavantajları var diyede düşünmüyor değilim. Ya harbiden sizce nedir dezavantajı? Var mı gerçekten. Yok birde herkes aslında bilinçli yaşamiş o yıllarını tek ben bilinçsiz yaşadığım için herkesi kendim gibi zannediyormuşum ne gülerim ama..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112016163139252551?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112016163139252551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112016163139252551&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112016163139252551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112016163139252551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/06/bebein-bililisi.html' title='Bebeğin Biliçlisi'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112014627925313055</id><published>2005-06-30T18:44:00.000+03:00</published><updated>2005-06-30T18:44:44.143+03:00</updated><title type='text'>Nefret/gözler kalbin aynasımı?</title><content type='html'>gözler kalbin aynası derler peki o zaman insanlardan nefret eder gibi etrafa bakışlar fırlatmak ve bunu en doğal hali gibi sunmak neyin nesi ve kim bu insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçekten gözünün  gördüğü insanlardan nefret etmek kalbinde varda aynayamı yansıyor. &lt;br /&gt;peki hayatına başrol oyuncusu veya figuran olarak girmiş çogu insandan nefret etmeyi nasıl açıklarsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında birçokgün sırf cümlemizin yüklemiz olsun diye kullandığımız bu kelime -nefret- insanı insanlardan tecrid edip soyutluyor. Yalnız bırakıyor. Ve tüketiyor. Keşke çevremde böyle insanları hiç görmesem&lt;br /&gt;''Hadi gelin herkesi koşulsuz sevelim'' diye hümanistce bir yaklaşım içinde olmayacağım olmamda, ama şu tüm negatif duyguların kaynağı nefreti önce kalbimizden atmamız lazım diye düşüyorum, zaten gözden kaybolup gidecektir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112014627925313055?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112014627925313055/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112014627925313055&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112014627925313055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112014627925313055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/06/nefretgzler-kalbin-aynasm.html' title='Nefret/gözler kalbin aynasımı?'/><author><name>tipdort</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00103574420716565276</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-112007043817713287</id><published>2005-06-29T21:10:00.000+03:00</published><updated>2005-06-29T21:40:38.183+03:00</updated><title type='text'>Yorgunum Dostlarım Yorgunum Artık</title><content type='html'>Edebi olunuz musunuz miyizmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edeb iyidir hoştur.. Hepimiz onu iyi biliriz. Kimseye kötülüğü dokunmamıştır.. Dokunan varsa çıksın söylesin.. Birde işi olmayıp bu güzelim kelimeden kelime türetmişler.. edeb-iyat... yaa İşte olay budur.. edebiyatın tabiki bir çok yönü vardır.. Geçtiğimiz zaman içinde &lt;a href="http://mesafem.blogspot.com/2005_05_01_mesafem_archive.html"&gt;''bunalım edebiyatı'' &lt;/a&gt;na dair bir yazımız olmuştu blogumuzda.. Ben severim edebiyatı.. her türlüsünü... bu konuda birşeyler yazmak başka bir blogta şiirimi paylaşmaktan mütevellid (konu edebiyat olunca divan edebiyatınıda ara ara bu şekilde yad edicem) elime geçen bir dünya ki o benim şiirlerimin yazılı olduğu defter bir anda yönlendirdi beni..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seferde ''yorgunluk edebiyat'' ın dan bahsetmek isterim.. Bu tür iş yerlerinde, pikniklerde ve olabilecek potansiyel beden işinin var olduğu her yerde kendini gösterir ve geliştirir. Bu edebiyatın babası kimdir bilmiyorum ama çok yorgun biri olduğunu zannetmiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu edebiyatı yapan insanların tarzı genelde serbesttir.. Yani aruz veznine uyayım, yok cinas yapayım.. tecaili arifane burdan geçse bana ne der gibi bir kaygısı yoktur.. Bu edebiyatın gelişmesine ağır ve yorucu işlerden kurtulma hissiyatı çok destek vermiştir..  Bu edebiyatla uğraşan edebiyatçılarda edebi- yat ın yatmak kısmını bizzat gerçekleştirip edeb kısmından zaman zaman uzaklaşırlardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu edebiyatçılarımız gün içerisinde sürekli yoğun ve yorgun olarak bilinirler. Hatta bu noktada sinirli ve agresif söz ve efektlerle sanat eserlerini süslerler.. Bu anlamda kimse onlardan bir iş rica edemez..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-çok sıkıntı var, yine mesaiye kalacam, yetişecek çok iş var, imkansız kafamı kaşıyacak vaktim yok, elim ayağım tutmuyor, abi bugun benden birşey istemeyin, püfffff, offfff. v.b. ...  sözler bu edebiyatın neredeyse temel taşıdır.. Ama gözler fel fecir okur(nasıl birşeyse felfecir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip arkadaşlara geliştirilebilecek tabiki çeşitli edebiyatlar mevcut.. Mesela ''gizli tehtid edebiyatı'' dediğimiz tür bu arkadaşların dilinden anlayabileceği çok sevmeselerde işinize yarayacak bir türdür.. Halk arasında &lt;em&gt;''aba altından sopa göstermek''&lt;/em&gt; diyede bilinen bu türde yapacağınız çok basit.. işinizin size bakan kısmını yapın ve direkt işi edebiyatçımıza paslayın.. veya sizden çıkarı olduğu bir konunun bahsini açıp ardından bir şeyler rica edin..  sorumluluk onda iken edebiyat değil iş yapacaktır emin olun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela İsmet iş yapmaz edebiyat yapar, ama onun işi edebiyat yapmaktır.. Öyle değilmi İsmet?&lt;br /&gt;İsmet: Dur abi karyendesin hıçkırığını dinliyorum, sinartrskinin piyonosundan... bugün yine yeşil giymiş...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-112007043817713287?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/112007043817713287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=112007043817713287&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112007043817713287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/112007043817713287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/06/yorgunum-dostlarm-yorgunum-artk.html' title='Yorgunum Dostlarım Yorgunum Artık'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-111997876109594788</id><published>2005-06-28T19:29:00.000+03:00</published><updated>2005-06-28T20:12:41.100+03:00</updated><title type='text'>Kralın Tavsiyesi</title><content type='html'>Kim istemez sultan olmayi.. Herkesin tek hedefidir.. Ah bi sultan olsam diye yasarız ömür boyu.. Hatta kandan irinden deryalar geçer namerde boyun eğmeyiz.. Öğle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki siz sultan olmak için neler yaptınız sorun kendinize.. Hiç bir şey değilmi? Olsun geç değil.. Sultan olmayı düşünen gençlere öğütler diye bir kitabın rehberliğinde bu zorlukları kolaylıkla aşarsınız.. Ne olacak sultan olunca? Ne olmazki; istediğiniz gibi at sürebilir ava çıkabilirsiniz.. Keyif sizindir çatın çatabildiğiniz kadar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki sultanlığa denk tutulan kavramlar varmi hayatımızda? Tabiki var.. Ne mi? ''&lt;em&gt;Bekarlık&lt;/em&gt;''... Gerçekten öğlemi dersiniz? Bir bakalım.. Şimdi bekar adam dediğimiz arkadaş bir kere ailesiyle kalıyor olmamalı.. Tek yaşıyacak.. En önemli şart budur.. Şimdi sultanın hayatına bakalım tabi o yüce divandan izin çıkarsa;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kaltı, oda havasız ve loş.. olabildigine sessiz bir sabah.. kimse perdeleri acip sarki soylemiyor.. Neyse kalti ve kahvalti yok.. çay yok. püüffff diyor içinden sultanımız.. ama içinden.. Sonra işe koşturarak gidiyor.. (Tabi her sultanın bir işi vardır) Ve yorulmuş sarayına dönüyor. Kapıyı çalıyor ama saray boş.. Neyse kendi imkanlarıyla giriyor, yemek yok. dunden kalma bulaşıklar.. deli eden bir sessizlik.. &lt;em&gt;''Amanın ne güzel iyiki sultanım''&lt;/em&gt; diyor içinden.. Hiç konuşmuyor gece boyunca.. Çünkü sarayda kimse sormuyor ''günün nasıl geçti''diye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya arkadaşlar bi bakın şu sultalığa yaa.. Kim söylemişse evlenecek kız bulamadığından kendini avutmak için söylemiş.. Ben size söyliyim.. Bekarlık sultanlıksa, evlilik krallıktır... evlenin evlendirin.. evlenmeyenlere engel olun..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-111997876109594788?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/111997876109594788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=111997876109594788&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/111997876109594788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/111997876109594788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/06/kraln-tavsiyesi.html' title='Kralın Tavsiyesi'/><author><name>tipbir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04846484169015745180</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13035820.post-111995207615626760</id><published>2005-06-28T12:21:00.000+03:00</published><updated>2005-06-28T12:47:56.163+03:00</updated><title type='text'>Hayatın tadı</title><content type='html'>Bu bir soru değil ve cevabı coca-cola değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı doyasıya yaşamak ile ilgili zaman zaman duygusal yönü ağır basan çeşitli sunumlar size de forward ediliyor olmalı. Tavuk suyuna hikayelerle bezenmiş geç kalma git dışarıda hayatını yaşa söylemleri. İki saniye kadar hak verip "ben ne yapıyorum böyle, hayatım akıp gidiyor" dedikten sonra çalan telefona cevap vermeler. Refleks olarak son gelen maile tıklayıp delete basılması ve düşüncelerin üzerine kalın bir örtü çekilmesi. Hazin son.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendi elleriyle kurduğu ve sonrasında hayat amacı yaptığı sisteme dışarıdan bakmak her geçen yıl biraz daha zorlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluktan itibaren kendinizi akıntıya bırakırsanız göz açıp kapayana kadar emeklilik maaşınızı alan ve çaresizce ölüm için sırasını bekleyenler arasına katılacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden mi? Akışı biraz analiz etmeye ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çocukken hayatı anlamaya başladığınız anda eğitim sistemi içerisine alınıyorsunuz, yarış atı için start veriliyor. Ne oyunlara ne de çizgi filmlere doyamadan sınavlar için kurslar, okullar için sınavlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama öyle dememeli; her şey iyi bir gelecek için, değil mi??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lise yıllarında üniversite hazırlığı, üniversite yıllarında kariyer hazırlığı, dil kursları vs. Nihayetinde üniversitede aldığınız bilgilere kalın bir sünger çekmenizi sağlayan askerlik hizmeti ve akabinde yine herşeye sıfırdan başladığınız kariyeriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kariyeriniz için sorgulama başlar: Hani etiketleriniz? Hangi okulları okudunuz? Hayatınızı nerelerde ne kadar çok ziyan ettiyseniz o kadar iyi bizim için. Sistemimize o kadar kolay adapte olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında yapay bir gülümseme ve "Sürümüze hoş geldiniz koyun bey. Sizi burada yepyeni işkence metotları bekliyor. Gece gündüz çalışmalar, toplantılar, kafanızı kaldırıp dışarıyı izleyemeyeceğiniz seyahatler. Çok eğleneceksiniz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam işinizden elinize iki satırlık tatillerinizde deliler gibi harcayacağını üç beş kuruş geçer ki, hayatınızın kadınını bulursunuz; evlilik. Düğün masrafları, hayatım şunu da alalım bunu da alalım. Herşey alınır ve sırada çocuk vardır. Artık kendiniz ile ilgili plan yapma ihtimaliniz dahi kalmamıştır. Herşey çocuğunuzun aynı kısır döngüyü en kaliteli şekilde yaşaması için. Üstelik artık işinizden çıkarılma korkusu kat kat artmıştır. Sistemin başındaki adam bir kahkaha daha patlatır bunu görünce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzun okulu, kursları ve sistemi için paranızı ve hayatınızı harcarsınız. Yaş 50'yi bulmuştur. Ama olsun, herkes sizi imrenerek izliyordur. Altınızda lüks bir araba, güzel bir ev, çocuklar. Daha ne istersiniz ki? Kendinize zaman ayırmak mı? Güldürmeyin beni. Emekliliğiniz var ya..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeklilik gelir çatar, ne elleriniz tutuyor ne de gözleriniz görüyordur. Hayattan tat alma yeteneğini %50 kaybetmiş bir bedenle bırakın bir yolculuğu göze almayı evinizden çıkmak istemezsiniz. Ama korkmayın, sistem sizin için herşeyi düşünmüş. Torunlarınızla eğlenebilirsiniz. Yılda iki kez bayramlarda sizi ziyaret ettiklerinde, tabi ederlerse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini kendi ellerimizle kurduğumuz bu kısır sisteme adamak böyle birşey işte.&lt;br /&gt;Kendinize bir sorun, şu an kimin için yaşıyorsunuz? Kendiniz için mi yoksa sistem için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistemin hiç vefası yok!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13035820-111995207615626760?l=mesafem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesafem.blogspot.com/feeds/111995207615626760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13035820&amp;postID=111995207615626760&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/111995207615626760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13035820/posts/default/111995207615626760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesafem.blogspot.com/2005/06/hayatn-tad.html' title='Hayatın tadı'/><author><name>tipyedi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15897370883728911167</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry></feed>
